Corey Hirsch: Hiç De Cesur Değilim

Corey Hirsch tarafından yazılan ve 28.05.2020 tarihinde theplayerstribune.com sitesinde yayımlanan yazıyı Plase Dergi okurları için çevirdik.

* Corey Hirsch: I’m Not Brave at All yazısının aslına sadık kalmak adına yazıdaki görseller aynen kullanılmıştır.

* Corey Hirsch: I’m Not Brave at All yazısının orijinal halinin linki metnin sonuna eklenmiştir.

* * *

Yaşadıklarımı iki cümleyle özetlemem gerekirse şunu söyleyebilirim: Hayatımın ilk yarısında en çok korktuğum şeyin hiç de öyle korkulacak bir tarafı olmadığını öğrendim. Onca yıl bildiğimin aksine güçsüz olduğunu kabul etmek aslında muazzam bir güçlülük göstergesiymiş. 

Zamanda en dibe vurduğum ana dönebilseydim, arabamı o uçurumdan aşağı sürdükten sonra ne olacağını kendime sorardım. Kendimi öldürmeyi becerseydim ne olurdu? Cenazemde bütün arkadaşlarım, “Vay be, ne kadar yürekli adammış. Acısını içinde yaşadı ve adam gibi öldü.” mü derlerdi? Tabii ki hayır! Büyük ihtimalle “İnanamıyorum, keşke bir şey söyleseydi. Keşke benimle konuşsaydı. Neden hiçbir şey söylemedi?” gibisinden konuşurlardı. 

Bize, erkekliğin asla ama asla zayıflık göstermemek olduğu öğretildi. Özellikle buz hokeyi camiasında. Tamamen saçmalık olsa da hâlâ tipik hokey oyuncusu davranışları sergiliyorum. Hâlâ deli gibi bira içiyor, bir şeyleri tamir etmeye çalışıyor ve maçlarda aptalca kavgalara giriyorum. Yardım istemek “erkek”liğinizden bir şey götürmez. 

Bu büyük dersi hikayemi anlattıktan sonra, birçok kişinin yaşadığı zorlukları başkalarıyla paylaşamadığını öğrendiğimde çıkardım. Aralarında aktif sporcu ve eski sporcuların da bulunduğu sürüyle insanın bana ulaşıp “Yardıma ihtiyacım var.” demesi gerçekten sarsıcıydı. 

Aldığım bir diğer ders ise sosyal medyada sınırlar belirlemeniz gerektiğidir. Etkileşimlerinizin %99,9’u olumlu olsa bile ruhsal sorunlarla mücadele ediyorsanız gününüzün mahvolması için gereken bir veya iki acımasız yorumdur. 47 yıllık hayat tecrübem sayesinde geliştirdiğim bir savunma mekanizmam var ama buna rağmen bu tür yorumlar beni hala karamsarlığa sürükleyebiliyor. Bir de böylesine bir toksikliğe maruz kalan tüm o savunmasız çocukları düşünün. 

Gençlerle intihar hakkında konuşmanın daha fazla intihara yol açtığına dair yanılgı, hala toplumumuzun kanayan yarası. Aslında durum bunun tam tersi. Ancak toplum olarak kaydettiğimiz tüm ilerlemelere rağmen pek çok ebeveyn çocuklarıyla ruh sağlığı hakkında konuşmaktan hâlâ çekiniyor. Bu tür şeyleri orta yaşlarımızda öğrenmenin pek bir faydası yok. Okullarda ruh sağlığı derslerine ihtiyacımız var. Bu nesil bunu istiyor. Değişime karşı çıkanlar ise ebeveynler. 

Öne çıkıp verdikleri mücadeleleri paylaşacak daha çok aktif profesyonel sporcuya ihtiyacımız var. Beni yanlış anlamayın, bunun kolay olmadığını biliyorum. İnsanlar bana her zaman “Hikayeni anlatman çok cesurcaydı dostum.” diyor ve ben de onlara hep aynı şeyi söylüyorum: Hiç de cesur değilim. Hikayemi paylaşabilmem 20 yılımı aldı ve bunu yaptığımda bile insanların bana hangi gözle bakacağından korktum. Bu yüzden, aktif sporcuların tereddütlerini anlıyorum.

Cesurca bir adım öne çıkıp bağımlılık ve bipolar bozukluğa karşı verdiği mücadeleyi anlatan Robin Lehner’a bakın. Bunu yaptıktan sonra ne oldu? Zamanla sahada daha güçlü hale geldi. Eminim kuş gibi hafiflemiştir. Adam bir Vezina (ÇN: NHL’de yılın en iyi kalecisine verilen kupa) finalistiydi. Ama yine de sadece bir yıllık bir sözleşme ile ödüllendirildi. Elbette kârlı bir sözleşme ama yine de sadece bir yıllık. İnanabiliyor musunuz? Bana göre bu olay, ruhsal sorunlar söz konusu olduğunda spor olarak daha gidecek çok yolumuz olduğunu gösteriyor.

Gözlerimi açtığımda ve kötü bir gün geçireceğimi hissettiğimde üç basit şey yapıyorum. 1) Yataktan kalkıyorum. Yataktan çıkmazsam düşünce bombardımanına tutulacağımı biliyorum. Yataktan kalkmak yolun yarısıdır. 2) Duş alıyorum. Bu adımı sakın atlamayın! 3) Hâlâ iyi hissetmiyorsam, bu zorlu günün geçeceğini kendime hatırlatıyorum. Bir süreliğine eve kapanmak ve sadece biraz kendinize zaman ayırmak sorun değil. Bazen gitarımla bir şeyler çalmayı dener ya da (bana gülmeyin!) yapboz yaparım. Suçluluk hissetmeden her şeyden biraz uzaklaşmaya çalışırım.

Ayrıca size şunu söylemem gerekiyor ki ilaç tedavisi görmeseydim bugün burada olmayacağımın %100 garantisini verebilirim. İlaçlar, OKB’mi tek başına iyileştirmedi ancak beynimin ihtiyacım olan terapiyi alabilmesi için gerekli zemini oluşturdu. Ek olarak bu, beni başka yollara başvurmaktan alıkoydu. Karantina ve izolasyon döneminde zorluklara karşı tek başına mücadele veren insanlar için gerçekten endişeleniyorum. İlaç kullanmaktan asla utanç veya mahcubiyet duyulmamalı.

“İntihar” kelimesi toplumumuzda hala bir tabu ancak bu durum değişmeli. Tanıdığınız biri size acı çektiğinden bahsederse kendisine zarar vermeyi düşünüyor mu diye sormanızda bir sakınca yoktur. Ne kadar zor olursa olsun, bu soruyu sormak hayatlarını kurtarabilir.

Şu anda kendi içinde bir mücadele veren herkes için verebileceğim en iyi tavsiye profesyonel yardım almalarıdır. Tedavinize odaklanmak harikadır. Meditasyon yapmak harikadır. YouTube’daki motivasyon videolarını izlemek harikadır. Sağlıklı beslenmek ve fiziksel aktiviler yapmak harikadır. Ama depresyondan elinizi kolunuzu sallayarak çıkamazsınız. Obsesif kompulsif bozukluktan böyle kolay kurtulamazsınız. Gerçekten acı çekiyor ve bir çıkış yolu bulamıyorsanız dermanınızı YouTube’da bulamazsınız. İhtiyacınız olan profesyonel yardım almaktır. 

 

theplayerstribune.com sitesindeki orijinal metin: I’m Not Brave at All

Çeviren: Doğucan Karsak


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Yuta Watanabe: Kelimelerin Gücü

Caster Semenya: Asker Olmak İstiyordum

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More