Andre Agassi: İsyankar

Aykırı Bir İkon

Tarihin en iyi returner’i, açık dönemde kariyer Grand Slam yapan 5 erkek tenisçiden biri, olimpiyat altın madalyası sahibi… Ve bütün bu başarıları bir kenara koysanız bile tenis tarihinin en estetik ve yetenekli oyuncularından biri. O Andre Kirk Agassi.

İranlı-Ermeni bir baba ve Amerikan bir annenin Vegas’ta büyüyen dört çocuğundan biri Andre Agassi. Böyle ilginç bir kombinasyonun üstüne babası da amiyane tabirle çatlak. Vegas’a taşınırken tek ev kriteri “arka bahçesine tenis kortunun sığması” olan, eskiden olimpik seviyede boksörlük yapmış bir çılgın ve bütün çocuklarını küçük yaşlardan itibaren tenis oynamaya zorlayan bir adam. İlk üçü çeşitli sebeplerle eninde sonunda bıraksa da, Andre’de sonunda hedefine ulaşıyor baba Emmanuel.

Çocukluktan beri baskıyla bu oyunu oynayan Andre, aslında bu oyundan nefret ediyordu. O da bu açıdan hepimiz gibi mağdur, başkalarının isteklerini yaşamak zorunda kalan bir tutsak belki de. Ama yine de tenisi elit seviyede oynuyordu Agassi. Ergenliğine kadar neredeyse Vegas’taki herkesi yenen Agassi, babasının zoruyla Florida’daki Nick Bollettieri Tenis Akademisi’ne gitti. Burada kendini kanıtlayan ve dikkatleri çeken Agassi, zorlamalarla gittikçe asileşti. Küpe takan, saçlarını mohawk tarzında kestiren, bütün kuralları çiğneyen birine dönüştü. Ama maçlarını kazanmaya ve yeteneğini kanıtlamaya devam ediyordu.

1986’da daha 16 yaşındayken profesyonelliğe geçiş yaptı. İlk yıllarında potansiyel sahibi ama zorluklarla boğuşan bir genç profilindeydi. Öyle formsuz bir dönem geçirdi ki 1987’de kaybettiği bir maçtan sonra korttan ayrıldı, bir parka gitti ve bütün raketlerini orada karşılaştığı evsizlere verip emekli olma kararı aldı. Ancak sonra bir turnuvaya çağrılınca bırakmadan son bir kez daha oynamaya karar verdi ve o turnuvadan sonra fikri değişti.

Zaman ilerledikçe McEnroe, Connors, Borg gibi efsanelerle karşılaşan ve galibiyetler de alan bir oyuncu olan Agassi, isminden daha çok bahsettirdi. Ama şöhretle beraber eleştiriler de eksik kalmadı. Basın onu Grand Slam kazanamamakla, büyük maçları oynayamamakla, çektiği reklam filmleriyle kısacası yaptığı her şeyle yerden yere vurdu. 1992’ye kadar 3 Grand Slam finali kaybetmesi de (Biri kendi evi Amerika Açık’ta en büyük rakibi Sampras’a karşı) bu durumu kolaylaştırmadı tabii. Ama yenilgiler sizi zaferinize hazırlayan basamaklardır. Agassi için de aynısı oldu ve uzun süre boykot ettiği Wimbledon’da 1992’de sonunda şeytanın bacağını kırdı. Ivanisevic’i 5 sette geçen “The Punisher” artık bir Grand Slam şampiyonuydu.

Agassi Grand Slam kazanıyorArtık önünde aydınlık günler vardı, ama biraz gecikmeli olarak. 1993’te sevgilisi Wendi’den ayrılan ve sakatlıklarla boğuşan Agassi, yılı Slam‘siz geçiyordu. 1994’e girerken ise aktris Brooke Shields’la beraber olmaya başladı ve ekibine antrenör Brad Gilbert’ı dahil etti. Oyunun daha çok psikolojik tarafına yönelen Brad’la çalışmaya başladığı yıla kötü bir başlangıç yapsa da sonlarına doğru seribaşı olmadan katıldığı Amerika Açık’ı kazandı. Bunu 1966’dan sonra başaran ilk kişiydi. Ve 1995 kesinlikle onun yılı olacaktı.

Önce kendisine “imaj her şeydir” sloganıyla birlikte yapışan saçlarından kurtuldu. Sonra da Avustralya Açık’tan zaferle ayrıldı. Agassi için birden takvimdeki bütün Grand Slam’leri kazanma şansı doğmuştu. Fransa Açık’a bu hayalle gitti fakat umduğunu bulamadı. Bir sonraki durak Wimbledon’du. Yarı Finale kadar rahat ilerlediği turnuvada karşısına çıkan engel Boris Becker oldu. Becker’in maçtan sonra onun hakkında yaptığı yorumlara çok kızdı ve kendi deyimiyle “İntikam Yazı”nı başlattı.

Andre Agassi ve Brooke Shields.

26 maç üst üste hiç kaybetmedi. Bir tane bile… 26 maçın sonuncusunda da rakibi bellediği Becker’i Amerika Açık yarı finalinde 4 sette geçti. Ama ne yazık ki sonraki gün oynanan finalde ezeli rakibi Sampras’a kaybetti. Yılı 73-9’luk bir galibiyet-mağlubiyet sayısı ve toplamda 7 kupayla tamamladı. Nisan’da kariyerinde ilk defa ATP sıralamasında birinci sıraya çıktı 1995 Kasım’a kadar o koltukta kaldı. 1995 tartışmasız kariyerinin en iyi yıllarından biriydi. Ama zirveler, dip noktalarıyla beraber gelirler.

agassi

Agassi’nin geçirdiği 1996 ve 1997 sezonlarını anlatabilecek tek bir kelime var: Rezalet! 1996’da kazandığı Olimpiyat altını dışında dikkate değer hiçbir şey kazanmadığı, ATP sıralamasında 141. sıraya kadar düştüğü bir dönemde özel hayatında da sayısız sorun vardı. Ekibinin önemli bir parçası olan Gil’in kızı rahatsızdı ve arkadaşı Slim’in çocuğu prematüre doğmuştu. Bütün bunların içinde sevgilisi Brooke Shields’la evlenen Andre, 1998’de Challenger turnuvalarına katılarak tenis kariyerine en dipten tekrar başlıyordu.

Yavaş yavaş ama emin adımlarla kariyerini adeta tekrardan inşa etmeye başladı. Bütün bu hengamede imkanı olmayan çocuklara eğitim verebilmek için Andre Agassi Vakfı’nı kurdu. 1998, şahane olmayan ama sağlam bir yıldı. San Jose’de eski dostu Sampras’ı yendi. Ufak pozitif uyuşturucu testi krizi de sonradan yalan olduğunu itiraf ettiği açıklama mektubuyla tatlıya bağlandı. 1999’a da artık anlaşamadığı karısı Brooke Shields’la ayrılarak başladı. Ve bu olay kelebek etkisi zincirini başlattı. Öncesinde az kalsın çekileceği Rolland Garros’ta mucizevi bir şekilde şampiyon oldu ve kariyer Grand Slamini¹ tamamladı. Ayrıca Steffi Graf’tan sonra aynı anda kariyer Grand Slam’i yapan, olimpiyat madalyası olan ve yıl sonu turnuvasını kazanan ikinci oyuncu oldu. Bu rüzgarla Wimbledon’da da finale çıkan Andre, yine ve yeniden Sampras’a yenildi. Bu süreçte uzun zamandır uzaktan hoşlandığı ve hayranlık duyduğu Steffi Graf’la birliktelikleri başladı. Yaşadığı çöküşten sonra Agassi, yılı yapabileceği en iyi şekilde kapattı ve evinde Amerika Açık şampiyonu oldu. “Harika Çocuk” geri gelmişti ve her zamankinden daha iyi gözüküyordu.

2000 yılına Avustralya Açık’ı kazanarak başladı fakat yılın kalanı o kadar da parlak geçmeyecekti. Kardeşinin ve annesinin göğüs kanseri olduğunu öğrendi ve bu yüzden diğer Slam’lerde ve turnuvalarda o kadar da başarılı olamadı. Sadece Wimbledon’da yarı final gördü ve başka bir ezeli rakibi Rafter’e 5 sette kaybetti. Ama özel hayatında işler biraz daha iyi ilerliyordu. Steffi Graf’la ilişkileri gittikçe ilerliyor ve ciddileşiyordu.

Andre Agassi ve Steffi Graf

2001 de 2000’den çok farklı geçmedi. Avustralya Açık’ı 3. kez kazandı. Wimbledon yarı finalinde yine Rafter’e ve yine 5 sette kaybetti. Amerika Açık’ta ise onu rahat bırakmayan yeniden Sampras’tı. 7-6’lık 4 set oynayan maçta 3.5 saatin sonunda Agassi, çeyrek finalde evindeki Grand Slam’e veda ediyordu. Ama güzel şeyler de yaşanıyordu. Kadın tenisi efsanesi sevgilisi Steffi Graf’la evlendiler ve ilk çocukları Jaden Gil Agassi dünyaya geldi. Ama ne yazık ki 2002, tenis açısından o kadar da parlak geçmeyecekti. Yıla Avustralya Açık’tan çekilerek başlayan Agassi için ufukta yeni bir değişiklik vardı. Koçu Brad’la yollarını ayırma kararı aldılar ve Darren Cahill’le çalışmaya başladı. Yılın devamında Key Biscayne, Roma ve Madrid Masters turnuvalarını kazanmayı başaran Agassi, Slam’lerde ise o kadar başarılı olamadı. Roland Garros’ta çeyrek final ve Wimbledon’da sadece ikinci tur görebilen Agassi için asıl maç Amerika Açık’ta oynandı. Sampras’ın kariyerinin son maçında finalde karşılaştıkları maçta, tarih yine tekerrür ediyor ve Sampras Amerika Açık’ı kazanıp emekli oluyordu. Tenis için büyük ve unutulmaz bir rekabet bu şekilde sona eriyordu. Ama Agassi’nin yapacakları daha bitmemişti.

2003’te finalde Rainer Schüttler’i yenerek Avustralya Açık’ı 4. kez kazandı ve kariyerinin son Grand Slam zaferini tattı. Diğer Slam’lar ise o kadar parlak geçmedi ve en fazla Amerika Açık’ta yarı final görebildi ama yıl içinde 2 kere ATP sıralamasında birinci sıraya çıktı ve o zaman için bunu başaran en yaşlı oyuncu oldu.

On this day: Andre Agassi achieves Career Grand Slam with miracle Paris run
Agassi bu şampiyonluk ile kariyer Grand Slam’i yapmıştı.

2004 ve sonrası -sonunda- Agassi için düşüş zamanıydı. 2006’ya kadar en üst seviyede kalmayı başaran Andre’nin bu süreçteki en büyük başarısı 2005’te Amerika Açık finaline yükselmesi oldu. 35 yaşında evindeki Grand Slam’i son kez kazanma ümidine ise, kortların yeni kralı Federer son veriyordu. 2006, sakatlıklarla dolu ve bilinen Agassi’den uzak bir görüntüde olduğu bir seneydi. O da Amerika Açık’ta 3. turda Benjamin Becker’e elendiği maçtan sonra nihayet emekliliğini açıkladı. Maçtan sonra seyirciler uzun süre Agassi’yi alkışladı ve bir bakıma ona “20 sene içindeki bütün drama ve zaferler için teşekkürler Andre” demiş oldular. O da son bir konuşma yaptı ve sahneyi gençlere bıraktı.

Hayat hiçbirimize adil davranmaz. Yapmamız gereken sadece ondan en iyisini umup bize verdiğiyle mutlu olmaya çalışmaktır. Çok hırslı bir baba yüzünden nefret ettiği oyun dışında bir seçeneği olmayan Andre’ye de hayat adil davranmadı. Ama o elindekileri kendi yararına kullanmayı başardı, kendisine yine nefret ettiği oyun sayesinde bir hayat kurdu. Güzel günler gördü, karanlık günler gördü, ama en önemlisi hepsini kendi tarzında yaptı. Ergenliğinde tenis kampında mutsuz olduğu için saçlarını mohawk tarzında kestiren Agassi kimse, 2009’da sonunda kendi içini bütün dünyaya açan ve uyuşturucu kullandığını bile itiraf eden Agassi de oydu. Ne yaparsa yapsın imzasını bir şekilde attı. Ve işte bu yüzden o, Andre Kirk Agassi.

 

1- Kariyer Grand Slam: Aynı yıl içinde olmaksızın 4 Grand Slam‘de şampiyonluğu bulunan tenisçilere verilen unvan.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Simona Halep: Kortların Hagi’si

Recoba El Chino: Uruguaylı Sergen

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More