Ole Einer Bjoerndalen: Biatlon Kralı

Efsane: “Olağanüstü bir başarı elde etmiş kimse, kurum vb.” Hayatımızın birçok alanında kullandığımız bu kelime, özellikle spor dünyasında tanınan kişiler için sıkça kullanılır. Peki TDK’da yer alan bu sözcüğün anlamı sizce tam olarak kelimenin anlamını veriyor mu? Bana soracak olursanız, hayır vermiyor. Peki neden? Çünkü herhangi bir spor dalında şüphesiz olağanüstü başarı elde eden kişi vardır ama her olağanüstü başarı elde eden kişi efsane midir? Efsane dediğimiz kişi bana göre benzersizdir, unutulmazdır, iz bırakandır. Bize o sporu hatırlatan ve sevdiren kişidir. Yani sadece olağanüstü bir başarı elde etmiş kişi değildir ondan daha fazlasıdır. The Sandlot filmindeki şu güzel replik gibi tıpkı; ”Kahramanlar unutulmaz, ama efsaneler asla ölmez.” Bir spor dalında efsane olmak kolay değildir, unutulmaz olabilirsiniz ama bir efsane olmanız için olağanüstü başarıları düzenli ve birkaç kere kazanmanız gerekir. Yeni bir spor dalına ilgi duymaya başladığımız zamanda da genel olarak başta onun kurallarına, yayınlarına ve son olarak efsanelerine bakarız. Ben de bu gün size okuyacağız bu satırlarda, Biatlona seviye atlatan, dünyada Biatlon denince akla gelen ilk isimden ve gerçek bir efsaneden bahsedeceğim. Yani Ole Einer Bjoerndalen ve efsanevi hikayesinden.

biatlon nedir diyenleri böyle alalım.

Yetenek çok tehlikeli bir şeydir. Eğer insan çok akıllı değilse yetenek çok çabuk kaybolur. Eğer çok iyi olmak istiyorsan yetenek elbette gerekir ama aynı zamanda çalışmayı da sevmelisin.

Ole Einer Bjoerndalen

Biatlonun Michael Schumacher‘i diye de tanımlayabileceğim Ole Einar Bjoerndalen sekizi altın olmak üzere 13 olimpiyat madalyasıyla, 1998-2016 arası elde ettiği 20 dünya şampiyonluğuyla, beşi üst üste toplamda 6 sezon şampiyonluğu ile “efsane” kelimesinin anlamını tam olarak yansıtan sporculardandır.

Ben her ne kadar kariyerini bitirdiği dönemden sonra Biatlonu izlemeye başlasam da, neredeyse her yarışta ismini veya kendisini gördüğüm Bjoerndalen 27 Ocak 1974 tarihinde Norveç’in Drammen şehrinde dünyaya geldi. Çiftçi bir ailede büyüyen Bjoerndalen öğrenim hayatına çok fazla ilgi göstermedi. Bunun aksine futbol oynadı, hentbol antrenmanlarına katıldı, çekiç attı, bisiklet sürdü ve koşu yarışlarına katıldı. Sporu çok seven bir evlada sahip olan babası eski bir atletizm sporcusuydu ve beş çocuklu bir aileyi geçindirebilmek için sporu bırakmıştı. Ailede Biatlon ile ilgilenmeye başlayan ilk kişi Bjoerndalen’in ağabeyi olacaktı. Ağabeyinin izinden giden küçük kardeş, 8 yaşında Biatlona başladı. Böylelikle ileride bir efsaneye dönüşeceği ve hayatını adadığı spora başlamış oldu.

Küçükken futbolcu olmayı hayal ediyordum. On dört yaşıma kadar çok fazla antrenman yaptım ama çok da başarılı olamayacağımı anlayınca bıraktım. O zamanlar Liverpool taraftarıydım ve Liverpool’dan sonra da başka bir takımı sevemedim.

Ole Einer Bjoerndalen ve Liverpool Teknik Direktörü Jürgen Klopp

1992/93 sezonunda kayaktaki hızıyla küçük yaşlardan beri antrenörlerin dikkatini çeken Bjoerndalen ilk gençler sezonuna başladı. 1993 yılındaki gençler dünya şampiyonasında elde ettiği başarıları (3 dalda dünya şampiyonu oldu) gözlerden kaçmadı. Bir sonraki yıl kendi evinde düzenlenecek 1994 Kış Olimpiyatları için milli takım kadrosuna dahil edildi ve yirmi yaşında ilk olimpiyatlarına katılmış oldu. Ancak genç yaşı ve fiziki yetersizliği sebebiyle kayda değer bir başarı alamadan bitti ilk olimpiyatları.

Bir sonraki sezon artık büyükler seviyesinde yarışmaya başlamıştı. İlk başlarda ayak uydurmakta zorluk çekti. 1994/95 sezonuna gelinceye kadar yarış sonuçları beklenenin altındaydı. Ama çınar yavaş yavaş yeşermeye başlıyordu…

Bu sezon ilk podyumunu Avusturya etabındaki sprint yarışını ikinci bitirerek elde etti. Sezon boyunca sprint yarışlarında gösterdiği istikrarlı başarılar nedeniyle bu dalda sezonu şampiyon olarak tamamladı ve genel klasmanda da sezonu dördüncü bitirdi.

1995/96 sezonu her ne kadar çok parlak geçmese de Bjoerndalen artık diğer alanlarda da zafer kazanmaya başlamıştı. Nasıl teniste başarılı olmak için üç zeminde de belli bir standartta oynamak gerekiyorsa biatlonda da aynı şekilde bütün yarış türlerinde başarılı olmak gerekiyor. O da bu yıl ilk defa, daha önce podyumuna dahi yaklaşamadığı bireysel yarışı kazanmıştı.

Geçen sezonu genel klasmanda dokuzuncu bitirerek başlıyordu belki de ilk süper sezonuna. Genel sezonda gelen üç galibiyet ve on podyum, dünya şampiyonasında bir gümüş ve bir bronza madalya ile kendini biatlon dünyasına gösteriyordu artık. Şampiyona tablosunu ikinci, sprint yarışları genel klasmanını bir kez daha şampiyon tamamlayarak çok güzel bir sezonu geride bırakıyordu. Biatlon da sevmeye başlıyordu artık onu. Bu gençte bir ışık olduğunu, ileride sporu çok başka yerlere getireceğini fark etmişti. Aralarındaki ilişkinin kuvvetlendiği sezon da diyebiliriz bu geçen sezona.

1997/98 sezonuna kaldığı yerden devam ediyordu. Tamamıyla ritmini bulmuş bir şekilde yukarı doğru taşıyordu başarı çizgisini. Japonya’da düzenlenen kış olimpiyatlarında tanıştı ilk olimpiyat altınıyla. Çok başarılı olduğu sprint yarışında gelmişti bu ilk madalya. Hava koşulları dolayısıyla iptal edilen yarışlar olmasaydı belki de daha da yüksek bir puanla kazanacaktı ilk genel klasman şampiyonluğunu. Takım yarışlarıyla birlikte on bir podyum ve bir kez daha sprint şampiyonluğu ile tamamladığı sezon, kariyerinin önemli ilkleriyle son buluyordu.

1998/99 sezonuyla birlikte kariyerinde yeni bir döneme başlıyordu. Olimpiyat şampiyonu olarak başladığı sezonda üç yarış zaferi ve on bir podyum ile aslında fena olmayan bir sezon geçirse de bu başarılar şampiyonluk için yeterli olmadı. 1999/00 ve 2000/01 sezonlarında da şampiyon olmayan Bjoerndalen bir başka biatlon efsanesi olan Raphael Poiree‘nin gölgesi altındaydı. Poiree’nin en formda sezonlarını geçirdiği bu dönemde, Bjoerndalen her ne kadar podyumlar açısından rekorlar kırsa da (1999/00’de 15, 2000/01’de 19) bunlar ancak sprint ve takip yarışlarında sezonu şampiyon olarak tamamlamaya yetiyordu.

2001/02 sezonunun başından itibaren o yıl düzenlenecek olan olimpiyat oyunları için teknik ekibiyle hazırlanmaya başlamıştı. Hani derler ya işlenen demir ışıldar diye, Bjorndalen’de o olimpiyatlarda adeta parlayacaktı. O dönem biatlonda yer alan tüm Ti dager - fire gull by Ole Einar Bjørndalenbireysel dallarda (bireysel, sprint, takip ve toplu çıkış yarışlarında) altın madalya kazanarak inanılmaz bir başarı elde etmişti. Bu bir ilkti, daha önce kimse böyle bir şey başaramamıştı. O kadar ki olimpiyatlardan sonra “10 gün-4 galibiyet” (Ti Dager-Fire Gull) adı altında Bjoerndalen’in inanılmaz başarısını anlatan kitap da yayımlanmıştı. Harika bir olimpiyat dönemi geçirmesine rağmen sezonu üçüncü tamamladı ve belki de en unutulmaz sezonlarından bir tanesi böylelikle son buldu.

2002/03 sezonunu Rusya’da düzenlenen dünya şampiyonasında aldığı iki altın madalya ve sezonu da aldığı 12 zafer ile şampiyon olarak bitirdi. Özelikle dünya şampiyonasındaki toplu çıkış yarışında gösterdiği performansı, Rus medyasına vermiş olduğu röportajda kariyerinin en iyi performansı olarak nitelendirmişti.

Bireysel dallarda dünya şampiyonlarında hiç altın madalya kazanamıyordum. 2003 deki zaferi dün gibi hatırlıyorum. Özellikle de toplu çıkış yarışını. Çok rüzgar vardı ama ben ona rağmen bütün atışlarda hedefi bulmuştum ve o da benim en iyi yarışım olmuştu.

2003/04 sezonunda Bjoerndalen’i annesinin kaybı çok etkilemişti. Dünya şampiyonasını altın madalya alamadan kapattı. Sezon şampiyonluğunu ise bir kez daha Poiree kazanacaktı.

Üzerindeki durgunluğu atarak başladı 2004/05 sezonuna. Bir kez daha sezonu domine eden Bjoerndalen 12’si bireysel toplam 15 zafer ile sezonu şampiyon olarak bitirdi. Bunun yanında sprint, bireysel ve toplu çıkış yarışlarında da sezonu lider kapattı. Sezon boyunca genel klasmanda altıncı basamağın altına düşmedi ve o yılki dünya şampiyonasında 2002 Olimpiyatlarında olduğu gibi tüm yarışlarda altın madalya kazandı.

Olimpiyat sezonuna çok formda giriyordu. Yine 2002’de olduğu gibi sezonun en başından beri olimpiyatlar için hazırlanıyordu. Ancak ocak ayında yaşadığı hastalık onun iki etabı kaçırmasına ve sezon başından beri yakaladığı formunu kaybetmesine neden oldu. Her ne kadar formunu olimpiyatlara kadar bir nebze toparlasa da bu, altın madalya için yeterli olmamıştı. Atış ritmini bir türlü bulamamıştı. Bu nedenle olimpiyatları iki gümüş ve bir bronz madalyayla tamamladı. Olimpiyat sonrasında sezonu, kendi evindeki son etapta aldığı üç yarış galibiyeti ile lider tamamladı. Bunun yanında toplu çıkış ve takip yarışlarında aldığı sezon liderliği ile aslında fena olmayan bir sezonu geride bırakmıştı.

2006/07 sezonuna hız kesmeden devam ediyordu. Geçen sezon ile birlikte üst üste 10 podyumluk seri yakalamıştı ve bunların sadece birisi üçüncülük geri kalanOle Einer Bjoerndalen hepsi birincilikti. 11 galibiyet ile tamamladığı sezonu, kaçırdığı üç etap yüzünden Alman bioatlet Michael Greis‘in ardından ikinci tamamlamıştı. Etap kaçırmasının nedeni aynı zamanda kayık yarışlarına da katılmasıydı. Her ne kadar ana sporu hep biatlon olduysa da arada kayak etaplarında yarışıp başarılar elde ediyordu. 2007 yılı aynı zamanda Bjoerndalen’in ezeli rakibi Fransız bioatlet Poiree’nin son sezonuydu. Kariyerini galibiyet ile bitirmek isteyen Poiree son yarışta Bjoerndalen ile kıyasıya bir rekabete girdi. Yarışın sonuna kadar başa baş gitseler de Bjoerndalen fotofiniş ile yarışı kazandı. Böylelikle en büyük rakibine son yarışında zaferi tattırmamış oldu.

2007/08 ve 2008/09 sezonları birbirine benzer geçti. Bu iki yılı zaferler ve kupalarla dolduran Bjoerndalen, 35 yaşına rağmen formunu korumaya ve yarışlar kazanmaya devam ediyordu. 2009 yılındaki dünya şampiyonasında beş yarışın dördünü kazanarak elde ettiği 4 altın madalya ile kariyerinin on dördüncü altın madalyasını kazanmış oldu. Bu yeni bir rekor demekti, daha önce hiç kimse dünya şampiyonalarında bu kadar altın madalya kazanmamıştı. Ayrıca rekor bir puanla, sezonu da lider bitiren Bjoerndalen, kariyerinin son sezon şampiyonluğunu elde etmiş oldu.

Her sporcunun kariyerinde düşüş yaşadığı dönemler vardır. Bu Bjoerndalen için de geçerliydi. Üst üste geçirdiği başarılı sezonlar sonrası belki de yaşının da etkisiyle yavaş yavaş performansı düşüşe geçiyordu 2010/11 sezonuyla. Kanada’da gerçekleşen 2010 Kış Olimpiyatlarında sadece bir altın ve bir bronz madalya kazanabildi. Olimpiyat boyunca istikrarsız atışlar nedeniyle bireysel dallarda yarış kazanamadı. Kazandığı tek altın madalyayı da takım yarışında elde etmişti. Artık bir yıl daha yaşlanmıştı ve eskisi gibi üst sıralarda tamamlayamıyordu sezonu.

Yeni sezona aslında iyi bir giriş yapmıştı. İlk etaptaki yarışların sadece bir tanesini kazansa da diğerlerini kıl payı kaybetmişti. Noel sonrası geçirdiği hastalıklar ve ağır antrenmanlar, başarısız sonuçları da beraberinde getirmişti. 2011 dünya şampiyonasında 15 yıl aradan sonra ilk defa bireysel dallarda madalya kazanamadı. Takım yarışlarında Norveç’in gücüyle iki altın madalya kazandı ve dünya şampiyonalarındaki 16. altın madalyasını elde etti. Sezonu ise tek bir galibiyet ile onuncu sırada tamamlayabildi.

2011/12 sezonuna sırtındaki sakatlık ile başlıyordu. Dünya şampiyonasına tek yarış galibiyeti ile gelip yine bireysel dallarda yarış kazanamadı. Bir kez daha takım yarışlarını kazanarak altın madalya sayısını on sekize yükseltti.

2012/13 sezonu öncesi Bjoerndalen bir kez daha özel hayatı bakımından zor günler geçirdi. Babasını kalp krizinden kaybetti. Daha sonrasında 2006 yılından beri evli olduğu kendisi gibi biatlet olan eşi Nathalie Santer’dan boşandı. Geçirdiği zor günler ile başladığı sezonda başarısızlıkları devam ediyordu. Dünya şampiyonasında erkekler takım yarışında kazandığı altın madalya bu sezonun tek tesellisi oldu.

2013 yazında, 2014 Soçi (Rusya) Kış Olimpiyatlarından sonra emekli olacağını açıklamıştı. Son bir gösteri olarak değerlendirdiği sezona çok sıkı bir hazırlık kampı ile hazırlandı. Sezon boyunca ilerleyen yaşına rağmen Martin Fourcade ve Emil Hegle Svendsen gibi biatletler ile aynı seviyede yarıştı. Olimpiyatlara daha en başından ve ayrı bir plan ile çalıştı. 2002 Salt Lake City’den (Amerika) sonra bireysel dallarda hiç olimpiyat altını kazanamamıştı ve artık 40 yaşındaydı. Her şeye rağmen, büyük bir emekle çalıştığı Soçi olimpiyatlarının ilk yarışı olan sprint’te yedinci olimpiyat altınını kazanmayı başardı. Bu zafer ile olimpiyatlarda biatlon dalında altın madalya kazanan en yaşlı sporcu oldu. Takım yarışlarında bir altın madalya daha kazandı ve bu madalyayla birlikte kış olimpiyatları tarihinde en fazla madalyaya sahip sporcu oldu. İleride eşi olacak olan Belaruslu biatlet Daria Domraçeva ile Soçi olimpiyatlarının en iyi sporcuları seçildiler. Rüya gibi geçen olimpiyatlar sonrası, sezonu da hiç fena geçirmemişti. 400. yarışını koştuğu sezonu altıncı tamamlamıştı. Her ne kadar sezon başında emekli olacağını açıklamışsa da halen daha aç olduğunu ve kariyerini, 2016 yılında kendi evinde gerçekleşecek olan dünya şampiyonasından sonra bitireceğini söyledi.

Ole Einer Bjoerndalen

Sonraki sezon yeni şeyler denemek isteyen Bjoerndalen, ekipmanlarında değişikliğe gitti. Daha modern ve teknolojik ekipmanlara geçiş yaparak, dünya şampiyonasında da podyum hedefleyerek yeni sezona başladı. Başlarda istediği sonuçları elde edemedi ve dünya şampiyonasına daha iyi hazırlanmak için ondan bir önceki etaba katılmama kararı verdi. Dünya şampiyonası başlamadan, dağlarda geçirdiği hazırlık kampından sonra, kendini çok iyi hissettiğini söylemişti. Her ne kadar tek bir gümüş madalya ile bitirse de, sonuçlardan çok tatmin olmuştu.

Emekliye ayrılacağı sezona, geçen sezon aldığı sonuçlarla gayet hazır giriyordu, 41 yaşına basmış yaşlı kurt. Hastalanması nedeniyle istediği gibi bir yaz kampı geçiremese de sezona çok iyi bir giriş yaptı. Dünya şampiyonasına katılabilmek için iyi sonuçlara ihtiyacı vardı. İlk etapları podyumlarla geride bırakan Bjoerndalen’in, özellikle İsveç’in Östersund kentinde gerçekleştirilen etapta aldığı bireysel yarış zaferi inanılmazdı. 20’de 20 yaparak kazandığı yarış sonrası 2009’dan sonra ilk kez, sezon liderliği anlamına gelen sarı mayoyu giymeye hak kazandı. Çok beklediği dünya şampiyonasına daha hazır olabilmek için birkaç etaba katılmadı. Onun yerine dağlarda antrenman yapmaya devam ediyordu. Dünya şampiyonasında gösterdiği inanılmaz performans ile herkesi şaşırmıştı. Sprint yarışında hiç atış kaçırmadan gümüş madalya, takip yarışında 20 atıştan sadece ikisini kaçırarak yine gümüş, takım yarışında altın madalya, ki bu onun yirminci altın madalyasıydı, ve toplu çıkış yarışında yine hiç atış kaçırmadan bronz madalya kazandı. 42 yaşında 5 yarışta 4 madalya kazanmıştı. Yani bunu kelimelerle anlatmak inanın çok zor. Biatlon gibi inanılmaz bir fizik gücü gerektiren bir spor dalında, 42 yaşında olup bir dünya şampiyonasında böyle bir performans göstermesi aldığı “Biatlonun Kralı” lakabının ne kadar doğru olduğunun bir göstergesidir. Bu kadar başarılı sonuçların ardından bir kez daha karar değiştirdi emeklilik konusunda. 2018’e kadar devam etmek karar kaldı, sezonu on üçüncü sırada bitirirken. Bence böyle bir sezonun ardından bıraksa daha iyi olurdu ama o, kendini hala iyi hissediyordu ve yirmi beşinci sezonunu tamamlamak istiyordu.

25. sezonuna iyi bir yaz geçirerek hazır giriyordu. Sezona iyi başlasa da sezonun ortalarına doğru formu düşmeye başladı. Ve sadece iki takım yarışı zaferi alarak tamamlayabildi sezonu.

Bir kez daha olimpiyat hedefiyle başlıyordu son sezonuna. Bu sefer Pyeongchang (Güney Kore) ev sahipliği yapıyordu 2018 kış olimpiyatlarına. Ama ne yazık ki olimpiyat baremini geçemedi. O da Belaruslu eşinin teknik ekibinin bir üyesi olarak katıldı olimpiyatlara. Olimpiyatlar sonrası sezon etaplarında yarışmadı ve 3 Nisan 2018’de kariyerini sonlandırdığını açıkladı. Veda töreni, 29 Aralık 2018’de kendisinin ve eşinin de yarıştığı Noel yarışlarında yapıldı.

O yarışta eşiyle birlikte üçüncü sırayı alarak son bir defa el sallıyordu sevdiklerine, hayranlarına ve geride bıraktığı o efsane kariyerine…


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Futbolda Savunma Sanatları: 1. Sone

Dünya Kupaları: 1930-1934

 

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More