Alphonso Davies: Şüphe Yok!

''Moving Past The Doubt''

Alphonso Davies’in kendi kariyerini anlattığı ve 03.06.2020 tarihinde theplayerstribune.com sitesinde yayımlanan yazıyı Plase Dergi okurları için çevirdik.

*Aslına sadık kalmak adına yazıdaki görseller aynen kullanılmıştır.

*Yazının orijinal halinin linki metnin sonuna eklenmiştir.

Bu hikaye kendinden şüphe etme ihtimali olan herkes için. (Alphonso Davies)

Geçtiğimiz birkaç yılda benim hakkımda bazı şeyler okumuş olabilirsiniz.

15 yaşındayken: Davies, MLS’te forma giyen en genç ikinci futbolcu oldu.

Ya da 17 yaşındayken: Davies rekor ücretle Bayern Münih’e gidiyor.

Sanki her zaman başaracakmışım gibi görünmüştür.

Ama öyle değildi. Ya da en azından öyle hissedilmiyordu.

14 yaşında Vancouver Whitecaps’e katıldığımda sinirli bir yıkıktım. Ailemi Edmonton’da bırakmıştım. Çok utangaç bir çocuktum. Pek konuşmazdım. Ve oradaki en iyi futbolculardan birisiymişim gibi hissetmiyordum. Bir ya da iki yıl evvel orada iki kez denemeye alınmıştım ama hocalar hazır bulmamışlardı. Nihayet beni almaları için üçüncüde başarmam gerekiyordu.

Vancouver U16 için oynamaya başladığımda zorlandım. Adapte olmak için zamana ihtiyacım vardı. Bir süre sonra U18 takımına katıldım. Bu çok daha zordu, üff! Ama bir üst seviye olan ikinci takıma yükseldiğimde işte o zaman gerçekten duvara toslamıştım.

Bir anda büyük çocuklarla oynuyordum. İlk birkaç hafta hiçbir şeyi doğru yapamadım. Ayak uyduramadım. Yeterince güçlü değildim. Yeterince hızlı düşünemiyordum. Önüm açık değildi. Endişelenmeye başladım. Bu gerçekten ben miydim? Burada gerçekten bir şeyler yapabilir miydim?

Durumu değerlendirmek için bir adım geri attım. Hayalim Avrupa’da büyük bir futbolcu olmaktı. Ama yıldızların çoğu ya Avrupa’dan ya da Brezilya, Arjantin gibi ülkelerden çıkıyordu.

Kaç tanesi sadece hokey oynamanın gereklilik olduğu Edmonton’dan geliyordu ki?

Sıfır.

Sanki her zaman başaracakmışım gibi görünmüştür. Ama öyle değildi. Ya da en azından öyle hissedilmiyordu.

Yani evet, birçok endişem vardı. İlerleyebileceğim kadar ilerlemiş miydim acaba?

Çünkü dürüst olmak gerekirse Rio de Janeiro’dan Edmonton’a göre daha fazla futbolcu çıkmasının bazı gerekçeleri var. Soğuk değil bir kere. Burada yaşamak, bir buzdolabının içinde yaşamak gibi. Eylül geldiğinde ve kar toprağa düştüğünde dışarıda futbol oynayamazsınız.

Oraya ilk vardığımda kar beni şoka uğratmıştı. Yani ben Liberyalı bir ailenin Gana’daki mülteci kampında dünyaya gelen çocuğuydum. Kanada’da Edmonton’dan bir yıl evvel Windsor’a geldik. Bir sabah uyandığımda dışarı bakıp o beyaz şeyin yere örtüldüğünü görmüştüm. Düşünmeye başladım, bu da neydi? Dışarı çıktım. Üzerimde bir t-shirt ve altında sadece şort vardı. Dokundum. Soğuktu. Ailem uyandı ve onlar da dışarı geldi. Bazı havalı fotoğraflar çektiler, haha.

Yine de çok soğuktu. O günden beri kışları sevmiyorum, yıllarca Kanada’da yaşamış olmama rağmen.

Edmonton’a dair alışmam gereken bazı şeyler vardı. Ev, okul, kurmam gereken yeni arkadaş ortamı. Ailem hariç gerçekten kimseyi tanımıyordum ve şimdiki kadar konuşkan değildim. Ama insanları tanımaya başladığımda gerçek ‘ben’i ortaya çıkarabildim: Etrafta bulunması eğlenceli ve mütevazı bir adam.

Arkadaşlarım ve ben spora bağlıydık. Atletizm, basketbol ve voleybola ilgiliydim. Biraz da olsa hokey oynamaya çalıştım. Ailesinin pisti olan bir arkadaşım vardı ve onu halka açtılar. Nasıl kayacağımı bilmiyordum. Bir paten nasıl bağlanır bilmiyordum. Aslında arkadaşım bağcıklarımı bağlamak zorunda kaldı. Sonra buzun üzerinde kaydım ve… Ayakta duramadım. Çok kötüydüm!!

Yaklaşık bir gün boyunca denedim ve oraya kadardı. Şimdi iyiyim, aslında iyi değilim. tamamım… Ayaklarımın üzerinde durabiliyorum. Ama şöyle belirteyim: Eğer hokey oyuncusu Alphonso Davies’i scout eden biri olsaydım hiç şüphesiz şunu söylerdim:

“Bu çocuğu gönderin.”

Her neyse, NHL yapma planım yoktu. Babam Debeah, Edmonton’da amatör bir takımda futbol oynuyor ve her hafta sonu Chelsea’yi seyretmek için televizyonu açıyordu. Dolayısıyla Didier Drogba, Michael Essien gibi yıldızları izleyerek büyüdüm. Chelsea benim de takımım oldu. Ve yatağa girdiğimde Avrupa’da oynayan büyük futbolculardan biri olduğumu, goller attığımı ve çığlık atan on binlerce taraftarla birlikte kutlama yaptığımı hayal ediyordum.

(Bu arada, aktör olmak da istiyordum. Hala istiyorum. Ama futbol hep öndeydi.)

9 ya da 10 yaşındayken bir gün, bir arkadaşım beni öğle arasında top oynarken gördü. Edmonton International isimli bir takım için denemeye gidiyordu ve beni de davet etti. Birkaç saat sonra sahaya doğru yürürken ona gergin olduğumu söyledim. “Sakin ol” dedi, “Alacaksın.”

Ama basamaklar arasındaki fark yüksekti. O gün ya takıma girecektim ya da oradan ayrılacaktım. Ve topa ilk dokunuşum hiç de iyi değildi. Ama sonra birkaç dripling yaptım, özgüvenim arttı ve biraz sonra yapabileceğim her şeyi göstermeye başlamıştım. Bir ya da iki saat sonra seçilip seçilmediğimizi duymak üzere çimlerin üzerinde oturuyorduk. Aniden herkes sustu. Koç geldi ve tahtasına baktı. Birkaç saniyeliğine yere iğne düşse sesi duyulurdu. Ve konuştu: “Arkadaşlar tebrikler, hepiniz seçildiniz.”

Herkes bağırıyordu: “Eveeeeeeeeeetttt!!”

Sonra imzaladım. Bundan sonra beni ileriye taşıyan şey spora olan tutkum oldu. O tutku çok keskindi. Hep benimleydi. Ama bir sorunum vardı.

Bazı sorumluluklarım yüzünden antrenmanları sıklıkla kaçırıyordum… Bebek bakıcılığı gibi.

Ben şu an 19 yaşındayım. Angel 8 ve erkek kardeşim Brian 12. Yani 7 yıl önce günün her saati bakıma muhtaçlardı ve ailem her zaman bunu yerine getiremiyordu. Babam tavuk paketleme fabrikasında çalışıyordu. Bazen gece yarısı gidip öğleden sonra dönüyordu. Annem Victoria temizlikçi olarak çalışıyordu ve akşam 9’da çıkıp sabah 8’de dönüyordu. İkisinin de gece vardiyasına denk geldiği dönemlerde bebek bakıcısı tutmaya güçleri yetmiyordu. Yani arkadaşlarım antrenman yaparken ya da video oyunları oynarken ben evde bez değiştirip ninni söylüyordum.

Yani evet, gelişimim için ideal olan bu değildi. Ama aynı zamanda şanslıydım. Bir gün arkadaşlarımdan biri babasının antrenörlüğünü yaptığı takıma, Edmonton Strikers’a, katılmak için bizim takımdan ayrıldı. Beni de yanında davet etti. Hala bunu neden yaptığımı tam olarak bilmiyorum. Takım ligin en kötüsüydü.

Her şeye rağmen mutluyum, çünkü arkadaşımın babası şu an temsilcim olan Nick Huoseh.

Nick kısa sürede takımı tersine çevirdi. Oldukça alçak gönüllü ve çalışkan oyuncular getirdi. Ama o bir koçtan çok daha fazlasıydı. Hayatımın merkezi haline geldi. Beni antrenmana getirir ve eve götürürdü. Bana yemek verirdi. İyi olduğumdan emin olmak isterdi. Benimle kendisiymiş gibi ilgilenirdi.

11 yaşında hala Strikers forması giyerken ayrıca her gün antrenmana gittiğim St. Nicholas Futbol Akademisi’ne kaydoldum. Oradaki çocukların çoğu futbolu en az benim kadar seviyorlardı. Ne zaman oynamak istesem kimse “Hayır, ben yorgunum.” demiyordu. Her seferinde hazırdılar. Okul kışın antrenman yapmamızı sağlayan kapalı salon imkanlarına sahipti. Bu, benim gelişimim açısından da iyiydi.

Yani evet, Strikers ve St. Nicholas adına oynamaya devam ettim, elimden geldiğince çalıştım.

Ağustos 2015’te 14 yaşındayken Vancouver Whitecaps’e katılacak kadar iyi hale geldim.

O yaşta ailemden ayrılmak gerçekten zordu. İyi ki Vancouver ihtiyacım olan her şey için elimden tuttu. Kalacak yeri hallettiler. Antrenman yüzünden okulu kaçırdığımda özel öğretmen tuttular. İlk günden son ana kadar benimle ilgilendiler.

Alphonso Davies
Fotoğraf: Marc DesRosiers-USA TODAY Sports

Genç takımlarda mücadele ederken fazlasıyla yardımcı oldular. Ama dediğim gibi, ikinci takıma yükseldiğimde yolun sonuna gelip gelmediğimi merak ediyordum.

Ama şimdi Nisan 2016’ya dönelim. Gerçekten bazı çok kötü maçlar oynadım ve işler ne yapacağımı bilmediğim bir noktaya geldi. Ama A takımdaki deneyimli oyunculardan biri beni neşelendirmeye çalıştı. Adı Pa-Modou Kah, oldukça tecrübeli bir adamdı. Norveç, İsveç, Hollanda, Katar, Suudi Arabistan ve Portland Timbers’ta oynamış. Maçlarımı izlemiş ve zorlandığımı görüyordu. “Sadece devam et, hepimizin kötü maçları olur. Bunu yapanlar en güçlü mantaliteye sahip olanlardır.” demekten hiç bıkmadı.

Başlarda “konuşuyor işte” diye düşünmüştüm. Belki sadece nazik davranmak istemişti. Ama o cümle aklıma kazındı.

“Bunu yapanlar en güçlü mantaliteye sahip olanlardır.”

Böylece tavsiyesini ciddiye almaya başladım. Savaşmaya devam ettim. Daha iyi oynamaya başladım. Mayıs ayında USL Şampiyonası’nda ilk golümü attım. Sonra birdenbire A takım hocası Carl Robinson “Alphonso, bizimle antrenmana çıkmanı istiyoruz.” dedi.

Sanıyorum heyecanlanmalıydım. Ama ben “Of, bu sinir bozucu.” modundaydım.

Hala sadece 15 yaşındaydım. İlk antrenmanda herkese hızlıca selam verip futbolumu konuşturmaya çalıştım. Ama onlar topla benden çok daha hızlı ve sert oynuyorlardı. Burada oynayabileceğimden emin değilim diye düşündüm.

Sonra Pa-Modou Kah’ın söylediklerini hatırladım. İkinci takıma baktığımda bunu cidden duymaya ihtiyacım vardı. Şimdi ise hatırlamaya ihtiyacım var. Yani A takımla idmanlara çıkmaya devam ettim. Günden güne biraz daha uyum sağlıyordum. Sonra bir keresinde kaptan üzerinde bu çalımı denedim. Neredeyse yedi ayaklıydı. İri adamdı. Bu hareketi ona yaptım – hareketin ne olduğunu ve nasıl becerdiğimi gerçekten anlatamam – ama onu geçtim ve diğer herkes birden “Vaaaaaaaaaayyy!!” oldu.

Edmonton’dan bu sıska çocuk geldi ve kaptanı utandırdı. Yüzünü görmek için döndüğümde çok üzgündü. Diğer herkes buna bayılmıştı ama ben “Bu adam beni öldürecek.” diye düşünüyordum. Antrenmanın geri kalan bölümünde yakınına bile yaklaşmadım.

Neyse, bu yaşadığımız an birinci takımda oynayabileceğimi göstermiş gibi oldu. 15 Temmuz 2016’da A takıma imza attım. Ertesi gün maçımız vardı. Daha kağıdın üzerindeki mürekkep kurumadan Carl beni çağırdı “Kadrodasın.”

Ben: “Şimdiden?”

Ertesi gün BC Palace’da 22 bin taraftarın önünde Orlando City ile oynuyorduk. Yedek kulübesine oturdum ve Orlando’nun öne geçmesini izledim. Geri çevirdik ama tekrar 2-2 beraberliğe getirdiler. Ne olduğunu anlamaya çalışırken Carl seslendi: “Alphonso, ısın.”

Ardından üç kişiyle birlikte ısınmaya başladım. Ve Carl “Alphonso, giriyorsun.” dedi.

Donakaldım. Sanıyorum gerçekten bunu sordum, “Ciddi misiniz?”

Ve Carl seslendi: “Alphonso, giriyorsun.” Donakaldım.

Formamı çıkardım ve hazırlandım. 14 dakika kalmıştı. Numaramı kaldırdılar. Ayak parmaklarıma baktım. İnanılmaz gergindim. Ve sorun şu ki gerginken asla topa dokunmak istemiyorsunuz. Kimsenin size pas atmasını istemiyorsunuz. Hata yapmak istemiyorsunuz. Neden sonra bana doğru bir uzun top atıldı ve savunmacılardan biri peşimden geliyordu. Bana vuracak ve düşecekmişim gibi hissediyordum.

Neyse, bir şekilde topu indirdim, yumuşak bir dokunuşla önüme aldım ve bir füze yolladım. Gol olmamasına rağmen tam o anda ve orada özgüvenimi geri kazandım. Birçok oyuncu birtakım garanti paslarla oyuna başlar. Benimki ise bir dripling ve bir şuttu. Gerçekten öyle kolay değil! Ama evet, gerginliğim uçup gitmişti. Bana A takıma girmem için gerekli olan enerji patlamasını vermişti.

Arkasından olaylar hızlı gelişti. 2017’de A takımda kalıcı oldum. 8 gol kaydettiğim ve sonunda Whitecaps yılın oyuncusu olarak gösterildiğim yıl. Sonra Bayern’den teklif aldım. Ve Bayern sizi istediğinde hayır diyemiyorsunuz.

Kasım 2018’de Whitecaps’ten ayrıldığımdan beri, 4 yıldan fazla süre önce orada ortaya çıkan utangaç çocuktan tamamen farklıyım. Nereye gittiğimi biliyorum. Bana neler olduğunun farkındayım. Bayern’e geldiğimde artık çok gergin değildim. Sadece insanlara bu seviyelerde oynayabileceğimi göstermek istiyordum. Ve uzun yoldan geldiğim için yüzümde bir gülücükle oynamak istiyordum.  Hala bunu kendime hatırlatıyorum.

Alphonso Davies Bayern formasıyla
Fotoğraf: Mike Hewitt

O zamandan beri 2 kez lig şampiyonu olduk, 2 kez Almanya kupasını kaldırdık ve Bundesliga’da yılın genç oyuncusu ödülünü aldım. Yani evet, hala gülümsüyorum.

Demem o ki, Almanya’da ne kadara vakit geçirirsem geçireyim, Kuzey Amerika benim evim. Geçen yıl Audi Yaz Turu, sezon öncesi hazırlığın büyük bölümü, için oraya geri döndüğümde çok eğlendim. Bu yıl Çin’e gitmeyi planlıyorduk ama Covid-19 yayıldı.

Artık genç olarak sayılmadığım günlerde kariyerimin nasıl olacağını düşünüyorum. Kalabildiğim kadar Almanya’da kalmak istiyorum. Emekli olmaya hazır hale geldiğimde – bundan yıllaaar yıllaaar sonra – kesinlikle hocalık eğitimi (lisansı) alacağım. Sonra nereye gideceğim kim bilir? Belki Avrupa, belki de tekrar Kanada.

Ama her neyse, o konular şu an çok uzakta. Hala 19 yaşındayım ve kariyerimin sonuyla ilgili çok fazla düşünmek istemiyorum. Çocukluğumdan beri birçok büyük hayalim vardı ve Bayern bu hayalleri gerçekleştirmemde bana yardım ediyor.

Ama güvenin bana, daha fazlası gelecek.

Bu sadece başlangıç.

 

https://www.theplayerstribune.com sitesindeki orijinal metin

Çeviren : İBRAHİM GÜNGÖR

 

* Kapak Fotoğrafı: ROBBIE JAY BARRATT 


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Naomi Osaka: Naomi’nin Platformu

Charles Leclerc: Kahraman Yükseliyor

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More