Fernandinho: Fırtınanın Ortasında Hayat

''Life Inside the Hurricane''

Fernandinho tarafından yazılan ve 24.04.2021 tarihinde theplayerstribune.com sitesinde yayımlanan yazıyı Plase Dergi okurları için çevirdik.

*Aslına sadık kalmak adına yazıdaki görseller aynen kullanılmıştır.

*Yazının orijinal halinin linki metnin sonuna eklenmiştir.

* * *

Bir keresinde muhabirin biri “Kazanmaktan usanmadın mı?” diye sormuştu.

Eee, cevap hayır. Hatta tam tersi.

Kazanmak kaybetmekten daha iyidir, öyle değil mi?

Her şampiyonluğun ayrı bir heyecanı vardır ve kazanmak sizi daha da motive eder.

Şalteri kapatıp bir sonraki zafere odaklandığınızda; bu biraz garip bir benzetme gibi gelebilir ama fırtınanın ortasında gibisinizdir.

Oradan oraya savrulsanız bile bu sizi çok etkilemez. Bir zamandan sonra rutine bağladığınızda gürültüyü, rüzgârı ve yağmuru hissetmezsiniz.

O anda kazanmalı ve bir sonraki hedefe odaklanmalısınız, şov devam etmeli! Pekâlâ, bugün kazanmış olabilirsiniz ama şimdi bir sonraki maça, bir sonraki meydan okumaya hazırlanmalısınız. Haliyle bir önceki maç üzerine düşünme veya o maçın kutlamasını yapma lüksünüz yoktur.

Sporcular hep bunu söylüyor, değil mi? Klişe gibi geldiğini biliyorum ama bu bir yandan da doğru. Zirvede kalmak için bu düşünce yapısını benimsemelisiniz.

Uzun zamandır fırtınanın ortasındayım. Avrupa’ya geleli 15 sene oldu. On beş sene!

Fırtınanın ortasında geçen bunca zamandan sonra biraz soluklanıp düşünmeyi hak ettim bence.

Bu düşünce yapısına bağlı kalmak birçok yönden çok önemli. Sezonun başlarında City olarak tecrübe ettiğimiz olay ve takıma yaptığım konuşma bunun iyi örneklerinden.

Size neler olduğunu anlatayım.

Normalde takımı karşıma alıp konuşma yapan biri değilim ama birkaç ay önce gerçekten başka seçeneğim yoktu.

2020’nin son günüydü.

Premier Lig puan tablosunda sekizinci sıradaydık.

Antrenmanı yeni bitirmiştik ve Pep mutlu değildi.

Ancak tüm hikâyeyi anlamak için 2020-21 sezonunun başına dönmemiz gerekiyor.

Sezonun başlangıcı herkes için çok çetindi. Üç ay antrenman yapamadıktan sonra geri dönme şeklimiz ve sezon öncesi kampının çok kısa sürmesi hepimizi zorladı. Daha önce hiçbirimiz böyle bir şey yaşamamıştık.

Şu ana kadar kaç tane Covid testi yaptırdım hayal dahi edemezsiniz. Burnum zaten büyüktü. Bir de şimdiki halini hayal edin! Haha!

Fiziksel olarak zaten zordu ama mental olarak da aşağı kalır yanı yoktu.

Pandemi arasından bu yana, oyuncular olarak tüm hayatımız değişti. Günlük rutinlerimizin çoğunu yerine getiremiyoruz. Yemek yeme, kendini toplama, sosyalleşme gibi temel şeyler bile değişti.

Olay farklı bir hal almıştı ancak şartlara uyum sağlamamız gerekiyordu. Pandemi süreci zordu ve faturası ağır oldu.

Ancak, Manchester City olarak zor zamanlarda da iyi sonuçlar almamızı sağlayan şeyin irademiz olduğuna inanıyorum.

Bu sayede zirveye ulaşıyoruz. Geçmişte de irademiz sayesinde şampiyonluklar kazandık.

Fotopraf: Michael Regan

Ancak yılın sonuna gelirken ligde sekizinci sıradaydık ve 2020’nin son antrenmanını yapmıştık.

İyi bir antrenman değildi.

Bazı oyuncuların tavrı, vücut dili, bıkkın halleri bunu gözler önüne seriyordu. Antrenmanın nasıl geçtiğini anlamışsınızdır. Yanlış yerlere atılan paslar, adamını takip etmeyen, koşmayan, kendini vermeyen oyuncular.

Bu biz değildik. Arka arkaya iki şampiyonluk kazanan veya puan rekoru kıran o takım değildik.

O antrenmandan sonra Pep yanıma geldi ve takımın kaptanı yani lideri olduğum için benimle konuştu. Lafını esirgemeden “Herkes elinden gelenin en iyisini yapmıyor.” dedi. Ve ekledi: “Bu takımda ya antrenmana gelir her şeyinizi ortaya koyarsınız ya da evde oturursunuz. Sahaya adımınızı attıktan sonra sızlanmazsınız.”

Yerden göğe kadar haklıydı. Bu standartları koruma işinin bende bittiğini söyledi.

Sezon başında David Silva takımdan ayrıldıktan sonra kaptan seçildim. Bu büyük bir onur çünkü bu sadece Pep’in kararı değildi; bütün ekibin ve oyuncuların kararıydı.

İngiltere’de kaptanın rolü, Brezilya gibi diğer ülkelerdekinden oldukça farklı. Artık planlama ve disiplin sağlamak gibi pek çok yeni sorumluluğum var. İnanmazsınız ama artık fizik tedavi esnasında oyuncuların telefonla uğraşmadığından emin olmak gibi disiplin konularından yine ben sorumluyum.

Standartların çok yüksek olduğu City gibi bir kulüpte kaptan seçilmek gurur verici ve ben de bu işin hakkını vermeye çalışıyorum.

Antrenmandan sonra yılbaşı kutlamaları için ailemle birlikte evdeydim ama Pep’in söyledikleri aklımdan çıkmıyordu.

Yılbaşı gecesi ailemle birlikte havai fişek gösterilerini izlerken bile takım kaptanı olarak sorumluluklarımı düşünüyordum.

Ertesi gün yani 1 Ocak 2021 sabah saat 7’de teknik ekipten birine mesaj gönderdim ve ona “Oyuncularla bir toplantı ayarla. Konuşmamız lazım.” dedim.

Sabah antrenmandan önce toplantı yerine vardım ve oradaki birinden bugün antrenmana biraz geç başlayacağımızı Pep’e söylemesini rica ettim.

Acil bir durumdu.

Bu takımda ya antrenmana gelir her şeyinizi ortaya koyarsınız ya da evde oturursunuz.

– Fernandinho

Herkes toplandığında kaptanları olarak açık açık konuştum.

Pep’in bana söylediklerini onlara aktardım, bazı şeylerin bahanesi olmayacağını söyledim. Antrenmanda gösterdiğiniz çabanın karşılığını maçta alırsınız dedim.

Söylemimi yumuşatmadım. Benden sonra herkes kendi fikirlerini söyledi. Anlaşılan herkes bir şeyleri değiştirmemiz gerektiğini zaten biliyordu ancak birinin bunu yüksek sesle söylemesi gerekiyordu. Silkelenmemiz gerekiyordu. Dolayısıyla konuşmamız önemliydi.

Sezonda işleri tersine çevirmek için hala bir şansımız vardı. Bu şansı kullanmazsak şampiyonluğun elimizden kayışını seyredecektik.

Bir sonraki maçımız, o sıralarda ligi kasıp kavuran Chelsea’yleydi. Maçtan önce kendi kendime düşündüm, “Bu adamlar bu maçta da kendilerini vermezse, sezon bitmiş demektir!” İnancımı kaybetmeye hazırdım.

Ama kazanmayı başardık. Hem de gayet iyi bir maç çıkardık. Daha ilk yarıdan 3-0 öne geçtik. Gereğinden fazla zorlamış bile olabiliriz!

O zamandan bu yana neredeyse kusursuz bir serinin içindeyiz.

Tekrar fırtınanın ortasındayız.


İngiltere’ye taşınmadan önce de zaferler için yanıp tutuşuyordum fakat City bu alevi iyice körükledi.

Belki dünyanın en yetenekli futbolcusu değilim ama hiçbir zaman mücadeleden kaçan biri olmadım. Takım arkadaşlarım, hocalarım ve taraftarlar bana güvenebileceklerini bilirler. Daima kanımın son damlasına kadar savaşırım. Daima.

Avrupa’ya geldiğimde de böyleydim.

Brezilya’dayken Shakhtar Donetsk’ten teklif aldığımda sadece 20 yaşındaydım. O zamanlar bırakın Ukrayna hakkında bir şeyler bilmeyi Avrupa futbolu hakkında bile fikrim yoktu.

Hangi para birimini kullandıklarını bile bilmiyordum. Hatta Avrupa’yı haritada dahi gösteremezdim. Benim için Avrupa; birçok farklı ülkeye sahip, kocaman, çok uzaklarda bir yerdi.

O zamanlar Athletico Paranaense’de iyi iş çıkarıyordum ama sadece Londrinalı, dış dünyada neler olup bittiğini bilmeyen bir çocuktum.

Copa Libertadores için Kolombiya’ya gittiğimizde kulüp bize günlük 30 $ ödüyordu. Amerikan doları! Bizim için büyük paraydı.

Arkadaşım Alan Bahia ile çok heyecanlandık ve bu parayla ne yapacağımızı bilmiyorduk o yüzden banknotlarla yataklarımıza isimlerimizi yazmaya karar verdik. Bu kadar parayı bir arada hiç görmemiştik! Elbette ismi kısa olduğu için Alan’ın işi kolaydı. Bense ismimin tamamını dolarlarla yazamamıştım, sonunu Brezilya reali ile getirmek zorunda kalmıştım haha!

Shakhtar’ın teklifi geldiğinde, kendimi kanıtlama şansını yakaladığımın farkındaydım. Tabii bu teklifin maddi tarafı da vardı. Athletico Paranaense kazandığı para ile antrenman tesislerini yeniledi. Bense banknotlarla ailemdeki herkesin ismini yazabilirdim!

Fotoğraf: Alexander Khudoteply

Ukrayna’daki ilk ayımın sonunda henüz bir banka hesabım yoktu ve kulüp maç bonuslarımı elden ödedi. Bir tomar paraydı. 30 doların çok olduğunu düşünen bir çocuk için bu uçan bir tavşan görmek gibiydi!

O aralar bir otelde kalıyordum ve bu kadar parayla ne yapacağımı bilmiyordum. Eşime gösterdim, paraları havluya sardı ve düdüklü tencerenin içine sakladı! “Buraya bakmak kimsenin aklına gelmez. Ukraynalılar düdüklü tencerenin ne olduğunu bile bilmiyor!” Haha!

İlk başlarda kazandığım parayla, anneme Curitiba’dan bir daire bile satın aldım. Bazı eski takım arkadaşlarıma kıyasla para harcama konusunda çok daha dikkatliydim diyebilirim!

Ama para bir kenara, Ukrayna’da sekiz harika yıl geçirdim.

Yeni bir kültürü ve yaşam tarzını tanıdım. Biraz zaman aldı ama Rusça konuşmayı öğrendim. Hâlâ oradan birçok arkadaşımla iletişim halindeyim. En önemlisi de oğlum orada doğdu, bu yüzden bir yanım her zaman Ukraynalı olacak.

Bu ülkeye ve insanlarına karşı özel bir sevgim olduğunu anlamışsınızdır ama o soğuk yok mu?

Brezilya’da benim doğduğum yerde, en soğuk aylarda bile sıcaklık nadiren 15 ℃’ın altına düşer. Donetsk’te geçirdiğim ilk kışta yaşadığım şoku hayal edin. Daha önce hiç kar bile görmemiştim!

Noel tatilinden döndüğümüz o ocak ayını hiçbir zaman unutmayacağım. O yıl Avrupa’daki en sert kışlardan biri yaşandı.

–26 ℃, –27 ℃’lardan bahsediyorum. Abartısız.

Tek yapabildiğim, koşarak arabaya atlayıp antrenman tesislerine gidip antrenman yapmak ve olabildiğince çabuk eve dönmekti. Herhangi bir yere yürüyerek gitmek imkansızdı!

Gerçekten zordu ama zamanla alıştım. Bu yeni bir meydan okumaydı ve ben meydan okumaları severim.

Futbolla alakalı da benzer durumlar vardı. Brezilya’da alıştığımdan daha hızlı, daha tempolu ve daha fizikseldi. Buna da uyum sağlamam gerekiyordu. Takım arkadaşlarımın ve hocalarım sayesinde bunun üstesinden geldim.

Sporcu olarak da insan olarak da her zaman zafere giden yoldaki zorluklardan keyif alan biri oldum. Eski alışkanlıklarımı değiştirmekten ve tamamen yeni bir maceraya yelken açmaktan hoşlandım. Gerçekten öğrenmek ve eğlenmek için biraz zorluk çekmek gerekiyor. Sadece profesyonel bir sporcu olarak değil, bir insan olarak da gelişmek bundan geçiyor.

Başarılı olup kupalar kaldırdığımda; yolculukta yaşadığım adaptasyon süreci, sakatlıklar, kara kışta yaptığım antrenmanlar ve çektiğim diğer zorluklar bu tarz başarılara ayrı bir tat katıyor.

O tat için bu cefaları tekrar çekebilirim.

En önemlisi de oğlum orada doğdu, bu yüzden bir yanım her zaman Ukraynalı olacak.

– Fernandinho

Sekiz yıllık Ukrayna maceramda pek çok şampiyonluk kazandık ama şüphesiz en önemlisi 2009’da UEFA Kupası’nı kazanmamızdı.

Shakhtar yıllar boyunca Brezilyalı genç yeteneklere çok yatırım yaptı ve başkanın kulübü Avrupa’nın büyük kulüplerinden biri yapmak için büyük planları vardı. Tabii bunu başarmak için Avrupa’da şampiyonluklar kazanmak gerekiyor.

Kulüpteki dördüncü yılımda yani 2009’da UEFA Kupası’nı kazanmadan önce Avrupa’da çok fazla kez hezimete uğradık. Yürek burkan elenmelerimiz oldu. 2007’de Sevilla, kalecilerinin son dakikada attığı golle maçı uzattı ve ardından turu geçti.  Şaka gibi!

Bu tür yenilgiler insanları pes ettirebilir ama biz yolumuza devam ettik. Şampiyon olmak için gerekli olan kaliteye ve iradeye sahip olduğumuzu biliyorduk. Nihayet 20 Mayıs 2009’da İstanbul’da Werder Bremen’e karşı aldığımız galibiyetle yanılmadığımızı anlamış olduk.

Bu kupanın kulüp için anlamı büyüktü. Ortak rüyamız gerçek olmuştu.

Beş Brezilyalı olarak finalde sahadaydık. Bu Ukrayna’daki projenin başarısının ve kulübün bize olan inancının göstergesiydi.

Bugünlerde Brezilya’da Shakhtar hakkında konuşursanız, insanlar neden bahsettiğinizi gayet iyi biliyor olacaktır. Kulübün Brezilya’da tanınmasını sağladık, bu oldukça özel.

Pes etmememi ve her zaman zirvede kalmamı sağlayan iradem, bugün City’de forma giyen beni yarattı.


İngiltere Premier Lig dünyanın en çok izlenen liglerinden biri olsa da City’ye transfer olmadan önce ligi çok az takip ettiğimi itiraf etmeliyim.

Şampiyonlar Ligi maçlarını kaçırmazdım ama yerel ligleri takip etmeye zamanım yoktu.

City’nin teklifini kabul ettim çünkü bu; yeni bir meydan okumaydı, heyecan verici bir projeydi ve kariyerimdeki bir sonraki adımı atma fırsatıydı.

Ukrayna’daki takımım çok iyiydi. Yerel ligde oldukça dominanttık ve taraftarlar ya da basın üzerimizde baskı oluşturmuyordu. Ligimizin üstünde bir takımdık.

Yani sakin sularda yüzüyordum ancak Premier Lig’de sürekli bir fırtına vardı.

Tüm takımlar mali açıdan güçlü ve ligin kendisi zaten başka bir seviyede. Bir haftada üç maça çıkmak zorunda kalabilirsiniz. Hepsi de son derece yoğun geçer çünkü her birinde %100’ünüzü ortaya koymanız ve maçı kazanmanız beklenir!

Kariyerimin İngiltere’deki bölümüne büyük etki eden ve düşünce yapımı şekillendiren adam Pep Guardiola’dır.

Altı yıldır birlikte çalışıyoruz ve bu süre içinde çok şey öğrendim. Şüphesiz o en iyi futbol antrenörlerinden biri. Bir devrimci.

*Fotoğraf Basın Derneği notuyla paylaşılmış. Fotorafçının ismi eklenmemiş.

Bu adam çok zeki ve detaylara kafayı takmış biri ama daha önemlisi mükemmel bir öğretmen. Birer dahi oldukları halde anlatmak istedikleri şeyi karşıya aktaramadıkları için öğrencilerinin gelişimine yardımcı olamayan öğretmenleri bilirsiniz. Teknik ya da taktik aklınıza ne gelirse, Pep istediği mesajı karşısındakinin anlayabileceği şekilde iletme yeteneğine sahip. Size rahatlıkla şunu söyleyebilirim: Yabancı bir dilde dert anlatmak kolay olmasa da herkes onun söylediklerini kolaylıkla anlıyor.

Ofisinin kapısı her zaman açıktır ve onunla her şey hakkında açıkça konuşabilirsiniz.

Benim için harika bir hoca çünkü her zaman oyuncularından %100’lerini vermelerini bekliyor. Sahada, toplantılarda, her yerde bu geçerli.

31 Aralık’taki antrenmandan sonra performansımızın yeterince iyi olmadığını ve bunu düzeltmek için kaptan olarak elimi taşın altına koymam gerektiğini açıkça belirtti.

Son yıllarda bu kulüple inanılmaz başarılara imza attık. Tarihi başarılar.

Rekorlar kırdık.

İki sezonda 198 puan topladık.

Bize puan rekortmenleri demeye başladılar.

2019-20 sezonundaki Liverpool bile bunu başaramazdı!

Yıllar boyunca saha içinde ve saha dışında verdiğimiz mücadele sonucunda bu noktaya ulaştık.

Pek çok insan bana Manchester City’nin o inanılmaz 2017-18 ve 2018-19 sezonlarının bir parçası olmanın nasıl bir şey olduğunu soruyor. Tabii önce neler başardığımızı idrak etmem gerekiyor.

Dürüst olmak gerekirse, olup bitenleri hazmetmemin zaman alacağını düşünüyorum. Belki de emekli olunca farkına varırım. Belki bir 15 yılı da başarılarımı anlamaya çalışmakla geçiririm!

Yine de bir gün çocuklarımla ya da torunlarımla oturup bu kıtada neler başardığımı düşüneceğim.

O gün belki mangal yakıp bir İtalyan şarabı açarım ve en sevdiğim sandalyeye yaslanıp onlara her şeyi anlatırım.

Ukrayna’daki kışlar.

Düdüklü tencere.

Antrenmanlar.

Şampiyonluklar.

Bunları anlatmak oldukça güzel olacak.

Ama şimdi bunun sırası değil. Henüz erken.

Daha kazanılacak çok maç ve kaldırılacak çok kupa var.

 

https://www.theplayerstribune.com sitesindeki orijinal metin

Çeviren: ÇAĞLAYAN KARABULUT

 

*Kapak fotoğrafı: SIMON BELLIS


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Cathy Freeman: Aborijinlerin En Hızlısı

Pete Maravich ve John Lennon: Tepedeki Ahmaklar

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More