Yuta Watanabe: Kelimelerin Gücü

Yuta Watanabe tarafından yazılan ve 30.04.2021 tarihinde theplayerstribune.com sitesinde yayımlanan yazıyı Plase Dergi okurları için çevirdik.

* Yuta Watanabe: The Power of Words yazısının aslına sadık kalmak adına yazıdaki görseller aynen kullanılmıştır.

* Yuta Watanabe: The Power of Words yazısının orijinal halinin linki metnin sonuna eklenmiştir.

* * *

“Yuta, bugün maçın boşa oynandığı dakikalarda çok iyi ribauntlar aldın.”

Maç sonu basın toplantısında bir muhabir bana bunu demişti.

Ben de geri durmadım ve “Bana göre maçta boşa oynanan dakika yoktur” dedim.

Odadakiler dondu kaldı. Eminim o muhabirin kötü bir niyeti yoktu. Çok rahat bir şekilde öndeydik ve maçın bitmesine birkaç dakika kalmıştı. Benim hakkımda olumlu şeyler yazmak istediğini anlamıştım, ama kullandığı kelimeleri kabullenemezdim.

“Boşa oynanan dakikalar.”

Bunu Japoncaya çevirdiğinizde, anlamı “zaman kaybı” oluyor.

Aradaki fark çok olduğunda, kazanan belli olmasına rağmen oynanan zaman dilimi. Bu terim NBA’de genellikle kullanılıyor, ama ben bir türlü alışamadım.

Dünyanın en iyi basketbol liginde oynama fırsatına sahip sadece 450 oyuncu var. Dünyadaki basketbol oyuncusu sayısının 450 milyona yakın olduğunu duymuştum, yani bu demek oluyor ki NBA’de oynama şansı milyonda bir. Yıllarca yapılan fedakarlıklar ve sıkı antrenmanlar sonunda bu şansı elde ettim. Bu yüzden sahada olduğum müddetçe ‘’boşa oynanan dakika’’ diye bir şey yok, bir dakika veya bir saniye, hiç fark etmez. Bir sonraki maçta oynayacağımın garantisi yok, o yüzden her an farkımı ortaya koymalıyım. İşte bu nedenle benim lügatımda “boşa oynanan dakika” diye bir şey yok.

Kelimelerin gücü. Ben buna inanıyorum. Pozitif veya negatif, kelimeler zihni şekillendirir ve zihin de geleceği belirler. Değer verdiğim kelimeler ve kalıplar üzerine biraz daha konuşmak isterim. Beni hem insan hem de oyuncu olarak şekillendiren kelimeler.

Shoshin ve kenkyo. Bu iki kelimeyi asla unutmamalısın.

Shikama ustam, lisedeki koçum ve akıl hocam, bana bunu öğretti.

Anlamları sırası ile “çaylağın aklı” ve “tevazu”.

Şimdi NBA’de oynuyor olsam bile henüz elit seviyede oynamış değilim. Ortaokuldayken epeyce büyüme sancısı yaşadım ve lisede güçlü bir basketbol takımına girebilmek çok zorlandım. Birçok okul tarafından sürekli reddedildim. Jinsei Gakuen’den bir Shikama ustası, çok zor şartlar altında bana şans verdi. O zamanlar Jinsei Gauken, basketboluyla ulusal çapta tanınan bir lise değildi, fakat Shikama ustasının namı vardı. Onun kontrolünde, gece gündüz demeden çok çalıştım. Ardından, ikinci sınıfta, tarihteki en genç oyuncu olarak Japon milli takımına çağrıldım.

Shikama ustamın ağzından çıkan lafları hiçbir zaman unutmayacağım: “Alçak gönüllülüğünü koru. Milli takıma çağrıldın diye burnun havaya kalkmasın.”

Bana, milli bir oyuncu olmamın beni destekleyen insanların sayısında artışa neden olacağını açıkladı. Fakat aynı zamanda, benden nefret edenlerin sayısı da artacaktı. (Evet, Japonya’da nefret edenlerimiz de var.)

Yuta Watanabe | Toronto Raptors | The Players' Tribune

Shikama ustam bunların ardından şunu da ekledi: “Bir liseli olarak, özellikle basketbol sahası dışında, görgü kurallarına yaşlı atletlerden daha fazla dikkat ettiğine emin olmalısın.”

O zamandan beri kenkyo (tevazu) kelimesi ile yaşadım.

Sonuç olarak, sayısız kez etrafımdaki insanlar bana yardım etti.

Japonya’da liseden mezun olduktan sonra, İngilizce bilmeden Amerika’ya geldim. Japonya’dan ayrılmadan önce eleştirmenlerin birçok yorumuna denk gelmiştim. Dil sıkıntısı yaşayacakmışım, Amerika’da oynamak için çok yaşlıymışım, vesaire vesaire. Ama benim dikkatimi verdiğim tek şey Shikama ustamın öğrettiği shoshin (çaylak aklı) kalıbıydı. Çocukluk hayalimi, NBA’de oynamak istediğimi hiçbir zaman unutmadım.

Amerika’ya yerleşeli 8 yıl oldu, neredeyse hayatımın üçte biri. Bu yolculuğumda bana destek olan herkese minnet duyuyorum; bana İngilizce öğrenmemde yardımcı olan St. Thomas More Okulu’ndaki takım arkadaşlarımdan ders çalışmama yardım eden George Washington Üniversitesi’ndeki arkadaşlarıma kadar. Bu süreçte elimden geldiğince alçak gönüllü kalmaya çalıştım. Şimdi, NBA’de bile aynısını deniyorum.

Tevazunun nüansı bakımından Amerika ve Japonya arasında bazı farklar olduğunu düşünüyorum. Bunu daha iyi anlayabilmeniz için ailemle benim aramda geçen bir olayı anlatayım.

Hala dün gibi hatırlıyorum. Üniversitedeki son yılımdı. Sezon daha yeni bitmişti ve ben NBA’de bir yer edinebilmek için ne kadar şansım olduğunu hesaplıyordum. Dürüst olmak gerekirse, draft edileceğime dair pek ümidim yoktu, o yüzden Yaz Ligi’nde çok iyi bir performans sergilemem gerektiğini düşünüyordum. Kagawa’da (Japonya) yaşayan annem ve babamla sıcak bir ilişkimiz var. Her zaman birbirimizi ararız. Bir gün bana bir mesaj attılar.

“Selam Yuta, geçen gün falancaya rastladık. Bize NBA oyuncusu olup olmayacağını sordu. Biz de şakayla karışık şekilde daha çok yolun olduğunu söyledik.”

Bu mesajı okuduğum zaman gerçekten şok olmuştum.

Draft edilmeyeceğimi hissetmeme rağmen herkesten çok çalıştığıma emindim. O zaman, özgüvenimi kaybettim. Yalnız hissettim, kendimi motive edip olumlu düşünmek için elimden geleni yaptım. Bilinçsizce, çaresizce birinin beni onaylayan, takdir eden sözlerine ihtiyaç duyuyordum. Bu zor şartlar altında ailemden o mesajı aldım.

Onların perspektifinden, onlar benim NBA’de oynamam hakkında tevazu ile hareket etmişlerdi. Neden öyle dediklerini anlıyordum. Ama ailem “Yuta’nın gidecek çok yolu var.” deyince alınmıştım. Buna dayanamadım.

Amerika’da yaşamaya başladığımdan beri Amerikalı ailelerin çocuklarını sürekli övdüklerini gözlemledim. Takım arkadaşlarımın aileleri için “oğlum bir harika” gibi şeyler demek alışıldık bir durum. Dürüst olmak gerekirse, aileler çocuklarını herkesin içinde pohpohladığında kıskançlık duyuyordum.

Yuta Watanabe | Toronto Raptors | The Players' Tribune

Ailemle yüzleşmek konusunda bir ikilem yaşıyordum. Liseden takım arkadaşım Ryusui Kusumoto’ya ulaştım. Ryusui, şu anda Nobeoka Gakuen’de (Japonya’da bir lise) basketbol takımının koçu. Benim en iyi arkadaşlarımdan biri ve onun taktiksel düşüncesine ve oyuna yaptığı mental katkıya saygı duyuyorum.

Ona olanları anlattım. “Ailemin söylediği şey gerçekten benim içime oturdu. Annemin de babamın da beni sonuna kadar desteklediklerini biliyorum, belki de bu yüzden bunu söylemeye gerek yok, yine de bu benim içimi kemiriyor.”

Ryusui’nin cevabı çok basitti. “Eğer bu kadar çok kafana taktıysan, onlarla bunu paylaş. Seni anlayacaklardır.”

Bu sözlerden sonra dürüstçe aileme ne hissettiğimi söyledim.

Onlara şu mesajı attım: “Basketbol kariyerim için bir kırılma noktası yaşıyorum ve bu süreçte kararlığımı azaltacak olumsuz sözler istemiyorum. İkiniz de beni herkesten daha iyi anlıyorsunuz ve basketbol oynamaya başladığım günden beri en büyük destekçim oldunuz. O yüzden ben NBA’e adım atana kadar arkamda olmanıza ihtiyacım var.”

Ailem hemen beni aradı. Memleketimden aşina olduğum sesler… İlk kelimeleri: “Oğlum, özür dileriz.”

O kelimeleri duyduğumda içimin nasıl ferahladığını hatırlıyorum.

İşte bu kelimelerin gücü. Eğer antrenmanda %110’umu ortaya koymasaydım veya hiç yeteneğim olmasaydı, “oğlumuzun gidecek çok yolu var.” cümlesini duymaktan rahatsız olmazdım. Ama ailem ne kadar çok çalıştığımı biliyordu. NBA’de oynama şansım olduğunu hissediyordum, bu nedenle olumsuz düşüncelerden ziyade olumluları kucaklamak istiyordum. Ailemden pozitif şeyler duymak istiyordum.

Bu bana üniversite günlerimden başka bir anıyı hatırlattı. Birinci yılımda çok iyi performans gösteriyordum. İkinci yılımda ise birden bire tökezlemiştim.

Böyle olmaması gerekiyordu… Neden oldu…?

Bir cevap bulmakta zorlanıyordum. Çıkışı olmayan bir tünelde tıkalı kalmıştım.

Sonra, mükemmel zamanlama; Shikama ustam bana okyanus ötesinden, Japonya’dan bir mesaj yolladı.

“Gülümseme ile oyna.”

Sadece bunu yazdı. Bu cümle gözlerimi açtı. Basketbolu neden çok sevdiğimi hatırladım. Shikama ustam bu cümleyi bize lisedeyken söylerdi. Bir sonraki maçta kariyer rekorumu kırdım. İşte bu, birkaç basit kelimenin gücü.

Yuta Watanabe | Toronto Raptors | The Players' Tribune
Yuta Watanabe

2018 yılında, sonunda, uzun süre hayalini kurduğum NBA’de oynamak için somut bir adım atabilecektim. Memphis Grizzlies’deki ilk sezonumda NBA’de işlerin nasıl yürüdüğüne hayran kalmıştım ama sahada fazla dakika bulamadım. İkinci sezonum da aşağı yukarı böyleydi. Zamanımın çoğunu G-League’de (Gelişim Ligi) geçirdim. Takıma çağrıldığımda bile sakatlanan bir oyuncunun rehabilitasyon sürecine yardımcı olmak için çağrılıyordum. Açıkçası, benim için zor zamanlardı.

Şimdi üçüncü yılımda, Toronto Raptors’a geldim. Antrenman kampında takıma katılır katılmaz Raptors’ın nasıl bir takım olduğunu ve diğer oyuncuların neler yaptığını gördüm, katkı sağlamak için neler yapabileceğimi düşündüm. Toronto, defansı, hücumun temeli olarak kullanan bir takım. Ben iyi bir savunmacıyım, böylece kendimi pota altında gösterebilir ve ribaunt alarak varlığımı ortaya koyabilirim. Her zaman analitik bir şekilde, yeteneklerimi takım için en üst seviyeye nasıl çıkaracağımı düşünürüm.

“Takımını zafere götürecek oyuncu ol.”

Bu da Shikama ustamın sürekli tekrarladığı bir başka ders. Bu, bana aşıladığı en önemli derslerden biri. NBA’de oynamaya başladığımdan beri bu ders daha da önemli oldu.

Bu dünyada egolu yıldız oyuncular var. O tarz bir oyuncu olmadığımı biliyorum. Takımın uzun süre topla oynayıp şut şansı bulması için bana ihtiyacı yok. İstatistiklere yansımayan kirli işleri yaparak takıma yardım edebileceğimi düşünüyorum.

Bir gün tanıdığım biriyle mesajlaşıyordum. Bana dedi ki: “Yuta biliyor musun, belki de senin kenkyon mütevazı olmakla minnettar olmanın karışımıdır.”

Bu çok mantıklı geldi.

Yolculuğum sayesinde NBA’de geçirdiğim her saniye benim için çok anlamlı.

Birkaç hafta önce, Raptors ile bir kontrat imzaladım. Çok mutluyum, ama bu sahada yapmam gerekenleri değiştirmiyor. Bir rol oyuncusu olarak oyunumun üstüne koymak ve kendimi her zaman geliştirmek istiyorum.

Benim lügatimde “boşa oynanan dakika” diye bir şey yok.

Bir dakika, bir saniye… Zaman kaybı yok.

Sahada olduğumda yeteneğimin maksimumuyla oynarım.

Bu kadar basit.

Yuto Watanabe

 

theplayerstribune.com sitesindeki orijinal metin: Yuta Watanabe: Kelimelerin Gücü

Çeviren: Emre Seyhan


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Marcus Smart: Bu Yazının Konusu Basketbol Değil

Allen Iverson: Sevgili Kobe

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More