Türkiye’nin Yaramaz Çocuğu: Emre Mor

Zirve basamaklarını bir bir çıkarken aniden tökezleyip, sıfıra inmek...

Geleceğin Messi’si olarak görülürken bir anda istenmeyen adama dönüşen 22 yaşındaki bir çocuğun hikayesi, Emre Mor hikayesi.

Emre Mor… 2016 yılında daha 18 yaşındayken bütün dünyanın dikkatini çeken, Türkiye’de Türk Messi ilan edilen Türkiye Milli Takımı’nın  geleceği olarak düşünülen süper bücür. Müthiş yetenek.

Emre Mor’un kariyeri kendisi adına müthiş başlamıştı. Abdullah Ercan onu ümit milli takıma çağırdıktan sadece 1 maç sonra Fatih Terim tarafından a milli takıma çağrılmış ve hazırlık maçları sonrasında 2016 Avrupa Şampiyonası’nda milli takım aday kadrosunda yer almıştı. Hatta milli takımın en önemli ve grubun son maçı olan Çek Cumhuriyeti maçında ilk  11 başlamış ve maçın başında defans arkasına yaptığı müthiş koşu ve ters ayağıyla attığı pas, Burak Yılmaz tarafından asiste çevrilmiş ve Türkiye’nin o maçı kazanmasında çok büyük bir rol oynamıştı süper bücür Emre Mor.  Milli takımla ilk  maçına çıktıktan sonra hakkında sürekli transfer dedikoduları ortaya çıkan Emre sonunda 9,75 milyon euro gibi bir bedelle Borussia Dortmund takımına transfer oldu. Tuchel önderliğinde gençlere önem veren ve sürekli gençleri parlatan bir takım olan Dortmund, Emre Mor için çok iyi bir fırsat ve müthiş bir takımdı. Türk seyircilerin ise emin olduğu tek şey vardı, önümüzdeki 10 yıl milli takımın sağ kanadı emin ellerde olacaktı.

Hikaye çok iyi başlamıştı ama, başladığı hızla kötüye gitmeye başladı. Borussia Dortmund takımında yeterince süre bulamayan, bulduğu süreleri de iyi kullanamayan Emre Mor yokuş aşağı inmeye başladı. Bir de buna kötü menajerler eklenince oyuncu sadece para odaklı bir gelecek planlamaya başladı. Muzzi Özcan isimli menajer tarafından önce Türkiye’ye getirilmeye çalışılan oyuncu, daha sonra bu menajeri ile bağlantısını kopartarak kendisini Celta Vigo oyuncusu yapan imzayı atmıştı. Yeteneklerine hala bütün dünyanın inandığı Emre’ye İspanyol ekibi  13 milyon euro gibi yüksek bir bonservis ücreti verdi. Her şey düzelecek mi derken, hiçbir şey düzelmedi ve Emre Mor defalarca farklı farklı teknik direktörler tarafından kadro dışı bırakıldı.  Kadro dışı bırakılmasının sebebi sürekli disiplinsiz hareketleri, kendisine taht yaptırması, sakatım diye antrenmana katılmayıp havuzda video paylaşması olarak gösterildi. Genel olarak medyada disiplinsiz hareketleri ön plana çıkartıldı ve sıkıntının bu olduğu söylendi. Peki sıkıntı sadece disiplinsiz hareketler miydi?

Medyada çok az dile getirilen ve bence Emre’nin bu takımlarda bu kadar sıkıntı yaşamasının sebebi %50 disiplinsizlik ise %50 de taktiksel disiplinsizlik.

Peki nedir bu taktiksel disiplin?

Taktiksel disiplin, oyuncuların nerede duracağını, nerede pas verip nerede şut çekeceğini, takım hangi sistem ve varyasyonları çalışıyor ve biliyorsa ona uygun hareket etme anlamına gelen bir terim. Aslında dünyanın çoğu yıldız oyuncusu taktiksel disipline uyamadığı için beklenenden daha az başarılı oldu ve kariyerleri hayal kırıklığına uğrattı. Bu oyuncuların en bilindik örneği, hepimizin yakından tanıdığı Ricardo Quaresma. Ricardo Quaresma 19-20 yaşındayken Sporting Lizbon takımında oynarken, Cristiano Ronaldo’dan daha yetenekli gösteriliyordu. Zaten bu yetenekleri onu Barcelona’ya götürdü. İspanyada bazı şeylerde ters gitmiş olmalı ki, tekrar Portekiz’e geri döndü. Porto’da yine güzel işler yapan Q7’nin yetenekleri onu tekrar bir üst seviyeye taşıdı. Önce  İnter’e gitti, bu üst seviyede yine tutunamadı fakat yeteneklerini hala göz kamaştırıyordu.  Chelsea’ye kiralanan Q7, orada da bir varlık gösteremeyip, kendi ülkesinden Mourinho’nun çalıştırdığı İnter’e geri döndü. İnter o sezon 3 kulvarda çok başarılı bir sezon geçirdi.  Mourinho ile Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşayan İnter takımında nerdeyse çoğu maçta ilk 18’e  bile giremedi ve 27 yaşında Türkiye’ye geldi. Bütün hocaların Queresma hakkında dediği tek şey vardı. Taktiksel disipline uygun değil.

Yani, bu taktiksel disiplin dediğimiz olay çok da basit bir olay değil. Özellikle sistemi ve taktiği olan ve bu sistemden çıkılmasına kesinlikle karşı olan hocalar için. Şuan Avrupa’da görev yapan çoğu genç hoca sistemlerine çok bağlılar ve bu sisteme ayak uyduramayan oyunculara daha az tahammül ediyorlar. Tuchel’in Emre’yi bu kadar kolay silmesinde bence en büyük sebep Emre’nin futbolcudan daha çok top cambazına benzemesiydi. Sen Tuchel’in takımında defanstan çıkarken rakibe çalım atarsan, o çalımı atsan bile, o hareket  senin takımda yer almaman için gerekli bir sebep.  Aslında Goal filminde anlatılan, Santiago Munez isimli karakteri canlandıran kişinin de Newcastle United takımına gittiğinde yaşadığı en büyük problem buydu. Hocasının Munez’e “top senden daha hızlı, o yüzden pas atmaya ihtiyaç duyarız” ile anlattığı basit şey, taktiksel disiplindi ve ne yazık ki, gerçek hayatta taktiksel disipline uymak bu kadar kolay olmuyor.

Örnekleri biraz daha çoğaltalım ve biraz daha günümüze gelelim. Mesela Bruma.  Galatasaray’a geldiğinde U20 Dünya Kupası’nın en fazla gol atan oyuncularından biri ve geleceğin yıldızı olarak geldi. Fatih Terim ile müthiş başladıktan sonra, Fatih Hoca’nın gitmesinden sonra bir türlü istenileni veremedi. Hatta İspanya’da 7 milyon euro olan satın alma opsiyonu kullanılmadı. Tekrar döndü Galatasaray’a. Tudor gelinceye kadar çok iyi maçlar çıkardı fakat Tudor geldikten sonra takımı bir sonraki sene de deneyeceği 3-4-2-1 sistemini oturtmaya çalıştı. Tudor’la arasını bir türlü düzeltemeyen Bruma, Leipzig takımına satıldı. Aslında Leipzig takımında dünya yıldızı olması beklenirken, beklentileri karşılayamadı ve Almanya macerası kısa sürdü. Peki, Bruma’nın Tudor’la, Mancini ile, Nagelsman ile anlaşamamasının sebebi neydi? Sakatım deyip havuza atlaması mı ?  Tabi ki değil. Sebebi, taktiksel disiplin.

Buraya kadar taktiksel disiplinin ne olduğu yazmaya çalıştım. Peki, şimdi sorulması gereken sorular şunlar?  Bu yazdıklarımızın doğrultusunda Emre Mor’dan yararlanılabilir mi ya da Türkiye’ye transferi risk midir?

Dünyada bazı hocalar, belirli bir sistemleri ve oyun anlayışları olsa bile, bazı oyuncularına saha içinde özgürlük verirler. Lucescu’nun Sergen ve Hasan Şaş’tan verim alması, Querasma’yı ve Volkan Şen’i dünyada en iyi oynatan hocalardan birinin Şenol Güneş olması, Fatih Terim’in bütün kanat oyuncularına kattığı değer gibi. Daha açık bir tabirle bazı hocalar, bazı özel oyunculara saha içinde özgürlük veriyor ve onun yaratıcılıklarından faydalanmaya çalışıyor. Mesela, Bruma Fatih Terim ile birlikte o kadar heyecanlandırdı ki taraftarı, o heyecan en son Ribery ilk oynadığı zaman hissetmiştik muhtemelen. Yani uzun lafın kısası, bazı hocaların, bazı özel oyunculara özgürlük vermesi, o oyunculardan beklenmedik faydalar sağlayabilir. Ben Emre Mor’un da Şenol Güneş ya da Fatih Terim’in elinde çok değerli bir kanat oyuncusu olacağına hala inanıyorum. Umarım Emre Mor da en az ona inananlar kadar inanır ve futbolcu olmaya karar verir.

Yazımı  bir temenni ile bitireyim. Umarım Emre’nin Fatih Hoca ile buluşması kısa sürede gerçekleşir, Fatih Hoca, Guardiola’nın Sterling’e kattığı değeri katar ve Türk futbolu bir değerini henüz kazanmadan, kaybetmez.

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More