Malatyaspor, Erzurumspor, Gaziantepspor: Yeni Eskiler

“Yeni”lenen geri dönüşler ve inorganik futbol takımları

Süper Lig kurulduğu günden bu yana çok farklı duygulara, sevinçlere, hüzünlere ve tartışmaya ev sahipliği yaptı. Duyguların ve durumların değişimi şehirler ile kulüplerin değişimini de beraberinde getirdi. Özellikle de yakın tarihte pek çok takım değişti ligimizde. Tepelerin hemen hemen sabit olmasına karşın alt liglerden gelen ve küme düşen takımların bıraktığı izler ise hala hatıralarımızda… Kimi zaman bambaşka kulüpleri izleme fırsatı bulurken kimi zaman ise inorganik şehir takımlarını seyrettik bu ligde.

2020-21 sezonundaki takımlarının Türkiye haritasındaki konumları
2020-21 sezonundaki takımlarının Türkiye haritasındaki konumları

Diyarbakır’dan Samsun’a, Siirt’ten Çanakkale’ye, Mersin’den Van’a kadar farklı coğrafyalara konuk olan Süper Lig, 2020-21 sezonunda 16 farklı şehirde 21 farklı takımla devam edecek. Köklü kulüplere ve üst sıraların gediklilerine aşinalığımız devam ederken, yukarıda bahsettiğim inorganik takımlardan üçü de 20-21 sezonunda karşımızda olacak.

Türk futbolunun İstanbul, Ankara ve İzmir’deki kristalleşmesini kırdığı yıllarda; aralarında şampiyon Trabzonspor ve Bursaspor’un da bulunduğu pek çok şehir kulübü ortaya çıktı. Bunlar, kimi zaman şehrin ileri gelenlerinin ve/veya devlet büyüklerinin katkılarıyla kurulan spor kulüpleri şeklinde kimi zaman ise birkaç spor kulübünün birleşmesiyle oluştu. Trabzonspor ve Bursaspor bu durumun en göze çarpıcı örneklerinden…

Malatyaspor 1966’da, Erzurumspor 1968’de, Gaziantepspor ise 1969’da kendi birliklerini sağlayarak futbol arenasına adımlarını attılar. Amatör kümelerde geçen yılların ardından ilk olarak Gaziantepspor, daha sonrasındaysa Malatyaspor ve en son Erzurumspor Süper Lig’e katılma imkanı buldu. Erzurumspor diğer iki kulübe göre nispeten daha az sezon mücadele etti. Gaziantepspor ile Malatyaspor ise Avrupa Kupalarında boy gösterme fırsatına erişirken ülkemizi de yurtdışında temsil etme şansı yakaladı.

Kontrolsüz büyüme, vasıfsız yöneticiler, ödenemeyen borçlar ve Türk futbolunun dinmeyen yarası ekonomik darboğaz… Bahsettiğimiz problemler yalnızca bu üç kulüp için değil, günümüzde İstanbul’un büyükleri için bile dile getirilen sorunlar olarak karşımıza çıkar vaziyete geldi. Tabii, sermayenin ve futbolun merkezi olan İstanbul’da, eskisinden çok daha sert hissedilmeye başlanan bu problemler; pek çok şehir takımını alt kümelere yolcu ederken bazılarının ise faaliyetlerini bitirmelerine sebep oldu. Ana odağımız olan üç kulübe yeniden dönelim.

Malatyaspor

Dosya:Malatyaspor.png - Vikipedi

Esasında Malatyaspor ülkemizin şirketleşen ilk spor kulübü. Büyük bir vizyon ibaresi gibi duran devrim niteliğindeki bu hamleyi Nurettin Güven’in eylemleri daha farklı bir biçimde anlamamıza sebebiyet veriyor. Akıllarımızda Brezilya’dan getirdikleri üç milli oyuncuyla ayrı bir yerde durmaktadır şirketleşmenin ürünü olarak. Dünyanın birbirine bu kadar yaklaştığı bir zamanda bile 3 üst düzey milli futbolcuyu kadroya katmak anormal maliyetli iken; 80’li yılların sonunda sadece Doğu Bloku ülkelerinden futbolcuların oynadığı ligimizde Carlos Roberto, Serginho ve Eder gibi yıldızların gelişi şok etkisi yaratmıştı. Tabii o dönemde de Şenes Erzik’in uygulattığı yabancı kuralı yüzünden bu üç yıldız aynı anda sahaya çıkamamıştı maalesef.

Süper Lig Malatyaspor Brezilyalıları

Parantez arasında yabancı kuralını kısaca bir değerlendirelim. O dönemde yabancı kuralının bir zorunluluk olduğunu düşünenlere karşı, Türkiye’yle Yunanistan’ın benzer bir statüde olmasından kaynaklı olarak Yunanistan’ın yönetmeliklerini inceledim. 80’li yılların kadrolarına baktığımızda Olympiakos ve Panathinaikos’ta pek çok Yunan olmayan oyuncu olduğunu görmekteyiz. Basit bir karşılaştırma sonucu bu uygulamanın yanlış olduğuna kanaat getirilebilir ki bu kuralın hiçbir koşulda mantıklı olmadığının da savunucusuyum. Yunan kulüpleri drahmi ile maaş öderken bizim lira ile maaş ödememiz imkansız değildi sonuçta. Tabii ki ambargolar ve batının yanında olamamadan ötürü ekonomik sıkıntılar yaşadı Türkiye ama futbol sektörünün gelişimi için yabancı kuralı uygulamasının sonuç verdiğini  düşünmüyorum. Katılmış olduğumuz uluslararası turnuvaların niceliği de savımı kanıtlar nitelikte.

Adını uyuşturucu kaçakçılığıyla ve yeraltı skandallarıyla hatırladığımız dönemin Malatyaspor Başkanı Nurettin Güven, 6-0’lık Galatasaray maçındaki hezimetten sonra görevini bırakmıştı. Sezonun sonunda şike yaptığı ileri sürülerek küme düşen Malatyaspor, tahkim kurulunun kararı iptal etmesine rağmen Şenes Erzik’in keyfi kararı sonucu Süper Lig’de yeniden mücadele etmek için on yıl beklemek zorunda kalmıştı.

1990 yılında bekleyişini sona erdiren sarı-kırmızılı ekip orta-alt sıralarda devam eden mücadelenin akabinde 2000-01 sezonu ile beraber yeniden güçlenmiş ve 2004’de Basel ile eşleşerek Avrupa kupalarında boy gösteren ilk Doğu Anadolu takımı olmuştur. UEFA Kupası’na katılım sebebiyle kıymeti kendilerinden menkul pek çok futbolcu ile sözleşme imzalayan Malatyaspor, sahada da iyi sonuçlar alamayınca önce teknik ekibi, sonrasında da idari kadroyu değiştirmek zorunda kaldı. Kulüp içinde yaşanan bu türbülans sonucu 2005-06 sezonunda küme düşen Doğu Anadolu ekibinin dibe dalışı başlamış, yok oluşun sinyalleri verilmişti. Keza günümüzde anlı-şanlı Malatyaspor amatör kümede mücadele etmekte…

2010-11’den itibaren Malatya ilinin profesyonel tek temsilcisi durumunda olan Malatya Belediyespor, ismini ve renklerini değiştirmek istemiş lakin UEFA ve TFF’nin regülasyonları gereği sarı-siyah renklerle ve Yeni Malatyaspor ismiyle yoluna devam etmek zorunda kalmıştır. 2016-17 sezonundan beri Süper Lig’de mücadele eden Doğu Anadolu temsilcisi “Her ile bir stadyum” çılgınlığından payını almış olup; “kayısı” temalı stadyumlarında maçlarını oynamaktadır. Erol Bulut ve Sergen Yalçın gibi önemli isimlerle çalıştıktan sonra geçen yıl küme düşen Yeni Malatyaspor, Federasyon’un aldığı karar neticesinde bir yıl daha Süper Lig’de aramızda olacak.

 

Erzurumspor

Erzurumspor amblemi

Erzurumspor’un hikayesi biraz daha kısa fakat bu sefer daha farklı bir hikaye söz konusu… İlk olarak Aziziyespor ismiyle kurulan Erzurumspor, bazı lobicilik faaliyetleri ile 69-70 sezonunda 3. Lig’de yani şimdiki klasmanla 2. Lig’de mücadele etmeye başlamıştı. 97-98 sezonuna dek alt liglerde mücadele eden Erzurum ekibi kısa süren 3 sezonluk Süper Lig macerasının ardından tekrar alt liglere dönmek durumundaydı. Kurulduğu günlerden beri yoğun bir taraftar desteğini arkasına alan mavi-beyazlılar, 2005-06 sezonunda transfer yasağı alarak idari başarısızlığın bedelini ödedi. 2008-09’da mali sıkıntılar yüzünden iki deplasmana gidemedi ve TFF tarafından amatör kümeye düşürüldü. 2015’te de faaliyetlerini durdurarak macera sona erdi.

3 Lig seyirci rekoru 27.423 kişi ile Dadaşlara ait

Peki bundan sonra ne oldu? İlginç olacaktır ki Kazım Karabekir Stadyumu Erzurum şehrinin futbolla barışmasını sağladı. 2011 Dünya Üniversiteler Kış Oyunları için yenilenen stadyum daha modern bir görünüme kavuşturuldu ve Erzurum Büyükşehir Belediyespor maçlarını burada oynamaya başladı. İsmini de değiştiren BB Erzurumspor; Belediye sermayesi ve Erzurumlu iş adamlarıyla birlikte önemli transferler gerçekleştirdi, bölgenin yatırım havuzlarından birine dönüştü. Belediyelerin kulüplere yaptığı jestlerden ziyade bizzat sahiplendiği bir spor kulübünden bahsediyoruz sonuçta. Akabinde şehirdeki futbol aşkının hortlamasından mı, stadyumun üniversitenin karşısında olduğundan mı bilinmez Erzurum halkında inanılmaz bir ilgi oluştu. 2015-16 sezonunda 3. Lig taraftar rekoru kırıldı. Devam eden sinerjiyle birlikte 3 sezonda 3 lig atlayarak büyüklerin yanında boy gösteren takım, bir yıl küme düştükten sonra 20-21 sezonunda tekrar Süper Lig’e döndü. Erzurumspor; -20 derece havada, karlı bozuk zeminde, turuncu topla yapılan maçlarla bu yıl da rakiplerin korkulu deplasmanı olacak gibi görünüyor.

 

Gaziantepspor

Ve son olarak acılarıyla ünlü şehrin acı sonlu takımı Gaziantepspor… Roma’ya zamanında kök söktüren Gaziantepspor…

Gaziantepspor arması, Celal Doğan’ın isteği üzerine şehrin izlerini taşıyacak biçimde tasarlanmıştır. Bu yeni armada Gaziantep Kalesi, Şehitler Abidesi, baklava dilimleri ve şahin figürleri vardır. Yeni tasarım İsviçre’de düzenlenen yarışmada en güzel 2. takım arması olarak seçilmiştir. Logodaki şahin, Fransızlara karşı şehrin savunmasında önemli bir rol üstlenen Şahin Bey’den gelmektedir.

E haliyle pek çok futbolsever gibi ben de biraz duygusal yaklaşıyorum bu kulübe karşı. Dile kolay 31 yıl geçirmiş en üst kademede. Renkleriyle, armasıyla, temsil ettiği şehrin tarihiyle ve belki de en önemlisi UEFA’da fırtınalar estirdiği 03-04 sezonuyla hatıralarımızda önemli bir yer edinen kulüp; maalesef İbrahim Kızıl, Yıldırım Demirören ve bu isimlere bağlı birtakım problemler ile geçen sezon faaliyetlerine son vermek zorunda kaldı. Ne yazık ki son sezonlarında akılda kalıcı anlar; Zeki Sinanoğlu’nun maçlara aç çıktıklarını söylediği ve Oktay Derelioğlu’nun ayrılmasına engel olmak isteyen Gaziantepsporlu futbolcuların verdiği röportajlardı.

Türkiye’nin ekonomik merkezlerinden biridir Gaziantep. Ülkemizin marka şehirlerindendir. Savaş öncesinde Suriye ile sağlam ticari ilişkilere sahip olan bölge aynı zamanda da Türkiye’nin endüstriyel yükünün büyük bir payını da sırtında taşımakta. Gastronomi ve turizmle de adından sıkça bahsettiren güzide şehrimiz, tarihi boyunca çok fazla tüccar ve iş adamına da ev sahipliği yaptı. İşte bu iş adamları ve kentin önde gelen kişileri tarafından kurulan Gaziantepspor, 79-83 arasında ve 90-17 arasında toplam 31 yıllık Süper Lig tecrübesine sahip. Gökhan Güleç, Samuel Johnson, Elvir Boliç, İbrahim Toraman, İbrahim Üzülmez, İsmail Köybaşı, Olcan Adın, Ayhan Akman, Rodrigo Tabata ve Cenk Tosun gibi önemli isimleri de bünyesinde bulundurmuş; kimisini yetiştirmiş kimisini ise parlatmış bir takım olan kırmızı-siyahlılar, 2000’lerin başında Gençlerbirliği’yle birlikte en güçlü zamanlarını yaşamıştı. 2003-04 sezonunda ön elemelerden katıldığı UEFA kupasında önce Hapoel’i sonra Lens’i elemiş daha sonrasında ise Roma’yı evinde  yenmesine rağmen kupanın dışında kalmıştı. 2002 Dünya Kupası’ndaki “biz de yapabiliriz” motivasyonun güzel sonuçlarından biriydi Gaziantepspor.

Tarihte çok da geriye almaya gerek yok bu sefer. Sonun başlangıcı yaklaşık 15 yıl öncesine tekabül ediyor. Suruçlu bir iş adamı olan İbrahim Kızıl ve kendisinin çok da sportmenliğe yakışmayan yöneticilik kariyeri tüm yanlışlara rağmen 11 yıl devam etti. Göreve geldiği 2006 yılında durumu gayet iyi olan takım; hoca değişiklikleri, şaşalı transferler, menajer bozgunları ve camiadaki mafyatik karakterler yüzünden sürekli kötüye gitti. Beşiktaş’ın 2009 yılındaki şampiyonluğu sırasında; önce İsmail Köybaşı daha sonrasında da Tabata ve Serdar Kurtuluş transferleriyle Yıldırım Demirören’le aralarındaki ilişki sorgulanan Kızıl, kendisine yöneltilen pek çok soruyu cevapsız bıraktı. Daha sonra cezaevinde de yatan eski başkanın ziyaretine Özdemir ve Demirören de katılmıştı. Bu isimlerin ortak noktada buluştukları tek alan futbol değil ne yazık ki…

İbrahim Kızıl tutuklandı! 5 Nisan 2012

Taraftar grupları üzerinde de yumuşak gücü olan Kızıl yönetimi, Gençlik 27 isimli taraftar grubunu adeta bir milis kuvveti haline getirerek bölge halkını stadyumlardan ve futboldan uzaklaştırdı. Burada ilginç akrabalık bağlarının mevcut olduğuna dair iddialar var fakat henüz teyit edemedim. Bir organizasyonu yönetmedeki en zor şeylerden biri de kontrol mekanizmasının eksikliğidir. Gaziantepspor’u da bu zamanlarda kontrol eden, eleştirebilen kimse olmadı birkaç taraftar dışında. Özeleştiri yapamayan, daha doğrusu taraftardan geri bildirim alamayan idareciler her geçen gün durumu daha da yokuşa sürdü. Sahadaki kötü sonuçlar yukarıları da karıştırdı ve Gaziantep halkı kongre istedi. Sayın Kızıl’ın, kongre olması durumunda tüm Antep’i kan gölüne çevireceğini söyleyerek değişime engel olduğu iddia edildi. Kulübün içinde bulunduğu kaosu gören şehrin önde gelenleri; taraftarın, camiadaki önemli isimlerin ve hatta futbolcuların dahi tüm çırpınışlarına rağmen duruma müdahale etmediler ve desteklerini şehrin belediye takımı olan Gazişehir’e yönlendirdiler. Gaziantepspor ise altyapı oyuncularıyla yeni yapılan stadlarında yalnızca 2 yıl oynayabildi.

Gaziantep FK, önceki ismiyle Gazişehir Gaziantep FK, daha da önceki ismiyle Gaziantep Büyükşehir Belediyespor, en önceki ismiyle Sankospor 1999 yılında kuruldu. Sanko Holding’in spor yatırımı olarak karşımıza çıkan kulüp daha sonra Büyükşehir Belediyesi himayesine altına girdi. Sanko Holding’in yatırımlarına günümüzde de devam ettiğini ayrıca belirtelim. 2005’e kadar alt liglerde mücadele eden eski mavi-beyazlı ekip 1. Lig’e çıktıktan sonra 2010-11 sezonu play-off finalinde Orduspor’a elenerek Süper Lig trenini son anda kaçırmıştır. 2017’de Gaziantepspor’un engellenemeyen dibe çöküşüyle beraber ismini ve renklerini değiştiren “diğer” takım, 2019’da Süper Lig’e çıkmış olup maçlarını Kalyon Stadyumu’nda oynamaktadır. Daha önce kabinede de görev almış eski Aile Bakanı ve şu an Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı olan Fatma Şahin de bu kulübün “önemli” taraftarlarındandır. Siyasi figürlerin şehirlerinin takımlarını desteklemesinde bir beis olmadığını görmekle birlikte Fatma Şahin’in Gaziantepspor’u ne kadar desteklediği önemli bir muamma. Konya BB’nin Konyaspor’a; Ankara BB’nin (Gökçek zamanında) Osmanlıspor’a; İstanbul BB’nin de Başakşehir’e kaynak aktardıklarını biliyoruz. Gaziantep BB’nin ise tüm taramalarıma rağmen 2013’ten sonra tek bir kuruş yardımını bulamadım Gaziantepspor özelinde. Nihayetinde başarısız yöneticilerin bedelini o kulübe gönül veren taraftarlar ödedi.

Evet futbol değişiyor, değişmeye de muhtaç. Dünyadaki diğer liglerde de benzer senaryolarla karşılaşıyoruz. İtalyan futbolunun eski gücünü yitirmesindeki aslan payı beceriksiz yöneticilere biçilirken kendi ülkemizde de bu payı hak eden zümrenin üzerine bırakabilmek gerekiyor. İyiden iyiye fetret zamanlarını hissettiğimiz Türk futbolu için çare çok da yakında görünmüyor bu konjonktürde.

Yazının çok da uzamaması adına yalnızca Süper Lig’de mücadele ettikleri için değindiğimiz bu üç inorganik kulübün örneklerine aşağılarda da rastlamak mümkün. Manisa FK, 52 Orduspor, İçel İdman Yurdu gibi pek çok farklı kurum hakkında, eskinin yerine geçmeye çalıştıklarını söyleyebiliriz. Kötü örneklerle beraber Göztepe ve Ankaragücü’nü örnek alıp kulüp borcunu da üstlenip doğru hamlelerle tekrar umuda sığınan Kocaelispor ve Sakaryaspor gibi takımları da anmış olalım. Tüzel kişi olmanın her zaman dezavantajları olmayacaktır diye de ümit edelim. Umalım şehirlerimizin takımları, tekrar ait oldukları yere dönerler ve mücadelelerini Süper Lig’de sergilerler. Umalım taraftar ile yönetim birbirleriyle daha samimi ve gerçekçi ilişkiler kurarlar. Umalım Türk futbolu artık hak ettiği özsaygıyı sporun dışında aramaktan vazgeçer.

 

Not: Yazıda kullanılan kulüp amblemleri bu köklü kulüplerimizin orijinal amblemleridir. Şu an Süper Lig’de mücadele eden Yeni Malatyaspor’un amblemi  ise budur.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Futbolda Öze -Geçmişe- Dönüş

Samsunspor: Kırmızı-Beyaz Ama Siyah

 

 

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More