Bir Şehrin Rüyası: Akhisarspor (Bölüm 1)

Bundan 8-9 sene öncesine kadar Akhisar denildiğinde akla gelecek ilk şeylerden biri futbol değildi. Ancak adeta imkansızı başararak bugünlere gelen Akhisarspor, şehrin tanınması açısından da önemli rol oynadı.

Yıl 2012, aylardan mayıs. O pazar gününde, lise son sınıf öğrencisi olarak dershanede geçirdiğim sıradan pazar günlerinden farklı, o güne anlam katan bir şey vardı; Akhisarspor tarihinde ilk kez Süper Lig’e bu kadar yakındı ve Rizespor ile oynanacak maç iple çekiliyordu. Sokaklar boşalmış, şehir sessizliğe gömülmüştü. Sonrası ise Avrupa’ya kadar uzanan bir hikayenin başlangıcıydı aslında…

İlk maçıma gittiğimde yaklaşık 7-8 yaşlarındaydım. Tabii ki o zamanlar maksat sadece güzel vakit geçirmekti. Bir ilçe takımının bugünlere gelebileceğini hayal etmek dahi zordu. Uzun yıllar 3. Lig’de mücadele eden bu takım aslında umut vadediyordu. Şehir ve takım arasında güzel bir bütünleşme vardı. Ayrıca uzun yıllar aynı hocayla çalışmak da bir avantajdı. Derken 2007-2008 sezonunun sonunda, ligini ikinci sırada bitiren Akhisarspor, 2. Lig’e yükselmeye hak kazanıyordu. Aslında bu bile şehir için muhteşem bir şeydi ve geleceğin de bir nevi habercisiydi. Güzel bir takım bütünlüğü yakalayan Akhisarspor, kadroyu ve işleyişi çok bozmadan birkaç takviye ile yoluna devam etti. 2. Lig’deki ilk sezonunu orta sıralarda tamamlayan yeşil-siyahlılar, ikinci sezonunda daha iddialıydı. İlk olarak kendi grubunu lider bitiren Akhisar, yükselme grubuna kalmayı başardı. Burada da Güngören’in ardından ikinci sırayı alarak kendini Süper Lig’in bir alt liginde buldu. Dile kolay, daha 2008 yılında 3. Lig’de yarışan takım, 2010-2011 sezonunda 1. Lig’de yarışacaktı.

Basamakları birer birer çıkan Akhisarspor için asıl zorlu sınav şimdi başlıyordu. Her şey oldukça hızlı gelişmişti ve bu duruma ayak uydurmak gerekiyordu. Kadro 1. Lig için yetersizdi. Bu bağlamda kadroya bazı takviyeler gerekiyordu. Uzun yıllardır birlikte oynayan kadroyu çok fazla bozmadan takıma eklemeler yapıldı ve bu başarıları kazandıran Teknik Direktör Atila Özcan ile yola devam edildi. Aslında beklentiler çok da büyük değildi. Buralara kadar gelmek bile tahmin edilemezdi ve öncelikli hedef kalıcı olmaktı. Ancak sezona pek de iyi başlanılamamıştı. Alınan istikrarsız sonuçlara biraz da tecrübe eksikliği eklenince işler yolunda gitmedi. Bu da kaçınılmaz sonu beraberinde getirdi ve teknik direktör ile yollar ayrıldı. Ama derler ya “her son aslında yeni bir başlangıçtır” diye, Akhisarspor için de tam anlamıyla öyleydi. Ligin bitimine 10 hafta kala göreve gelen Hamza Hamzaoğlu zor da olsa takımı ligde tuttu ve her şeyden önemlisi şehir ile takımın yeniden bütünleşmesini sağladı. 2011-2012 sezonuna daha iddialı bir kadroyla giren Akhisarspor, aslında şampiyonluk adayı değildi. Ancak sağlanan uyumla birlikte güzel bir ivme yakalayan Akhisar, herkesi şaşırtarak ligi lider bitirdi ve tarihinde ilk kez Süper Lig’e yükseldi. Hem de bunu son maçta, yarıştaki en büyük rakibi Rizespor’u Rize’de yenerek başardı.

Bir mucize gerçekleşmişti. Akhisarspor, Süper Lig’deydi ve Türkiye’nin en büyük takımlarıyla karşılaşacaktı. Çocukluktan beri bunun hayaliyle yaşayanlar için bu duyguyu anlatmak kolay değildi. Şehir, tarihi gecelerinden birini yaşamış ve sabahın ilk ışıklarına kadar kutlamalar devam etmişti. Şimdi ise zorlu sınavın ikinci ve en önemli aşaması başlıyordu. Çünkü bir ilçe takımı olarak Süper Lig’de yer almak, burada kalıcı olmak kolay değildi. Ayrıca şehir içinde bulunan stadyum Süper Lig standartlarında olmadığı için Akhisarspor maçlarını 50 km mesafedeki Manisa’da oynamak zorundaydı. Ve bu da 5 sezon süren bir hasretin başlangıcıydı aslında.

Akhisarspor’un, Eskişehir deplasmanında oynadığı Süper Lig’deki ilk maçı öncesi takım fotoğrafı.

 

Sezona kadrosunu çok fazla bozmadan giren Akhisarspor, lige alışmakta güçlük çekti ve uzun süre ligin dibinde yer aldı. Çoğu kişiye göre ligin en zayıf ekibiydi ve asansör takım olmaktan öteye geçemeyecekti. Aslında böyle düşünenler pek de haksız sayılmazdı çünkü kadroda Süper Lig tecrübesi olan isim sayısı fazla değildi. Takıma takviye şarttı ve bunun için de devre arası beklendi. Daha sonra adına şarkılar yazılacak olan Gekas ve kilit pasların adamı Bilal Kısa takıma kısa sürede uyum sağladı. Beklentilerin çok üzerinde performans gösteren bu ikili Akhisar’ı ligde tutmayı başardı. İlk sezonunda zor da olsa ligde kalan Akhisarspor aslında önemli bir eşiği geçmiş ve bu ligde kalıcı olabileceğini göstermişti. Sonraki yıllarda da özellikle takıma kazandırılan hücum oyuncularıyla (Niasse, Vaz Te, Rodallega) dikkat çekmiş ancak ligde orta sıra takımı olmaktan öteye pek geçememişti. Ta ki 2018 yılına kadar…

2014 yılında Hamza Hamzaoğlu’nun ayrılmasının ardından hoca istikrarı konusunda çok başarılı olunamadı. Ancak 2016-2017 sezonunun ortasında göreve gelen Okan Buruk, Akhisar için adeta bir dönüm noktası oldu. Sezon ortasında gelmesine rağmen takıma iyi bir ivme kazandıran genç teknik adam, kulüp tarihine geçen bir galibiyet serisine imza attı ve Akhisar o sezon ligi 7. sırada bitirdi. Yıllar süren hasretin sona ermesiyle kendi stadyumuna geçen Akhisar’ın aslında en büyük hayali Avrupa maçına çıkmaktı ve bunun kupa kazanarak olacağı herhalde kimsenin aklının ucundan geçmezdi. Ancak Akhisarspor; 2017-2018 sezonunda turları birer birer geçtikten sonra kupa yarı finalinde önce Galatasaray’ı, ardından da finalde Fenerbahçe’yi mağlup ederek tarihi bir başarıya imza attı ve Türkiye Kupası’nın sahibi olarak Avrupa’ya gitmeye hak kazandı. Üstüne Galatasaray’ı mağlup ederek Süper Kupa’yı da kazanan Akhisarspor adeta olmaz denilenleri oldurdu ve bir şehrin rüyasını gerçeğe dönüştürdü.

Hikayenin ikinci kısmı yakında yine Plase Dergi’de olacak !


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Anadolu’nun Hükümdarı: Konyaspor

Malatya’yı ‘bulut’larda gezdiren adam: Erol Bulut

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More