LA Lakers’ın Potansiyeli ve Bu Sezon Zirve Yolu

Los Angeles Lakers, Seneler Boyunca Zirveye Oynayan Bir Takım Oldu ve Yine Bu Pozisyona Gelmek İstiyorlar. Ancak Asıl Soru Şu; Ellerindeki Genç Kadro ve LeBron James Bunu Tekrar Başarabilir Mi?

Los Angeles, Amerika’nın en büyük şehirlerinden ve en büyük pazarlarından birisi. Hollywood, bütün yıldızların orada olması, şehrin güzel olması, reklam ve PR açısından firmaların odağı olması bu tezi destekler nitelikte. Böyle büyük bir şehrin basketbol takımları da büyük yıldızlar için elbette ilgi çekici oluyor. Şehrin iki takımı var; Clippers ve Lakers. Clippers şehir için biraz daha üvey evlat konumunda. Lakers’tan 24 sene sonra kuruldular ve elle tutulur bir başarıları maalesef yok. Lakers ise kardeşinin tersine NBA tarihinin Celtics ile birlikte en başarılı iki takımından birisi. Lakers, 16 NBA şampiyonluğu ile bu konuda zirvede. Yıllar boyunca hep büyük yıldızların tercihi oldular. Elgin Baylor, Jerry West, Wilt Chamberlain, Kareem Abdul-Jabbar, Magic Johnson, Shaquille O’neal ve son olarak da Kobe Bryant bayrağı taşıyan isimler oldular. Oyuncuların dışında Pat Riley ve Phil Jackson gibi hall of famer koçlar Lakers’ın başarılarındaki başrollerden oldular.

Post-Mamba dönemde ne yapacağı, nasıl bir yol izleyeceği, hangi büyük yıldızla tekrar şampiyonluğa koşacakları merak konusuydu. Üst sıralardan elde ettikleri draft pickleriyle Lonzo Ball ve Brandon Ingram gibi isimleri seçerken Kyle Kuzma ve Josh Hart gibi oyuncuları da yine drafttan yeniden yapılanma sürecinde kadrolarına kattılar. Yüksek kontratların sona ermesi ve bu genç nüvenin gelişip başarıya ulaşmasını sağlamak için geçtiğimiz yaz ellerinde hatırı sayılır bir cap space vardı ve bütün NBA nasıl bir hamle yapacaklarını bekliyordu. Ellerinde iki tane maksimum kontratlık boşluk bulunan Lakers yönetimi önce tarihin en büyük iki oyuncusundan birisi olan LeBron James’i kadroya kattı. Kral, 8 sene üst üste final oynayarak modern basketbolda kırılması zor bir rekora sahipti ve Warriors, Rockets, Thunder gibi rakipler varken bu rekorunu geliştirmesi bu genç kadroyla zor görünüyordu.

Lakers’ın genel menajeri ve efsanesi Magic Johnson, LeBron’un yanına bir yıldız daha ekleme peşindeydi. Senelerdir Lakers’ta oynamak istediği bilinen Paul George tekrar Oklahoma City’le imzalayınca bir çıkmaza girdiler ve San Antonio Spurs’ten takasını isteyen Kawhi Leonard’a yöneldiler. Yıldızını konferansındaki bir rakibine takaslamak istemeyen Spurs yönetimi Lakers’ın cömert sayılabilecek teklifine hayır dedi ve oyuncusunu Doğu Konferansına, Raptors’a takasladı. Kawhi’ı da kaptırdıktan sonra bu bir seneyi pas geçip bir sonraki free agency dönemine hazırlanmaya başlayan Magic Johnson takımı LeBron’un yönetimine bıraktı.

Büyük bir yıldız alamayınca tek sezonluk sözleşmelerle kanat oyuncusu arayışına devam edip Lance Stephenson, Michael Beasley, Rajon Rondo, JaVale McGee, Kentavious Caldwell-Pope kadroya katıldı. Bu kadar sorunlu ve medyatik oyuncuyu Lonzo Ball gibi başka bir sorunlu oyuncu ve medyanın en çok gözünü diktiği, ligin en büyük oyuncusunun yanına hem de ligin en çok ilgi göstereceği takımına kattıktan sonra bütün odağın onlarda olması kaçınılmazdı. İnsanlar onların play-off mücadelesinde olmasını bekliyordu ve benim kişisel kanaatim ise 0.500 civarı bir galibiyet yüzdesiyle 6-10 arası bir sıra almalarıydı. Batı’da çetin geçecek play-off yarışında üst sıralarda olmamak ne onlar için ne de bizler için sürpriz sayılmaz.

Sezona Ball-Ingram-James-Kuzma-McGee beşiyle başladılar. Lige 0-3 başlayıp üstüne bir de Rondo ve Ingram’ın cezalarıyla sarsıldılar. Takım çok yeni, çok gençti ve kimyalarının tutması zaman alacaktı. Ligde yedinci maçını oynadıktan sonra 2-5 devam ediyorlardı ve üstüne bir de Rondo’nun sakatlanması ikinci beşlerini çok kötü etkiledi. Maçları genelde ilk beş sahadayken önde götürüyorlardı ancak maçlar genelde dördüncü çeyreğin ortalarına doğru tekrar kafa kafaya bir duruma geliyordu. LeBron’un da ilerleyen yaşı ve genç kadronun daha fazla süre alması nedeniyle süreleri geçmişe oranla daha kısıtlıydı. Derken, sonraki 11 maçta 9-2 bir seri yakalayıp üst sıralara tırmandılar. Lonzo’nun hücumda etkisizliği can yaksa da savunma performansı DPOY ödülüne aday gösterilecek cinsten. Ingram, ne hücumda ne savunmada varlık gösterebiliyorken Kuzma’nın ara sıra kıpırdanması LeBron’un biraz da olsa işini kolaylaştırıyordu. En beklenmeyen performansı ise kuşkusuz McGee’den alıyorlar. Savunmada inanılmaz bir eforla oynayan pivot maç başına 2.5 blok yapıyor. Ancak nazardan mıdır nedir bilinmez onun da sakatlanması takımın bütün dengelerini sarstı. Neyse ki LA’in imdadına Tyson Chandler hamlesi yetişti. Emektar pivot hem benchten oyuna girdiğinde hem de McGee yokken takıma çok iyi katkı sağladı.

Günler günleri kovalarken deplasmandaki Warriors maçının üçüncü çeyreğinde LeBron’un sakatlanmasıyla büyük bir şok yaşadılar. Karşılaşmayı ezici bir skorla 127-101 kazansalar da LeBron’un kaybı bu maçın kazanılmasından çok daha önemliydi. Ha döndü, ha dönecek derken Kral olmadan Lakers 5 maça çıktı ve sadece Staples Center’da Sacramento’yu devirebildi.

Asıl soru ise LeBron’un dönüş tarihi belli değilken, O tekrar takıma katılana kadar Lakers’ın ne yapacağı. Bahsettiğim gibi Lonzo’nun savunmadaki çabası takdire şayan ancak hücumda takımı yönlendirme konusundaki eksiklikleri çok fazla. Rondo yok, James yok, Lonzo eksik kalıyor, Lance zaten delinin teki, Ingram top yönlendirmede sıfır, Kuzma desen bir kanat oyuncusundan fazlası değil şu an, Hart ve KCP’den zaten böyle bir beklenti yok. Durum böyle olunca hücumda başı kesilmiş tavuktan farkı kalmıyor takımın.

Ingram’dan beklenti çok büyüktü. LeBron’un kendisi bile genç oyuncudan övgüyle bahsediyordu ancak Ingram bütün görüşleri tersine çıkarmaya devam ediyor. En azından Rondo’nun sakatlığı olmasa belki bir nebze oyuna çift yönlü olumlu bir etki ederdi ancak o da yok.

Kral’ın olmadığı şu süreçte bütün iş koç Luke Walton’a düşüyor. Ancak kendisi de bu beklentileri karşılayacak kalibrede değil maalesef… Walton adam yönetiminde ortalama üstü bir koç olsa da, ki LeBron’la çalışıyorsanız zaten takımın saha içi liderliğini ona bırakıp dengeleri sağlamakla ilgilenmeniz gerekir, teknik ve taktik kısımda efektif, oyunun çehresini değiştirecek bir koç görüntüsünden uzak şu ana kadar.

Kral döndükten sonraki süreçte ise takımın önü açık gibi duruyor. Lakers sakatlıklarla boğuşsa da en azından LeBron sahadayken beklentilerin üstünde bir performans sergiliyordu. NBA’de Ocak ve Şubat ayları All-Star haftası yüzünden biraz daha düşük tempoda, biraz daha ciddiyetsiz bir havada geçer. Mart’ta ise normal sezonun sonu yaklaşıp play-off mücadelesi kızıştığı için tekrar çetin mücadeleler başlar.

LA Lakers’ın yapması gereken Mart ayına kadar LeBron’un olmayacağını ve döndüğünde de ritim bulmasının zaman alacağını düşünürsek bu süreci en az hasarla atlatıp Ivica Zubac, Svi Mykhailiuk, Josh Hart gibi genç oyuncuları takıma kazandırıp normal sezonun sonunda rotasyonu geniş tamamlamak olmalı. Svi, iyi bir keskin şutöre dönüşebilir; Zubac ise McGee ve Chandler’ın arkasında onların dinlenmesi gereken zamanlarda süre alıp fayda sağlayacak bir uzun haline gelebilir; Hart ise benim beklentimin yüksek olduğu bir gard. Tarz olarak Bradley Beal’a benzese de henüz tam olarak beklentileri karşılamış değil. Ingram’ın bu kadar kötü oynadığı bir sezonda LeBron dönene kadar iyi süreler alıp kendisini kanıtlaması için vakti var.

Eğer ki işler olumlu giderse normal sezonu Ball-Hart-James-Kuzma-McGee gibi bir beşle tamamlayabilirler ve bu beşli play-offa formda girdiğinde benchten gelecek Rondo, KCP, Lance, Ingram, Chandler ikinci beşiyle en azından ilk turun sonrasını görebilir. Warriors’ın öyle ya da böyle konferansı ilk dört içinde bitireceğini düşünürsek; formda ve zirveye oynayan Harden önderliğindeki Rockets ve müthiş bir savunma basketboluyla Westbrook kötü olduğu halde zirveye oynayan Thunder ilk dörtteki üç kontenjanı kapacaktır. Kalan dördüncü pozisyon için ise şu an Nuggets en büyük aday. Harris ve Millsap sakat olduğu halde zirvede olmaları onları ilk dördün en büyük adaylarından yapıyor. Kağıt üstünde ilk dört çok zor duruyor, doğru. Bu durumda amaç Warriors’la eşleşmekten kaçınmak olmalı. Warriors gerçekten kötü oynasa da play-offta 5 tane yıldızın beş başladığı bir takımla karşılaşmak pek hoş bir tecrübe olmayacaktır.

Hatırlayalım; LeBron James, Irving-Smith-LeBron-Love-Thompson beşiyle Cousins’sız bir Warriors’a 4-1 yenilmişti ve şu an o takımdan çok daha kötü bir takımda ve Warriors o zamana kıyasla kağıt üstünde daha güçlü. İlk turda Warriors’tan kaçınılması halinde Lakers’ın elemesi imkansız görünen herhangi bir takım yok. Play-off konsantrasyonundaki bir James, ligin en iyi birkaç savunmacısından bir hale geliyor ve hücumdaki liderliği de tarihin gördüğü en üst seviyelere çıkıyor. Zaten savunmada bir lideri olduğunda (Rondo, Chandler veya LeBron) iyi bir savunma takımı Lakers… Hücumda da Kral varken formda kanat oyuncularıyla korkutucu bir takım olabilirler. LeBron varken hiçbir şey imkansız değil. Çok ama çok zor olsa da Warriors’tan kaçınıldığı sürece Batı Finali’nin hayal olmadığını düşünüyorum, en kötü ihtimalle ikinci tur yapmalarının önünde büyük bir engel yok. Tabi, bu senaryo işlerin iyi gitmesi halinde gerçekleşebilir. LeBron sakatlıktan kötü dönebilir, takım hiç gelişme göstermeyebilir ve play-off dışında kalabilirler.

LeBron James 2011-2012 Sezonundan Bu Yana En Çok Maç Kaçırdığı Sezonu Yaşıyor

Kısaca öyle bir takım var ki ortada, taraftarını rezil de edebilirler vezir de… Hep beraber takip edip sonuçları göreceğiz.

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More