Üçüncü Kaleci Olmak

Seyahat etmek güzel şeydir. Yıl boyunca hayalini kurduğunuz tatilinize giderken insanın içini alabildiğince heyecan kaplar. Ancak her şey çok iyi derken gittiğiniz otoyolda bulunan cam kırıkları ya da başka bir sebepten lastiğinizin patladığını düşünün. Eğer lastik değiştirme konusunda bir tecrübeniz yoksa sıkıntılı anlar sizi bekleyecek demektir. Kaldı ki bu konuda usta bile olsanız sizi yolunuzdan alıkoyan bu durum keyfinizi kaçırmaya yetecektir. Ancak yine de aracınızın arka kısmında bulunan bir yedek lastik sayesinde kimseden yardım almadan kısa bir uğraş sonucu yolunuza devam edebilirsiniz. Peki ya iki lastiğiniz aynı anda patlamışsa. Ya da yedek lastiği taktıktan sonra şanssız yolculuğunuz başınıza bir patlak daha çıkardıysa. İşte işiniz o zaman ilk durumdan daha zor olacaktır. “O kadar da şanssızlık yaşanmaz ki” diyebilirsiniz ama yedek lastiğin de yedeği olsaydı diye iç geçirebilirsiniz. Tabii iki yedek lastiği sığdırabilecek bir alanınız varsa. Bugünkü konumuz bu işte; yedeğin yedeği olan üçüncü kaleci.

Uzunca yıldır futbol kulüpleri sezona en az 3 bazı durumlarda daha fazla kaleci ile başlıyor. Yaklaşık 9,5 aylık bir sürece tekabül eden sezonun hangi aşamasında sorun yaşanabileceği öngörülemediğinden, as kaleciyi yedekleyen birçok takım ayrıca yedeğin yedeği diye tabir edilen üçüncü bir kaleciyi kadrosunda bulunduruyor. Kaleciler görevi itibariyle oyun içerisinde rakiple en az temas eden, en az koşan mevkide yer aldıkları için sakatlanma riskleri de diğerlerine nazaran daha az oluyor. Pek çok as kaleci, yedek kaleciye bile gerek kalmadan sezonu tamamlayabiliyor ama uzun süreli sakatlıklar da yaşanmıyor değil. Sekiz yıl 1-2 istisna maç hariç her daim kalesinde yer alan Muslera örneğinde olduğu gibi koca bir sezon yedek kalecileriyle idare etmek durumunda kalan takımlar var. As kalecisi için milyon euroları gözünü kırpmadan verebilen kulüp yöneticileri, yedek kalecilerini kimi zaman altyapısından çıkan ve gelecek vadeden bir gençten, kimi zamansa kariyerinin son demlerini yaşayan tecrübeli eldivenlerden seçiyor. Genellikle kupa maçlarında gördüğümüz yedek kalecilerin bir de yedeği oluyor ki onları ekran önünde pek görmediğimiz, hatta varlığından haberdar olmadığımız dönemler bile olabiliyor. Büyük kulüpler tarafından “önemsiz maç” kategorisinde değerlendirilen kupa ilk tur maçlarında bile en fazla kulübede oturma şansı elde eden bu kişiler genellikle tribünün bir köşesinde arz-ı endam ederek hayli küçük ihtimalli forma şansını bekliyorlar. Hazırlık maçlarının bazılarında ya da ligde hedefsiz kalınması durumunda “Bari o oynasın.” denilen üçüncü kaleciler de var ama bu durumun “Ben değersiz miyim?” psikolojisi doğurabileceğini göz ardı etmemek gerekiyor. İyi bir üçüncü kaleci olmak istiyorsanız değersiz görülmeye, takım içerisinde muhtemelen en düşük maaşı almaya ve bazı göndermeleri hoş karşılayabilecek bir karaktere sahip olmanız gerekiyor. Tabii bu işin iyi yanları daha fazla.

Bir kere ülkenin büyük bir kulübünde üçüncü kaleciyseniz en kötü ihtimalle çevrenizde tanınan, şöhretli bir insansınız demektir. “Bizim sitede Fenerbahçeli kaleci oturuyor oğlum.” diye sınıf arkadaşlarına anlatan çocuklardan tutun “Galatasaray’daki kaleci var ya benim eski mahalleden arkadaşım.” diye hava atan yetişkinlere kadar pek çok muhabbette adınız anılır. Bu size gittiğiniz bir restoranda, girdiğiniz mağazalarda “ünlü biri olma” hissiyatını yaratır ki muhtemelen insanın gönlünü hoş eden bir durumdur. Ayrıca her sabah uyanıp işe gittiğiniz yerin pek çok ünlünün bir araya geldiği ve kimselerin kolay kolay giremediği bir spor tesisi olması da cabası. İzinler hariç her gün zorunlu spor yaptığınız için sağlıklı ve fit bir vücuda sahip olmak, belki de taraftarı olduğunuz kulübün maçını en iyi tribünlerden izleyebilmek, kafilede yer almanız durumunda herhangi bir harcama yapmadan ülkenin ve Avrupa’nın çeşitli yerlerine seyahat edip en iyi otellerinde konaklamak gibi artıları var. Zaten küçüklükten beri hobiniz olan futbol oynamak işiniz olduğu için çalışıyor gibi hissetmemek, günün maksimum 3 saatinde çalışıp geri kalan 21 saatini kendinize ayırma fırsatının olması, banka hesabınıza girdiğinizde pek çok tahsilli insandan bile kat kat fazla maaşınız olduğunu görmek ve diğer çalışanlarla kıyaslandığında epeyce genç bir yaşta emekli olmak gibi keyifli hissettiren tarafları var bu işin. Ayrıca takımda sürekli oynayan oyuncular ve teknik direktör, taraftarlar tarafından çeşitli protestolara maruz kalırken hiçbirinin üçüncü kaleciye laf etmeyeceği de aşikar. Yani ondan yana da kafanız rahat. Kariyeriniz boyunca bir sıçrama yapamasanız bile kazandığınız paralar ömür boyu yetecek düzeyde olacaktır büyük olasılıkla. Bununla yetinmeyip kendini iyi pazarlayan bir karaktere sahipseniz futbolu bıraktıktan sonra da bu sektörden bir şekilde ekmek yiyebilirsiniz. Biraz lider karakterine sahipseniz teknik adamlık, konuşma ya da yazma gücünüz üst seviyedeyse futbol yorumculuğu en kötü ihtimalle bir futbol okulunda yeni yıldız adayları yetiştiren eski bir futbolcu olarak hayatınızı idame ettirebilirsiniz. Bu konuda rol model almak istediğiniz biri varsa ünlü futbolcu Üçüncü ya da dördüncü kaleci Ahmet Bulutmenajeri Ahmet Bulut’tan daha iyisini bulamazsınız hiç kuşkuşuz. İki yıl kaldığı Galatasaray’da tek 1 dakika süre bile almayıp transfer olduğu Zeytinburnuspor’da tek sezon ve 16 maçlık kariyerle aktif futbol hayatını tamamlayan Ahmet Bulut, şimdilerde transfer piyasasına yön veriyor. Galatasaray’da üçüncü kaleci bile olmayan Bulut’un futboldan arta kalan vaktini sıkı bir iletişim ve kendini geliştirme ile geçirdiğini söyleyebiliriz. Zira hiç denecek kadar az futbolculuk yaparak kazandığından çok daha fazlasına menajerlikten sahip oldu kendisi. Öyle ki Ahmet Bulut’la aynı dönemde forma giyen pek çok as kaleci bile şu an gözlerden uzak bir hayat sürerken zamanın 4. kalecisi futbolcu transferlerinden nice para kazanmaya devam etmektedir.

Yedek kaleci mağduriyetini en son yaşayan takım olan Fenerbahçe, Harun’un sakat olduğu dönemde kırmızı kart gören Altay’ın eksikliğini Gaziantep deplasmanında hayli hissetti. Daha önce resmi maçı olmayan ve tecrübe eksikliği gözlerden kaçmayan Oytun Özdoğan tatsız bir kariyer başlangıcına imza atmak zorunda kaldı. Ancak bu konuda Oytun ne ilk ne son örnek olacak. Gaziantep’te belki 3 puan kaybetti Fenerbahçe ama 2016 yılında Şampiyonlar Ligi ön elemesinde kaybettiği Monaco maçıyla kıyaslandığında hafif bir tahribattı bu. Aynı anda Volkan ve Fabiano’nun sakat olduğu eşleşmeye tecrübesiz Ertuğrul Taşkıran ile çıkan Kanarya, o sezon yarı final oynayacak olan Monaco’ya kıl payı elenerek ekonomik getirisi fazla olan Şampiyonlar Ligi’nden mahrum kalmıştı.

Türk futboluna en çok yerli kaleci kazanan takım olan Fenerbahçe, Monaco maçında Volkan’ı aramıştı aramasına ama ondan tam 10 yıl önce 2006 yılında Volkan’ın hatalarıyla Az Alkmaar’a elendiği gün daha hazırlıklıydı. Rüştü’nün sezonu kapatması nedeniyle yedek kalecisi Volkan Demirel ile devam eden sarı lacivertliler o günlerde henüz çıraklık seviyesinde olan genç eldiveni tecrübeli Serdar Kulbilge ile yedeklediği için sezonun geri kalanını hasarsız atlatarak şampiyonluğa ulaşmıştı. Jöle krizinin patlak verdiği maçtan sonra kaleyi devralan Kulbilge üçüncü kaleci telaşı yaşatmadığı taraftarını şampiyonluk yolunda güvende hissettirdi. Ancak Fenerbahçe’nin üçüncü kaleci alışkanlığı ondan 3 sezon önceye dayanıyordu. Almanya’dan transfer edilen Enke daha ilk maçında hatalı goller yiyince “1 maçla darağacına çekilen” belki de tarihteki ilk futbolcu oluyor ve gönderiliyordu. İlerleyen dönemde intihar eden Enke’nin bu olaydan etkilenip etkilenmediği sırrını koruyadursun biz konumuza devam edelim. Enke yerine, kalan süreçte başka kaleci transferi yapmayan Fenerbahçe’de kaleyi Recep Biler teslim alsa da zamanla o da güven vermiyor ve eldivenler henüz toy bir delikanlı olan Volkan Demirel’e emanet ediliyordu. Üçüncü kaleci olarak girdiği sezonu as kaleci olarak bitiren Demirel 16 sezon sürecek kariyerinin temelini burada atıyor ve Sarı Kanarya sezonu şampiyon bitiriyordu.

Murat Şahin kimdir? Beşiktaş yardımcı antrenörü Murat Şahin kaç yaşında, kariyeri nasıl? - Takvim
Murat Şahin şu anda Beşiktaş’ın yardımcısı hocası.

Tabii her hikayesi böyle şampiyonluklarla bitmemişti Fenerbahçe’nin. Örneğin 1993 yılında nefes nefese ilerleyen zirve yarışı esnasında hem kaleci Engin İpekoğlu hem de yedeği Altay Dağdelen’i kaybeden ekip üçüncü kaleci olarak sahaya sürdüğü sıfır tecrübe Can Okuyucu sayesinde önce Bursaspor ardından Galatasaray’a teslim olarak yarışa havlu atmak zorunda kalmıştı. Ertesi sezon transfer edilen Murat Şahin kulübün en güvenilir yedek kalecisi olmayı başardı uzun yıllar. Kimi zaman ikinci, kimi zaman üçüncü kaleci olan Murat hiç as kaleci olarak düşünülmediği gibi 1999 yılında dördüncü kaleci olarak bile sezonu tamamladı. Bu durumu dert etmeyen ve nadiren de olsa forma geldiğinde elinden geleni yapan Murat, küçük bir Anadolu turu yaparak as kaleci olmanın da zevkini tattıktan sonra esas camiasına kavuştu. Esas camiası diyoruz çünkü Murat Şahin üç yıl kulübesinde beklediği Beşiktaş’ta daha çok benimsendi ve taraftarla daha fazla bağ kurdu. Sergen Yalçın’ın yardımcılığını da üstlenen Şahin, yedek hatta üçüncü kaleci olarak da futbol dünyasından kalınabileceğinin ispatı niteliğinde.

Rakiplerine nazaran iyi kaleci bulma konusunda biraz daha şanssız olan Beşiktaş pek çok sezonda bırakın iyi üçüncü kaleciye sahip olmayı güven veren bir as kaleciye bile sahip olamadı. İçinde bulunduğumuz sezon da dahil olmak üzere Beşiktaş’ın kaleyi gözü kapalı teslim edeceği son kaleci 3 yıl önce gönderilen Fabri’ydi ki rakipleri Muslera, Mondragon, Taffarel ya da Schumacher, Rüştü, Volkan gibi isimlerle kıyaslandığında Fabri ismi sönük kalıyordu. Bu sezon da Ersin ve Utku gibi iki tecrübesiz isimle yola devam eden Beşiktaş henüz büyük bir kriz yaşamadı ama bariz bir risk aldıklarını söyleyebiliriz. Nitekim 2014/15 sezonunda as kaleci Tolga’nın sakatlanması, yedek olması planlanan Cenk Gönen’in de yetersiz görülmesi nedeniyle forma şansı üçüncü kaleci Günay Güvenç, kimi zaman iyi maçlar çıkarsa da kritik öneme sahip maçlarda yaptığı hatalar nedeniyle takımını şampiyonluktan etmişti.

Tabii konu hatalı gol yiyen Beşiktaş kalecileri olunca Fevzi Tuncay’ı anmamak olmaz. Kariyeri parlak başlayan Fevzi yediği hatalı goller ve travmatik yaşamıyla belleklerde kaldı. Kariyerinde ilk sezonu Raimond Aumann ve Şener Kurtulmuş’un yedeği olarak üçüncü kaleci olarak geçiren Fevzi de zaman zaman sahada, kulübede olan ya da tribüne çıkanlardan biriydi. Hele bir 2001/02 sezonu vardı ki takip etmesi zor bir kaleci enflasyonu yaşandı. Sezona Danimarkalı Kjaer ile başlayan Kartal, performansını yeterli görmediği için yola kulübün çocuğu Fevzi ile devam etme kararı aldı. Ancak Fevzi öyle basit goller yedi ki kendisi bile bu duruma isyan edip kafasını direklere vuruyordu. Kış transfer mevsiminde aynı anda iki kaleci transfer eden Beşiktaş önce İsveçli Asper, ardından Norveçli Myhre’ye eldivenleri teslim etti ve İskandinav coğrafyasını fethetmiş oldu. Bu 4 ismin kaleyi dönüşümlü koruduğu sezonun ardından hepsiyle yollar ayrıldı ve 100. yıl kadrosuna Cordoba dahil olarak soruna kesin çözümü getirdi.

üçüncü kaleci Oscar Cordoba
Oscar Cordoba ülkemize gelen en kaliteli kalecilerdendi.

Kolombiyalı kalecinin transfer sürecinde Galatasaray ile yaşanan gerginlik döneme damga vuran gelişmelerdendi. Kiralık olarak Galatasaray forması giyen Mondragon’u bonservisiyle almak isteyen Beşiktaş görüşmelerden sonuç alamayınca onun milli takımdan yedeği Cordoba’yı renklerine bağlayarak Mondragon’un Galatasaray efsanesi olmasının yolunu açtı. Yabancı kontenjanının en az olduğu günler de dahil olmak üzere 1984 yılından bugüne hep ithal ettiği kalecilerle başarıya ulaşan Galatasaray özellikle Mondragon-Muslera arası dönemde sıkıntı çekti. Geçtiğimiz sezonun son kısmından 2020’nin son günlerine kadar Muslera’yı sakatlık nedeniyle kaybeden takımda eldivenler Okan Kocuk ve Fatih Öztürk arasında gidip geldi. Okan’ın oyunu güven vermeyince Fatih’i transfer eden sarı kırmızılı ekip kağıt üstünde üçüncü kaleci konumunda olan Okan Kocuk ile daha fazla istikrar sağladı. 9 senedir Muslera konforuna alışkın olan taraftar için en sıkıntılı günler hiç kuşkusuz Muslera ve Ufuk’un aynı anda sakat olduğu 2013/14 sezonunda yaşandı. Kalesinde hiç güven vermeyen Eray İşcan ile hem Real Madrid hem Fenerbahçe deplasmanlarına çıkmak zorunda kalarak üçüncü kalecinin bile önemli olduğunu hissetti. Uzunca yıllar kulübede bekleyen Aykut Erçetin nispeten güven verici performanslar ortaya koyduğu için camianın daimi yedeği oldu. Her ne kadar 2007/08 sezonunda yokluktan istifade edip as kaleci olsa da genelde ikinci bazen üçüncü kaleci olarak kariyerini tamamlayıp güzel diksiyonu sayesinde yorumculuğa soyunmayı başardı.

Az önce bahsettiğimiz Mondragon-Muslera arası sancılı dönemin benzerini hatta daha fazlasını Simoviç-Taffarel arasındaki yıllarda yaşadı Galatasaray. Simoviç’ten bayrağı teslim alan Hayrettin as kaleci olarak 3-4 sezon geçirirken taraftarların kalp sağlığını tehlikeye attı. Hayrettin’i kesemeyen Nezih Ali Boloğlu bu dönemin yedeği olurken, Stauche ve Friedel’ın geldiği yılları üçüncü kaleci olarak geçirdi. Efsane 96-2000 arası dönemin ilk iki yılında her şey yolunda giderken kaleyi kapatmakta akla karayı seçti Fatih Terim ve ekibi. 1996/97 sezonuna Hayrettin ile başlayıp Paris Saint Germain önünde hüsrana uğrayınca apar topar kaleci arayışlarına yönelindi. Bu süreçte kaleye Hayrettin kadar bile güven vermeyen Mehmet Duymazer hatta onun da yokluğunda 1 maçlığına Pierre Esser adında kimsenin tanımadığı bir kaleci geçti ki kaleye gelen tek topu içeriye alınca ondan da vazgeçildi. Büyük arayışın ardından Kocaeli’den Volkan Kilimci’yi ikna eden yönetim yine hatalı bir tercih yaptığını ertesi sezon onu da göndererek kabul etti. Ancak onun boşluğunu doldurmak için 3. ligden Mehmet Bölükbaşı’nı almak mıydı çözüm bilemiyoruz. Yine de bu facia kaleci tercihlerine rağmen iki yıl üst üste hücum futboluyla, yediğinden fazlasını atma prensibini güderek tolere eden Cimbom, huzuru bulduğu Taffarel ile Avrupa’yı fethetti. Brezilyalı kaleciye altyapıdan çıkan Kerem İnan yedeklik ederken tribün kaleciliği görevi belki gelişir diye temenni edilen Mehmet Bölükbaşı’na düşüyordu.

Claudio Taffarel'in Galatasaray'dan ayrılacağı iddia edildi
Taffarel, Muslera’nın hocası da olmuştu.

Yerli kaleci yetiştirmede sıkıntı çeken Galatasaray’ın aksine bu konuda altyapısından iyi meyveler alan Trabzonspor ise uzunca yıldır yabancı konusunda karavana atıyor. Bu nedenle Uğurcan, Tolga, Onur gibi kaleciler çıkartan Trabzonspor diğer takımların aksine üçüncü kaleciye fazla ihtiyaç duymadı. Mazisini arayan ve çoğu sezon yarıştan kopan Trabzonspor’da Uğurcan, Tolga ve Metin Aktaş çaylaklık dönemlerinde üçüncü kalecilik yaparken, 2014/15 sezonunda üç maçlığına İbrahim Demir forma şansı buldu. 2007/08 sezonunda ise dört kaleci çeşitli dönemlerde kaleyi korurken Brezilyalı Jefferson üçüncü kalecilik yapan nadir isimlerden oldu. 1994 yılına kaleci kriziyle başlayan bordo mavililerde Victor ve Nihat’ın yokluğunda bir süre Ramazan Silin oynadı ve fazla iz bırakmadı diyerek Türkiye defterini kapatıp yurt dışına uzanalım. Çünkü orada öyle bir örnek var ki kitabı yazılacak, filmi çekilecek cinsten.

Tommaso Berni ismini pek az futbolsever duymuştur. Oysaki oldukça önemli bir lig olan İtalya Serie A’nın en köklü üç kulübünden birinde forma giydi İtalyan kaleci. Forma giydi dediysek hemen aklınıza maç forması gelmesin. Zira altyapısından yetiştiği Inter’e 12 senelik bir ayrılıktan sonra geri dönen Tommaso Berni, 6 yıllık Inter macerasında antrenman forması hariç forma giymedi. Bırakın Serie A maçında oynamayı hazırlık maçında bile 1 dakika süre alamayan Berni, sadece 2 kez yedek kulübesinde oturma şerefine nail oldu. O iki maçta yedek kulübesinde olmasına rağmen yanında Padelli’nin de yer aldığını düşünürsek Handanoviç’e bir şey olsa bile yine eldivenlerle oyuna girmeyecekti muhtemelen. Altı sezon boyunca kulüple idmanlara çıkıp kamplara katılmasına rağmen 1 dakika bile süre almamasını Inter’in büyük kalecilere önem vermesine bağlayanlar olabilir. Ancak 2007’de adım attığı Serie A’da Inter’den önceki 7 yılında da sadece 9 maça çıktığını söylersek herhalde bu tezi de çürütmüş oluruz. Evet 13 yıla sığmış 9 lig maçı. Fiyat bölü performans diye bir değerlendirme skalası olsa muhtemelen Berni bu konuda zirveyi kimselere kaptırmayacaktı. Inter’in ısrarla oynatmadığı halde Berni’yi kadroda tutma sebebi UEFA’nın Şampiyonlar Ligi kadrolarında altyapıdan yetişmiş oyuncu bulundurma zorunluluğuydu ama altı senede Berni’nin yerini doldurabilecek kalibrede bir genç kaleci çıkartamayan Inter yetkililerini tebrik etmek gerek.

Üçüncü kaleci
37 yaşındaki kaleci Serie A’da kariyeri boyunca sadece 9 maça çıktı.

Neyse ki bu yılki kadrosunda bu kontenjan açığını bir şekilde giderdi mavi-siyahlılar ve Berni ile yollar ayrıldı. Bu duruma henüz hazır olmayan Berni “Yaşım 37 oldu, futbolu bırakayım.” demedi ve beklemeye geçti. Yaz transfer döneminde herhangi bir talip bulamayan tecrübeli eldiven, gözünü Ocak ayında açılacak kış transfer dönemine dikmiş durumda. Hazır pandemi nedeniyle yedek kulübesinde oturan sayısı artmış, kulübe yerine yedek oyuncular tribünde otururken Berni’ye yeni bir kulüp yakışır ama Serie A’nın bu VIP taraftarı için bir miktar maaş ödemek zorunda olan yöneticiler buna razı olur mu muamma.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Volkan Demirel: 1 Volkan’dır Fenerbahçe

Vincent Enyeama: Golcü Kaleci

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More