George Floyd İçin: Hepiniz Bizi Duyuyorsunuz Ama Dinlemiyorsunuz

''Y’all Hear Us, But You Ain’t Listening''

NBA basketbolcularından Tobias Harris tarafından George Floyd olayı ve ırkçılık üzerine yazılıp 03.06.2020 tarihinde theplayerstribune.com sitesinde yayımlanan yazıyı Plase Dergi okurları için çevirdik.

*Aslına sadık kalmak adına yazıdaki görseller aynen kullanılmıştır.

*Yazının orijinal halinin linki metnin sonuna eklenmiştir.

İletişim halindeyim ve her zaman konuşmak istemişimdir. Ancak George Floyd ve ona ne olduğunu konuşacaksak, gerçeklik hakkında bir çizgimiz olmalı: Beyaz bir polis memuru, silahsız bir siyahı öldürdü. Ten rengi yüzünden ve yanı başındaki diğer üç polis izlerken bunu gün ışığında yapabildi.

Ve bana “Ah, ama bunu bu kişi yaptı.” şeklinde karşılık vermeyin. Bunu denemeyin, bahane üretmeye çalışmayın veya bunun ırkla alakalı olmadığını söylemeyin. Son zamanlarda beyaz insanlarla yaptığım konuşmaların çoğunda, bu ifadeyle tekrar tekrar karşılaşıyorum: “Bu konuyu ırka indirgemeyi bırakalım.”

Kardeşiniz veya babanız yerde ve biri onun boynuna dizini koymuyorsa bunu söylemek kolay. Kardeşiniz, oğlunuz, babanız kaçan ve güpegündüz vurulan kişi değil.

O insanlara sadece bir şeyler söylemek istiyorum: Çenenizi kapatın, çünkü bu ırk meselesi.

Her zaman ırk meselesi olmuştu.

Ve eğer gerçekten derinlere inersek, bu aynı zamanda İNSANLIK meselesi.

Eğer bu meseleyi kabullenemiyorsanız, o zaman sizinle gerçekten diyalog kuramam.

Polis şiddetini protesto etmek için yıllardır sokaklardayız. Ama sanki ‘hepimizi duyuyor ancak dinlemiyorsunuz’. Beni en çok üzen kısım da burası. Ve biliyorum ki bu durum, dünyanın her yerindeki insanlar için de geçerli.

Sesimizi duyurabilmek için yaptığımız hiçbir şey gerçekten işe yaramıyor gibi gözüküyor. Polis memurları tarafından şiddet gören insanların videolarını sosyal medyada görmeyi bir noktaya kadar normalleştirdik.

Bu durumu ırktan başka bir argümanla açıklamak isteyen insanlar, lanet olsun, burada ne olup bittiğini gerçekten anlamıyor musunuz?

Gerçekçi olun. Bu ülkedeki bir şeyin yanlış olduğunu ve bunun ırk meselesi olduğunu kabul edin ve ileriye doğru bir yola koyulalım.

Geçen ay, silahlı adamlar karantinayı protesto etmek için Michigan Eyalet Binası’nın merdivenlerine çıktılar.

Başkan onlara ne dedi?

“İyi insanlar.”

Fakat biz dışarı çıkıp başka bir siyahın yaşamının anlamsızca alındığını protesto ettiğimizde, bize “eşkıya” denildi.

Hadi ama.

İşte bu yüzden siyah Amerikanlar kızgın.

Bu şiddeti uygulayan polis memurları için mesuliyet hiç olmamıştı. Polislerin standart bir davranış biçiminde tutulması gerekiyordu ama her zaman olduğu gibi, doğaları gereği şüpheler, ilgili lehine yorumlandı ve suçsuz kabul edildiler. Hiçbir şey sormamamız gerekiyor gibi davranıyorlar.

Bu dört polis memuru bir an önce tutuklanmalıydılar. Ama bahaneler sıralamaya başladığınızda, ‘daha fazla kanıt’ görmeliyiz gibi şeyler söylediğinizde… Kimi kandırdığınızı zannediyorsunuz? Elimizde VİDEO var. Bütün dünya bunu gördü. İnsanlara karşı dürüst olun.

Doğruyu söylemek gerekirse, Trayvon Martin’in öldürülmesi benim için bir dönüm noktasıydı.

O öldürüldüğünde, öldürülmesinin sebebinin kendi mahallesinde, geceleri siyah bir kapüşonlu giydiği için ‘şüpheli’ gözle bakıldığını görünce aynı durumun kardeşim için de geçerli olabileceğini fark ettim. Bu düşünceyle baş başa kalmak, gerçekten korkutucu bir his. Kendi NBA fanusumdan çıkmak ve dışarıda farklı bir dünyanın var olduğunu anlamak zorundaydım. Herkes her gün güzel bir arabaya binemiyor, işe arabayla gidemiyor, eve dönemiyor veya rahatça idman yapamıyordu. İnsanlar günbegün, farklı rezalet durumlarla karşılaşıyorlardı. Bununla ilgilenmeye başlamak zorundaydım.

Ve şanslıyım ki, ilgilendim. Çünkü bu durum, hayatımda şimdiye kadar başıma gelen en etkili şeylerden biriydi.

Geçen hafta Philadelphia’da bir yürüyüş olacağını duyduğumda, tek düşünebildiğim 17 yaşındaki Trayvon’dı.

O öldürüldükten bir yıl sonra ben Orlando’da oynuyordum. 2013’te, ben oradayken, şehir merkezinde bir yürüyüş düzenlenmişti. O zamana kadar, sosyal medyada insanların kapüşonlu sweatshirt giyme konusunda ve daha birçok şeyde hızla artan bir çabaları olmuştu. Ama o yürüyüşe katılmayı kaçırmıştım ve o yürüyüşün bir parçası olamadığım için hep pişmanlık duymuştum.

Gitmek istemediğimden değildi. O zaman, ben de kızgındım. Takım arkadaşlarımla ve dostlarımla bu konuyu konuşmuştum. Ama dürüst olmam gerekirse, o zamanlar protesto etmek aklımın ön saflarında değildi. Kendim için ne yapabilirdim? Kendimi çok daha fazla eğitmem gerektiğini fark ettim. Bu konular hakkında konuşabilmeniz ve verimli bir diyalog kurabilmeniz için bilgili olmalısınız. Özellikle, insanlara etki eden bir kişi ve rol model olmak için konuşma konusunda iyi olmalısınız. Ve bu noktaya sadece kendiniz için uygunsa gelebilirsiniz.

O zamandan beri kendimi eğittim. Kendimi bu şöhret fanusundan ve içinde bulunduğum profilden çıkarabildim ve ülke çapında siyah insanların neler yaşadığına gözden geçiriyorum.

Kendi payıma düşeni şimdi söylememin sebebi de bu. Biliyorum ki bazı insanlar bunu beğenmeyecek. Irk hakkında açıkça konuşma konusunda hâlâ bir sosyal leke var. Yüzde yüz. Ama bu noktada, umurumda değil.

Çevremdeki insanlara baskı yapmaya çalışıyorum. Sorumluluk duygusu hisseden arkadaşlarımız olmalı. Kendimi, ailemi, arkadaşlarımı ve çevremdeki insanları – beni takip eden insanları, bana bakan insanları – bu konuda rahatsız olmaya itiyorum. Zorundasınız. İki taraf diye bir şey yok.

Ve SESSİZLİK KABUL EDİLEMEZ.

Benim bakış açım mı? Eğer benim topluluğumdaki insanlar eziliyorsa, ben de eziliyorumdur. Hayatımdaki en büyük rol modelim Muhammed Ali’ye seslerini yükselttiler, bağırdılar. O, adaletsizliğe karşı tavır almaktan asla korkmadı.

Ayrıca, kim olduğumu bilirken de rahatsız olmalıydım. NBA’e girdim ve bu bana karşı takınılan tavırlar açısından bazı şeyleri değiştirdi. Bir sonraki kişiyle aynı değilim. Siyah olduğum gerçeğini kavramıştım ama bir polis tarafından aracı kenara çekilen kişi, polis memurunun kendini tanıyabilmesi lüksüne sahip değil.

İşte problem bu. Ölüm ve yaşam arasındaki çizgi, bir polis memurunun sizi tanıyıp tanımaması olmamalı.

George Floyd

Long Island’da büyümüştüm. Ağırlıklı olarak beyazların olduğu bir ilkokula, ortaokula ve liseye gittim. Her zaman all-American bir sporcu olmuştum.

Gittiğim her yerde, insanlar beni tanıyordu. Bana bakıp “Şu siyah çocuğa bak” demediler. Bunu akıllarından geçirmiş olsalar bile asla öyle bir muamele görmemiştim. Bana “İşte Tobias Harris orada. O da bir şekilde oynuyor işte” der gibi bakıyorlardı. Koleje gittiğimde de aynı durumla karşılaşmıştım.

Dürüst olmam gerekirse, bu ülkede ırkçılığın olduğunu biliyordum ama kişisel hayatımda bazı şeyler benim için biraz şekerle kaplanmış gibiydi. Kabul etmem gerekir ki büyürken sahip olduğum ayrıcalıklar sebebiyle, siyahların çektiği zorlukları sahiden deneyimlememiştim.

Ve tüm bunları tekrar yapmak zorunda kalsaydım, birçok yönden değişirdim. Özellikle, siyahların tarihi hakkında daha çok şey öğrenirdim, yani şu anda sahip olduğumuz hakları bize veren kitlesel hareketler hakkındaki her şey.

Ama şimdi, bunları söylerken 27 yaşındayım. Bazı şeylerin farklı olduğunu fark etmem uzun sürdü, belki de çok uzun. Bazı insanlar “Şöhret ve NBA beni değiştiremez.” diye düşünmek isteyebilir. Fakat eğer kendilerine karşı dürüst davranıyorlarsa, o seviyede olmanın etraflarına koruyucu bir fanus gerektirdiğini anlayacaklar. Dünyada olan biten her şeyi tamamen anlayabilmek için aktif olarak bu fanusun dışına çıkmalı, bilgiyi aramalı ve kendinizi eğitmelisiniz.

Biz ünlüler ve sporcular kendimizi sorumlu tutmak için üzerimizi düşeni yapmak zorundayız.

Okullar size tüm hikayeyi anlatmazlar. İşte bu yüzden gençlere akıl vermenin ve onları eğitmenin üstünde duruyorum. Büyürken, okullarımızda sadece üç Afrikalı-Amerikalı kahramanı öğrendik. Martin Luther King’i, Rosa Parks’ı ve Malcolm X’i öğrenmiştik. Ve onları ne zaman öğrendik? Siyahi Tarihi Ayı’nda. 28 gün boyunca. Hepinizin bağlantıyı kurabileceğini biliyorum.

Christopher Colombus’u ve George Washington’ı biliyorum. Bütün başkanları da biliyorum ve yalnızca bir avuç siyah lideri biliyorum. Bana öğretilen buydu.

Kendimi eğitmek için boş zaman bulmaya başlamam ligdeki ilk senemin sonuna tekabül ediyor. Dünyadaki siyah liderleri öğrenmeye, Amerika’da gerçekten neler olup bittiğini öğrenmeye başladım. Şu anda bulunduğum yere, konuşabilecek kadar eğitim aldığım yere ulaşmak için bu öğrenme sürecine ihtiyacım vardı.

Birçok çocuğa akıl hocalığı yapıyorum. Okullara gidiyorum. Burada Kuzey Philly’deki bir okul ile Lower Merion Ana Hattı’ndaki bir okul arasındaki farkı görüyorum. Bu yüzden farklılıkları görerek ve anlayarak kendimi yetiştirebilmiştim.

Çünkü daha gençken bunu tam olarak kavrayamamıştım.

Ben çocukken babam, beni ve kardeşlerimi şehre götürürdü ve Riverside Hawks olarak bilinen AAU ekibiyle basketbol oynardık. Bizi Harlem’e götürürdü ve her hafta sonu dışarıda oynardık.

Yüzde yüz bir gerçek vardı: Basketbol oynadığımız bazı çocuklardan tamamen farklı bir hayat yaşıyorduk.

Benim banliyödeki yaşamımla karşılaştırıldığında yaşadıkları hayatı görmek, yüze su çarpmak gibiydi. Her çocuk büyümek ve öğrenmek zorunda ve benim için bu durum “Vay canına! Siyahım ama sahip olduklarım bakımından ayrıcalıklıyım.” şeklindeydi. Bu beni gerçekten üzmüştü. Ancak bu, ırk hakkında bilinmesi gereken her şeyi bildiğim anlamına gelmiyordu.

Bu benim hayatım ve öğrenme sürecimdi. Beni şu an bulunduğum noktaya taşıyan bu. Hakikaten anladığımı söyleyebilirim ve biliyorum ancak zaman alıyor.

Öz kimliğinizi ve kim olduğunuzu bilmek gerekir.

Geçtiğimiz cumartesi, bilgimi eyleme dönüştürmek için bu fırsatı kaçırmayacaktım.

Yürüyüşe katıldığımda, parçası olduğum şey beni çok mutlu etmişti çünkü bu birlikteliğin ta kendisiydi. İnsanlar polisin vahşeti hakkında, siyah yaşamların nasıl önemli olduğunu belirten pankartlar tutuyorlardı. Sessiz kalmanın yanlış tarafta olmak kadar kötü olabileceğine dair… Her yerde, siyah topluluktaki herkesin acısıyla uyumlu mesajlar ile pankartlar vardı. Ve oradaki insanların bazıları “Siyahların hayatı değerlidir” diye bağıran beyazlardı. Bu birbirine bağlılık ve birlik etrafında olma durumu harikaydı. Gerçekten özeldi. Yaklaşık bir buçuk saat boyunca yürüdük ve o anın bir parçası olmak mükemmeldi.

2.06 boyundayım. Biliyorum, dikkat çekebilirim ama endişelenmemiştim. İşlerin kızışabileceğinin farkındaydım (sprey boya kullanan birkaç insan görmüştüm) ama neticede bu bir protesto veya yürüyüş. Hangi niyetle buraya geldiğinize bağlı.

Ve bu protesto yürüyüşünden çıkardığınız anlam bu demek ki.

Bu, dünyada olup bitenler hakkında ne hissettiğimizi duyurmakla ilgilidir. İsyanlarla ilgili çok şey görüyorsunuz, ancak birçok insan orada BARIŞÇIL bir şekilde protesto ediyor çünkü DEĞİŞİM istiyoruz.

Cumartesi günü Philadelphia’da olanlar, bir mesajı dışa vuran insanların birlikteliğiydi. Ve bu mesaj gerçekten saygı çerçevesindeydi. İnsanlara başkalarına saygı duyması, başkalarının acılarını anlamalarıyla ilgiliydi.

Ve devam etmeliyiz. Sokaklarda olmasa bile, bunu kendi çevremizde devam ettirmeliyiz. Neler olduğu hakkında konuşmamız gerek. Platformlarımızı sonuna kadar kullanmalıyız.

Bizi duymak istemeyeceğiniz için yapmalıyız ama emin olun ki, dinleyeceksiniz.

 

https://www.theplayerstribune.com sitesindeki orijinal metin

Çeviren: KERİM KILIÇ


Bunlar da ilginizi çekebilir;

İlk Profesyonel Siyahi Futbolcu: Arthur Wharton

Karanlık Onu Alt Edemedi

 

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More