WILD, WILDER, CHRIS WILDER’S SHEFFIELD UNITED

İbn-i Haldun’un son dönemde iyice fenomen olmuş bir sözü ile girizgah yapalım yazımıza. “Coğrafya kaderdir”. Futbolda da bu durumdan kaçmak mümkün değil, bu sebepten yazımıza spor odaklı bir giriş yerine öncelikle Sheffield United kulübü, tarihi ve Sheffield şehri ile başlayalım.

Sheffield, Birleşik Krallık’ta, İngiltere ülkesinde Yorkshire ve Humber bölgesinde bir büyük kentsel yerleşim birimidir. Nüfusu 518,090. Öyle küçük bir eyalet de değil. Bu yazının gidişatının tamamen spor olamayacağını hatta sporun da tamamen spor olmadığını gösterecek bir şekilde Arctic Monkeys grubu da bu şehirden çıkmıştır. Do I wanna know? Dediğinizi duymaktayım.

Futbolun bu coğrafyaya yabancı olmadığını gösteren delil ise şudur ki Sheffield FC profesyonel futbol tarihinin en eski(1857) kulübüdür. Futbolun coğrafyadan ayrılmadığının diğer bir ispatı ise Sheffield United’ın etiketi olan Blades (Bıçak, Hançer) kelimesi bu şehrin 1900’lerden gelen çelik işçiliği ve inanılmaz işlemeleri olan bıçakları ile ilişkili. Bu şehrin diğer iki takımı daha mevcut. Sheffield United ve Sheffield Wednesday. Hatta ligin mucizevi forveti Jamie Vardy de bu şehirden çıkma ve United’a attığı gol sonrası bir Sheffield Wednesday taraftarı olarak sevinmişti.

Artık ısınmaya başladığımıza göre Sheffield United’a ve Chris Wilder özeline dönmemiz mümkün. Yazıya çift boyut getirelim öncelikle. Chris Wilder’ı, bu sezon Premier League takip eden herhangi bir izleyicinin bilmiyor olma ihtimali çok zayıf. Ama geçmişini? Christopher John Wilder, İngiltere’nin Sheffield şehrinde bulunan küçük bir kasaba ve sivil bölge olan Stocksbridge’da 23 Eylül 1967’de doğdu. Bu kasaba her ne kadar Sheffield’da da olsa ailenin kökeni Merseyside’a ve “Kırmızı”ya dayanıyor. Aileden “Scouser” bir isim olan Wilder, ailesi ile özellikle de amcalarının yanında büyüdü. Bu küçük çocuğun futbolu sevmesinde amcalarının etkisi ise çok büyüktü. Sadece futbol oynamayı öğretmeyi bırakın, üstüne izlemeyi ve o efsane Liverpool’u izlemek için Anfield ile tanıştırmışlar kendisini. Her ne kadar bir Liverpool hayranı olsa da lokasyon gereği bağlandığı bir Sheffield United gerçeği de vardı. Bu kulüpte top toplayıcılık yaptığını da belirtmemiz gerekiyor bence. Alınmadık kupa bırakmayan 70’ler Liverpool’u ile birlikte Wilder’ın kararı çok açıktı: Futbolcu olmak. Bu karar çerçevesinde çıktığı yolun ilk adımı  büyüdüğü semt olan Stocksbridge Park Steels FC oldu.. Buradan Southampton’a gitmek istediyse de oradaki performansı yetersiz bulunduğu için A takıma giremeden serbest bırakıldı. İşte kahramanımız ile Sheffield United’ın yolu tam olarak burada kesişti. Ret yemiş bir oyuncuya kapısını açan Sheffield United bugünleri bu şekilde hak etti belki de. 6 yıl boyunca Sheffield’da kaldıktan sonra Rotherham United’a oradan da sırasıyla Notts County, Bradford City, Sheffield United, Brighton & Hove Albion ve Halifax Town’da oynayarak futbolculuk kariyeri son buldu fakat bizim hikayemiz ise yeni başladı…

Wilder, Ekim 2001’de teknik direktörlük kariyerine, esasında çok da başarılı olmayan futbolculuk kariyerinin aksine 27 haftada kazandığı 4 kupa ile Alfreton Town’da müthiş bir başlangıç yaptı. Bu başarılı dönem sonrası 2002’de Halifax Town’a geçti. 30 Haziran 2008’de kulüp kapanana kadar burada kaldı. Sonrasında eski Halifax savunma oyuncusu olan Alan Knill’in Bury FC’deki asistan menajeri olmayı kabul etse de buradaki görevi 6 ay sürdü. Oxford United’a ve teknik direktörlüğe geri döndü. Oxford’u da bir üst lige taşımış ve taraftarların yine sevgilisi olmuştu. Burada da 6 yıllık bir dönem yaşadı. 6 yılın sonunda Oxford’un ezeli düşmanı olan Northampton Town’a “geri” dönüş yaptı. 27 Ocak 2014’te takımın başına geldiğinde takım küme düşmeme mücadelesi veriyordu. Önce takımı ligde tutup orta sıralara sonrasında da finansal zorluklara rağmen 99 puanla League Two’yu kazanarak bir üst lige taşıdı takımını. Finansal zorluk deyip geçmemek gerekiyor Ekim ve Kasım aylarında kulüpten kimse maaş alamamış hatta kendisinin de anlattığı üzere 3 defa kartındaki bakiye nedeniyle markette alışverişten vazgeçmek zorunda kalmış. Bu ve benzeri durumlar bir noktada ayrılığa yol açarken kapıda yine Brammal Lane ve Sheffield United vardı…

12 Mayıs 2016… Çocukluk takımı olan Sheffield United ile 3 yıllık sözleşmeye imza attı. Pre-Season’ı genelde serbest oyunculardan oluşan transferlerle geçirdi. Böylesine finansal zorluklarda takımı kenetlemek gerekir ve Wilder da bunu farklı farklı metotlar izleyerek yapmaya başladı. Kaptan yerel bir Blades fanı olan Billy Sharp oldu. Tesislerin her yerinde motivasyon konulu mesajlar yer aldı ve oyuncular evlerinde hissettirilsin diye inanılmaz çabalar gösterildi. Her ne kadar saha dışı toz pembe başlasa da aslında saha içinde durum öyle gitmiyordu. İlk 4 maç sonunda 1 puanı olan Sheffield United ligin en altında yer alıyordu. Bu başlangıca inanılmaz bir dokunuş yapan Wilder ve Sheffield, sezonun geri kalanında yani 42 haftada 30 galibiyet 9 beraberlik 3 mağlubiyet ile 99 puan daha toplayıp 100 puan ile League One şampiyonu olurken kaptan Billy Sharp da 30 gol ile gol kralı oluyordu.

Championship’deki ilk sezon çok fazla git-gel yaşandı. Sezon başında yapılan çoğu transfer bu sezon dahi takımın temelini oluşturuyor. Bugünkü transfermarkt değerleri ile geldikleri zamanki değerleri ise tahmin edileceği üzere uçurum. Her ne kadar iniş çıkışlar olsa da Wilder bu durumu da idare etmeyi başardı. İlk maç Brentford’a karşı idi ve 1-0 ile galip gelerek devam etti Brammal Lane’de bu masal. Sonrasında gelen 2 mağlubiyete rağmen takım toparlanıp reaksiyon vererek 4 maç üst üste kazansa da oyuncuların bu seviyeyi yeni görmesi, maddi imkansızlıklar ve daha bir sürü probleme rağmen Sheffield United, bu sezonda da birçok önemli an buldu. Bunların en büyüğü ise Sheffield Wednesday’e karşı deplasmanda aldıkları 4-2’lik galibiyetti. Bu tip iniş çıkışların çok olduğu dönemde hem FA Cup’ta hem de EFL Cup’ta Leicester tarafından elendiler. Sezonu ellerinde sadece güzel anılar ile 10. bitirmiş gibi görünseler de Wilder’ın takımı yine onca bahis firmasını, alt ligden gelip düşmeyerek yanılgıya düşürmeyi başardı. Bu başarılar tabii ki ödülünü de hemen yanında getiriyordu ve Wilder’ın kontratı bir sezon daha uzuyor, 2021’e kadar takımın başında kalması kesinleşiyordu.

2018-2019 sezonu başlangıcı itibariyle takıma John Egan, David McGoldrick, Oliver Norwood gibi isimleri transfer ederek, Dean Henderson ve Ben Woodburn gibi isimleri ise kiralayarak girdiler. Transfer sezonlarını ellerinden geldikçe az bir bütçe ile açtıkları için asla favori olarak görülmeyen bir takım Sheffield United. Bunun üstüne bir de sezon ortasında geçen sezon en çok gol atan oyuncusu olan Leon Clarke’ı kiralık gönderince aslında favori yeri hiç edinememiş bir takım olmaktan da ötede tutunma konusunda zorluklar çekecekleri ön görülüyordu. Hatta ligin ilk maçı da açıkçası yine bu bahisleri doğru denebilecek şekile getirdi. İç sahada kaybedilen Swansea ve deplasmanda M’Boro karşısında alınan 3-0’lık ağır skor “Acaba?” dedirtse de sonrasında 9 maçta alınan 7 galibiyet bir anda her şeyi tersine çeviriyordu. Sheffield 12. Hafta Aston Villa’ya karşı aldığı 4-1’lik rahat galibiyetle birlikte liderliği aldı. Bir Championship klasiği inişler olsa da bu sezon çok daha takım gibi oynayan ve asla geçen sezonki gibi uzun kazanamama serilerine izin vermeyen Blades, Norwich’in arkasından 89 puanla ikinci olurken Chris Wilder ise 3 sezonda ikinci defa takımını üst lige taşıyordu. Bunun üstüne her sezon verilen LMA menajeri ödülünü de kazanıyordu.  Tüm bunlar olurken Billy Sharp ise hocası ile birlikte büyüyor ve gol krallığında 5. sıraya konuyordu. Yazımızın son aşaması olan bu sezon ve Sheffield’ın saha içi analizine geçmeden önce 3 sezonda 2 defa “promotion” yakalayan Wilder’ın nasıl bir fenomene dönüştüğünü vurgulamamız lazım. BBC’e röportaj veren Anthony şunları söylüyor: “O bizim sahip olduğumuz gelmiş geçmiş en iyi menajer.” Wilder da bu kulübe bir top toplayıcı olarak girişinden ötürü taraftarları çok iyi anladığından söz ediyor zaten. Chris Wilder’ın en önemsediği şeylerden birisi ise taraftarla takım oyuncularının yakın olması. Bu sezonun kendileri adına rekor transferi olan Oli McBurnie de aynı görüşte: “Son düdük gelince taraftarlarla sevinmek zorundayız.” diyerek de bunu vurguluyor. “Sadece ben ve Billy bunu yapmayacak. Bunu tüm takım olarak yapmalıyız, tüm takım onlar için oynadığımızın farkında olmalı.” diyor Wilder. Taraftarların son sözü ise lige çıktıktan sonra verilen röportajda “Belki biraz pessimist olabiliriz ama Wilder başımızda olsun yeter, o olursa 10 yılın sonunda bambaşka bir yerde olabiliriz.” Veee 2019-2020 sezonu… Transferlere en az bütçe ayıran takım olan Sheffield ekibi Bournemouth’dan Lys Mousset, Swansea’den Oli McBurnie gibi isimleri satın alarak, Dean Henderson ve Mohamed Besic gibi isimleri kiralayarak toplamda 30 Milyon Euro gibi Premier League çerçevesinde cüzi denebilecek bir miktarda yola çıkıyordu. Geçtiğimiz yıllardan alışageldiğimiz üzere alt ligden gelen takımın gittiği bir lig olan Premier League’de bir de üstüne bu kadar az maliyet ve kadro kalitesi(!) ile Sheffield United’ın küme düşeceğine kesin gözüyle bakılıyordu. Lige Bournemouth deplasmanından aldıkları 1 puanla başladı Wilder’ın ekibi ve bu puanı yine yerel starları olan Sharp ile aldılar. Tam olarak bu maç aslında anlamak isteyene çok şey anlatıyordu. Sonrasında da Brammal Lane’de taraftarı ile bütünleşerek Crystal Palace’ı FPL(Fantezi Futbol) Lordu olarak da anılan Lundstram ile geçince bazı şeyler daha da netleşti. Bu takım düşmeyecekti de orta sırada kalırdı herhalde. Sonrasında Stamford Bridge’de yapılan 2-0 sonrası 2-2 olan maç ile Sheffield’ın sınırlarının olmadığını gördük. 7 maçlık yenilmezlik serisi içinde bu 7 maçın da bulunduğu 14 maçta 2 mağlubiyetle yukarılara da göz kırpıyordu Wilder’ın ekibi. Bilindiği üzere COVID-19 sebebiyle ertelenen Premier League’de şu an 7. sırada, Arsenal ve Spurs’ün üzerindeler. Maç eksikleri var ve kazanırlarsa bu da ilk 5 demek. İlk 5 ise Şampiyonlar Ligi bileti demek. The Blades bununla da yetinmedi, FA Cup’ta çeyrek finale kaldı. Eğer turnuva devam ederse Arsenal ile oynayacaklar…

Bahis şirketlerinin bırakın top six’de görmeyi küme düşmesine kesin gözle baktığı bu takım, Chris Wilder yönetiminde inanılmaz işler başardı bu sezon. Peki nasıl? Yazımızın son aşamasında, Wilder’ın takımının saha içerisinde de ne kadar özgün olduğuna değineceğiz.

Genel manada gördüğümüz ilk 11’leri aşağıdaki gibi oluyor.

3-5-2 gibi görünse de bu taktik özünde 3-4-2-1 ve daha farklı hallere girebiliyor.

 

 


Peki hiç overlapping central backs ya da Türkçesi ile stoperlerin bindirdiğini duymuş muydunuz? Ya da yazının üst kısımlarında bahsettiğimiz Alan Knill ismini? O dönem yardımcı antrenörü olarak Bury’e katılan Chris Wilder’ın hocasıydı Alan Knill ve bu stoperlerin bindirmesinin de mucidi kendisi. Wilder, Sheffield’ın başına gelince roller değişti ve Alan Knill yardımcı antrenör oldu. Şu anda bu ikilinin oyunda neler geliştirdiği hususuna giriyoruz. Bielsa’nın da dediği gibi “Sheffield’ın hocası bambaşka fikirlere sahip, böyle bir insanı çok az görmüştüm.”

Alttaki description biraz ipucu verse de saha görüntüleri ile daha da açacağız. Öncelikle Sheffield ayağında çok top tutan, yoğun top sahibi olan bir takım değil. Wilder ve Knill tam bu noktada şunu farkediyorlar: “Eğer top bize az gelecekse biz de verimli kullanmalıyız.” Bu sebepten Sheffield, rakip sahaya geçince stoperleri ile de bindirerek üçlü savunma gibi görünse de neredeyse 8 oyuncu ile hücum eder konuma geçiyor.Burada da zaten tahmin edeceğiniz üzere kanat beklerin ve stoperlerin skorları şaşırtmıyor bizi. Üstüne yanda da açıkça gözüktüğü üzere Enda Stevens ligin en çok şans yaratan 5. oyuncusu bu sezon.  Bunu Sheffield’ın %41 gibi bir ortalama topla oynama ile yapıyor olması ise takdire şayan diğer bir taraf.  Hücum aksiyonlarında rakip sahada 8 oyuncuya yakın bir ekip oldukları için orta saha oyuncuları ters top atarken biraz daha rahatlayarak atabildiklerinden Lundstram ve Fleck bu sezon bu topları atıp ceza sahasına hareketlenerek skorlara katkıda da bulunuyor ayrıca. Topa sahip oldukları dönemde dahi çok alan bulabildiklerini altta şöyle gösterebiliriz.

Ve bu 8 oyuncu ile hücum etme durumunun bir de tam tersi var. Hücumlar bitmeyince oluşacak kontrataklar. Peki bu zafiyeti nasıl gideriyorlar? 3 oyuncu ceza sahasına giriyor genelde, bu üçünden ikisi forvetler, diğeri ise ters top atan orta saha ya da stoper ve ceza sahası yayında bekleyen diğer orta saha oyuncusu…

Bu hücum aksiyonları çok sık tekrar edemese de özellikle geride dörtlü oynayan takımlara karşı eşleşme problemleri ile inanılmaz bitirici pozisyonlar doğurmaya başlıyor.

Bu şekilde yerleştikleri her pozisyonda geride üçlü oynayan takımlar bile problem çekerken dörtlü savunmalar had safhada problem çekiyor.

Hücum aksiyonlarının bu kadar az ama öz olmasını överken sıklıkla yaptıkları iyi savunmayı övmeye de bu sezonki istatistiklerle destekleyerek başlayalım.

Buna ek ayrı bir istatistik ise oyuncu bazında şu ki kendilerine karşı olan xG istatistiğinde de lig ikincisi bu takım. Tam olarak 9.45 farkla hem de. Dean Henderson’ı bu sezon eğer Euro 2020 olursa İngiltere geniş kadrosunda görmeyi bırakın açıkçası hak ettiği yer tam olarak İngiltere kalesi bence. Wilder’ın hücumcusundan kalecisine etki ettiği de açıkça ortada bu sebeple. Ligde en çok clean sheet yapan 2. kaleci olması ise artık kimin etkisidir size kalmış?

Bu güzel görüntüler eşliğinde son olarak da Sheffield’ın defanstaki kompakt oyununu gösterelim. Öncelikle tam manasıyla derin blokta savunma yaptıklarını söylemek mümkün değil hatta aksine ön alanda pres yapmayı seven bir takım. Maçtan maça değişse de bu taktik bunun en net örneğini Brammal Lane’deki Liverpool maçında gördük. Stoperinden başlayan bir oyun kuran Liverpool’a ön alanda başlayarak oynarken Mane ve Salah gibi oyuncuları da daha rahat savunabilmek adına üçlü bir savunma yapısı vardı. Bu sezon Liverpool’un en zorlandığı maçlardan birisi olan maçta Dean Henderson küçük bir ikram yaptıysa da Klopp maçtan sonra “Kendilerinin çok büyük bir hayranıyım, maçlarını düzenli olarak izliyorum” demişti.

Burada da görüldüğü üzere topu Fabinho’ya aldırmayıp defans dörtlüsünü top kaybına zorladılar ve başarmışlardı açıkçası.

Burada da derinde savunma yapıldığında ya da ani bir top kaybında da geçişleri ne kadar başarılı yaptıklarını gösteren bir dizilim bu da. Savunma üçlüsü top kenar oyuncusunda olsa heps ile eşleşmiş konumda. Lundstram-Robertson eşleşmiş, Norwood ve Fleck ise sekenleri bekliyor.

Umarız öncelikle COVID-19 biter ve biz de bu güzel takıma kavuşuruz. Bu zahmetli yazıyı okuyan herkese çok teşekkür ederim. Bir dahaki yazımızda görüşmek üzere, hoşçakalın..

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More