Yarım Kalan Hikaye Tamamlanıyor: GUTİ HERNANDEZ

Guti ve Beşiktaş taraftarı arasındaki yarım kalan hikaye tamamlanırken, yeni hikayeler yazılması için tüm koşullar müsait…

2008-2009 şampiyonluğunun tadı hala damaklarında olan Beşiktaş taraftarı için hayal kırıklığıyla geçen bir sezonun ardından 2010 yazı heyecan verici geçmişti. Mustafa Denizli ile yolunu ayıran Beşiktaş göreve, oynattığı hücum futboluyla bilinen Bernd Schuster’i getirmişti, ardından yapılan transferler de -hemen hemen- bu  hücumcu anlayışa yakın oldu. Taraftarı heyecanlandıran ilk transfer henüz rakip takım forması üzerindeyken Beşiktaşlılarla arasında bağ kuran Ricardo Quaresma oldu. Quaresma transferinin etkisi yitirilmeden Beşiktaş bir transfer bombası daha patlatıyordu. Altyapıdan A takıma yükseldiği 1995 yılından itibaren aralıksız Real Madrid forması giyen Guti Hernandez artık Beşiktaş’taydı…

Real Madrid’de bir çok yıldızla takım arkadaşı olan Guti, eski takım arkadaşı Pepe’nin antrenörü olacak

 Tıpkı Quaresma gibi Guti’de de İnönü Stadı’nda yapılan imza töreni hınca hınç dolmuştu. Bu tören, taraftar ve Guti arasında profesyonel birliktelikten çok daha öteye giden bir ilişkinin başlangıcı oldu. Aslına bakarsanız tam anlamıyla ilk görüşte aşktı. Yaşı ilerlemiş olmasına rağmen duran top ustalığı, oyun görüşü ve asistleriyle Guti’den beklenti büyüktü. Real Madrid’deki son yıllarında, genellikle “yedekten oyuna giren adam” olmasına rağmen mevcut becerileri dünya futbol kamuoyunda hala konuşulan bir isimdi. Emekleme çağındaki sosyal medyada, Guti’nin oyun vizyonunu yansıtan pozisyonları -çoğunlukla akıl kokan asistleri- sürekli olarak paylaşılıyordu. Özellikle kaleciyle karşı karşıya kalıp, gol atmak için müsait bir pozisyonda olmasına rağmen Benzema’ya verdiği topuk pası o dönem adeta fenomen olmuştu.

Karşılıklı duygusal bir ilişkinin başlangıcı. Guti’nin İnönü Stadyumu’ndaki imza töreninde stadyum hınca hınç dolmuştu.

 Delgado’nun sakatlıklarla boğuşması, Tabata’nın ödenen yüksek bonservis bedelinin altında ezilerek bekleneni verememesi, Ricardinho’nun bir türlü form tutmaması ve son şampiyonluğun mimarlarından Yusuf Şimşek’in artık yaşlanma emareleri göstermesi, Beşiktaş’ın yaratıcı oyuncu eksikliğini yansıtıyordu. Guti Beşiktaş’ın oyun kurucu eksikliğini gidermek için transfer edildi. Böylece geçtiğimiz sezonlarda çok da başarı sağlanamayan pasa dayalı oyun opsiyonu da Guti’nin önderliğinde olanaklı kılınacaktı.

 Aynı zamanda Guti’nin transferi Beşiktaş için bir tecrübe paketi satın almak anlamı da taşıyordu. Guti imza töreninde -o sezon Beşiktaş’ın UEFA’da ülkemizi temsil edeceğine gönderme yaparak- ”Kariyerimde hiç UEFA’da oynamadım, bu benim için ilk ve heyecan verici bir deneyim olacak.” demişti. Guti UEFA’da hiç oynamamıştı çünkü 15 yıl formasını giydiği takımı Real Madrid ile her yıl Şampiyonlar Ligi’nde forma giyerek hep en üst futbol arenasında kendini göstermişti. Nitekim Devler Arenasında 98, 2000 ve 2002 yıllarında Real Madrid formasıyla 3 kere Şampiyonlar ligi şampiyonluğu yaşamıştı. Aynı zamanda dünyanın en gözde liglerinden olan La Liga’da takımıyla beraber 5 kere şampiyonluk sevinci yaşadı. Guti’nin tecrübesi sadece kupalar kazanmaktan ibaret de değildi. Zidane, fenomen Ronaldo, Roberto Carlos, Figo ve Beckham gibi futbol tarihinin kült isimlerine kaptanlık yapan başlı başına bir efsaneydi.

 Transferin bir başka boyutu daha vardı. Demirören yönetimindeki Beşiktaş başarısız geçen sezonun ardından transfer politikasını değiştirmişti. Adeta yerli bir Los Galacticos kurmak amaçlanmıştı. Quaresma transferi ve Real Madrid’te teknik direktörlük yapmış, yıldızlarla çalışmaya alışkın bir isim olan Schuster’in teknik patron olması, tıpkı Guti’nin transferi gibi bu hedefin ürünüydü. Bu doğrultuda hedeflerden bir diğeri de ”kendi tarzını oluşturmak isteyen” bir Beşiktaş yaratımıydı. Quaresma ve Guti sadece saha içinde değil saha dışında da fenomendi. Beşiktaş Guti transferiyle spor sayfalarının dışında da konuşulmak istiyordu. Nitekim 2010-2011 sezonunun devre arasında Simao, Hugo Almeida ve Manuel Fernandes transferleri de aynı hedef doğrultusunda yapıldı. Fernandes de Guti ve Quaresma gibi futbol dışına taşan bir “pop” figürdü.

  Aslında her şey çok güzel başlamıştı. Guti Kadıköy deplasmanında attığı penaltı golüyle ilk derbisinde ilk golüne ulaşıyordu. Ali Sami Yen’deki son derbi zaferinde de yine Guti baş roldeydi. Avrupa’da da gruptan çıkılmıştı. Kısacası işler yolunda gözüküyordu ki durumun değişmesi çok sürmeyecekti. Takvim yaprakları ilerlediğinde Beşiktaş ligde istikrarlı bir tablo çizmiyordu ve takım sakatlıklarla boğuşuyordu. Ligin ilk yarısının sonuna doğru gidilirken maç kadrosu için on sekiz oyuncu bulmakta zorluk çekiliyordu. Bilhassa, sakatlık furyasına takılan oyunculardan ikisi o sezon için takımın olmazsa olmazıydı; Guti ve Quaresma. Takımda karışıklıklar üst seviyeye çıkmışken, Quaresma’nın sakatlığı fırsat bilerek saç ektirmeye gitmesi de yıldızların repütasyonunu azaltan bir gelişme oldu. Devre arasında yapılan Fernandes, Almeida ve Simao transferleri ile insanlara ”Beşiktaş 17’de 17 yapar mı” sorusunu sorduran ancak Dinamo Kiev’e karşı beklenmeyen bir hüsran yaşayan takım ligde ise Matteo Ferrari olayı sonrasında ilk 3’e bile giremeyecekti. Yine de tüm aksiliklere rağmen sezonun Türkiye Kupası ile kapatılması geleceğe dair umutları yeşertmişti.

 Ancak Guti’nin, transferinde amaçlandığı üzere adeta bir “pop” figürü gibi olması işleri zorlaştırıyordu. Gelir gelmez İstanbul gece hayatına uyum sağlayan yıldız futbolcu, magazin basınında sürekli olarak yer bulmaya başlamıştı. Bebek’te alkollü trafik kazası geçirmesi ve bu nedenle ehliyetinin alınması -ehliyetine 6 ay el konuldu- Guti’nin İstanbul’daki yaşamını gözler önüne seriyordu. Ayrıca vukuatları bununla da sınırlı değildi. Gece kulübü çıkışı gazetecilere saldırmak, yine Bebek’te bir mekanda otururken yoldan geçenlerin üzerine fıstık atmak, alkollü olduğu bir akşam yoldan geçenlere küfürle karışık el kol hareketi yapmak gibi… Saha içinde ne kadar iyiyse saha dışında da o kadar sorunlu bir profil çizdi Guti. Peki tüm bunlar Beşiktaş taraftarının gözünde Guti’nin yerini değiştirecek miydi? Hayır. Zira bahsettiğimiz gibi Guti sahada kendinden beklendiği gibi oynuyor, kopuk ve dengesiz kurulan takımda göze girmeyi başarıyordu. Büyük ölçüde yitik bir sezonda Beşiktaş taraftarının göz zevkine hitap eden yegane oyunculardandı.

Guti’nin saha dışı hayatı oldukça vukuatlıydı

 Ertesi sezona ise Beşiktaş büyük sıkıntılarla giriyordu. 3 Temmuz “şike” sürecinde takımın teknik direktörü Tayfur Havutçu ve Asbaşkan Serdal Adalı tutuklanmış ve takım zor durumda kalmıştı. Apar topar, teknik direktör olarak kariyeri tartışmalı Carlos Carvalhal ile anlaşıldı. Sancılı süreçte takım yeniden yapılanmaya gidiyordu. Bu nedenle Guti için ayrılık çanları çalmaya başlamıştı. Sezon başındaki Avrupa elemelerinde oynamasına rağmen, 2011-2012 sezonunun başında kadro dışı kalmış ve ligin ilk devresi bitmeden de sözleşmesi feshedilmişti. Yönetim açısından Guti’nin takımdan yollanma nedenleri yüksek maaşı, performansındaki düşüş ve ilerleyen yaşıydı. Elde edilen görüntü ise o sezonki Play-off uygulaması nedeniyle sıkışık olan maç takviminde yaratıcı oyuncu sayısının yeterli olmadığıydı. Belki de yönetim, Guti ile yolları ayırarak büyük bir hata yapmıştı…

 Takımda bulunduğu zaman içerisinde Guti taraftarla arasında özel bir bağ yakalamıştı. Terör saldırı sonucu şehitlerimizin olduğu bir dönemde formasındaki hem Türk bayrağı hem de Beşiktaş armasını öpmesi, Türkiye’yi ve Beşiktaş’ı ne kadar benimsediğini gösteriyordu. Kadroya girmekte sıkıntı yaşamasıyla başlayan ayrılık sürecinde de Guti takımı bozucu hareketlerden kaçındı. Giderken sarf ettiği -sıkıntılı bir dönemden geçmesine rağmen- “Profesyonel bir kulüp olan Beşiktaş, amatörler tarafından yönetiliyorr” sözleri Beşiktaş ve yönetimini nasıl ayırdığını göstermekteydi. Zaten Guti’nin Beşiktaşlılığı ayrılık sürecinde hiç eksilmedi. Sosyal medya hesaplarında Beşiktaş formalı fotoğrafını değiştirmedi, paylaşımlarında Beşiktaş’ı hiç eksik etmedi. Futbol dünyasında tanınan biri olarak adeta gönüllü elçi gibi çalışacaktı hayatının devam eden yıllarında, İspanyol yıldız.

 Geçtiğimiz hafta, yaklaşık bir senedir süren Şenol Güneş’in yardımcısı kim olacak sorusu cevabını buldu. Guti, Beşiktaş’a geri dönmeden önce Real Madrid’in altyapısında çalışıyordu ve Şenol Güneş’in oynatmak istediği pas oyununa benzer bir oyun oynatıyordu. Futbolun dilinin evrensel olduğu düşünüldüğünde aynı mentaliteye sahip iki teknik adamın anlaşamaması için herhangi bir neden yok ancak insan egosunun olduğu yerde neler yaşanacağının bilinmesi imkansızdır. Diğer taraftan Guti’nin, Şenol Güneş’ten sonraki teknik direktör olacağı da konuşulanlar arasında. Bir Beşiktaşlı olarak eğer oyun vizyonunun çeyreğine teknik adam olarak sahipse neden olmasın derim. Belki de Guti ve Beşiktaş taraftarları arasındaki yarım kalan hikaye tamamlanırken, yeni hikayeler yazılmaya başlar…