Takımlarımızın Rakipleri: Programsızlık ve Plansızlık

Son yıllarda ligimizin sıralamasının iyice düşmesi ve UEFA’nın sürekli statü değiştirmesi, takımlarımızın Avrupa kupalarına katılmak için daha fazla ön eleme maçı oynaması anlamına geliyor. Takımlarımızın neredeyse hiçbir zaman ön eleme maçlarına hazır şekilde çıkamadığını düşünürsek, temsilcilerimizin kendi seviyesinin çok altındaki takımlara elenmesi aslında bizim düşündüğümüz gibi sürpriz değil. Peki neden hazır olamıyoruz? Hedef neden hep ligin ortalarında hazır olmak? Takımlarımızın rakipleri aslında her sene aynı: Plansızlık ve hazırlıksız yakalanma.

Sezon bittiğinde bütün takımlarımızın rakipleri aşağı yukarı belli olmuş ve yazın oynanacak eleme maçlarının fikstürleri hemen hemen belirlenmiş oluyor. Kulüp yöneticilerine, teknik heyete ve futbolculara da bu tarihlere kadar takımı büyük oranda hazırlamak düşüyor. Ancak takımlarımızın büyük çoğunluğu çıktığı Avrupa ön elemeleri maçlarında tel tel dökülüyor, Avrupa defterini henüz yaz ayı bitmeden kapatıyor. Bunun başlı başına birçok sebebi var mutlaka ancak bence en önemlisi plansızlık. Avrupa’nın birçok futbol ülkesinde, takımlarımızın rakipleri önlerindeki 15-20 yılın planlamasını bugünden yaparken, bizde birkaç ay sonra bile ne olacağı pek belli olmuyor. Bir önceki sezon bitirildiği günden takımın ilk toplandığı ana kadar geçen süreç bizim takımlarımız için maalesef boş takvim olarak görülüyor. Takımların sezon başı kamplarında toplanan kadro, birçoğu gelecek sezon geniş kadroda bile kendine yer bulamayacak olan gençlerin oluşturduğu isimlerden oluşuyor. O gençler sırasıyla “oynama garantisi” verilmeyen alt lig takımlarına kiralanırken takımın papazları olarak nitelendirebileceğimiz yıldız futbolcuları tatil postları paylaşmaya devam ediyor. 1 ay sonra başlayacak olan yeni sezonun resmi maçlarında asla bir araya gelmeyecek 11 futbolcuyla oynanan hazırlık maçları da takımları nereye hazırlıyor, bilinmez. İlk kampa katılmayan futbolcuların da kondisyon ve yağ oranı olarak kötü seviyede takıma gelmeleriyle oynanan Avrupa ön elemeleri maçları sonunda herkesin ağzında aynı bahaneler dolaşıyor: “Fizik olarak bizden daha iyiler.”

Takımlarımızın rakipleri

Birçok takımımızın yanılgıya düştüğü bir konu da sezon öncesi kamplarının neredeyse sadece kondisyon basmak için yapılıyor olduğu düşüncesi. Hücum setlerinin, kaymaların veya saha içi toplu/topsuz yerleşmenin arka plana atıldığı, hedefin sadece fizik olarak iyi duruma gelmek olduğu takımlarımızda hala futbol ülkesi olmayan coğrafyaların takımlarına karşı fizik olarak eziliyor olmamız da manidar açıkçası.

Tabi ki yaz aylarında hazır olmama nedenlerimizden bir tanesi de transfer konuları. Geçen sezon iyi performans vermiş kiralık futbolcunun durumu, sözleşme uzatılmak istenen futbolcunun durumu ve tam tersi sözleşmesi bitmeyen ama yolların ayrılmak istendiği futbolcunun durumu, gelen tekliflere ne cevap verileceği vs… Bu soruların birçoğunun cevabını maalesef ağustos sonlarını görmeden alamıyoruz. Aslında bu soruların kaynağı umursamazlığın verdiği plansızlık. Hemen hemen her yönetici geride bırakılan sezon içerisinde sorulan transfer veya kadro mühendisliği sorularına “Şimdilik hedefimiz bu sezonu en iyi şekilde bitirmek, o durumlara sezon bitince bakacağız.” diyor. Neden? Ulaşmak istediğimiz seviyelerin takımları önümüzdeki 20 yılı planlarken biz neden 3 ay sonrasına 3 ay sonra bakıyoruz? Muhakkak mevcut borçları ve döviz kurunu yok sayamayız ama biraz mühendislik biraz da yöneticilik yapılarak çok uygun maliyetlerle çok uygun kadrolar “gelecek sezonun ilk resmi maçı oynanmadan” oluşturulabilir. Ancak öyle bir yöneticiliği veya öyle bir mühendisliği bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az görüyoruz. Böylelikle hem Avrupa ön elemelerinde hem de ligin başlarında oynatılmak istenen oyun ile sahada uyuşmayan birçok futbolcu izliyor, hem sistemi kuramıyor hem de o sisteme uygun olmayan futbolcuyu köreltiyoruz.

Yaz aylarında takımlarımızın neden hazır olmadığı konuşulurken yerleşmiş bir düşünceden bahsetmemek de olmaz. Futbol konuşan veya futbolun içinde olan hemen hemen herkes bizim ligimizin düğümünün ikinci yarı çözüldüğünü ve ikinci yarıyı daha iyi geçiren takımın ipi göğüslediğini iddia eder. Belki sayılarla bunu ifade edebilirler ama bu zihniyet neredeyse 6 ayı yok saymamıza sebep oluyor. Hatta bazı yorumlarda lige tempolu ve hazır giren takımların şubat ayından itibaren “pilinin biteceği” konuşulur. Tabi ki futbolumuzda değişmesi gereken çok fazla kafa yapısı var ancak şüphesiz en önemlilerinden bir tanesi bu.

Son olarak da oynanan yetersiz hazırlık maçlarından bahsedelim. Sadece oynanmış olmak için oynanan birçok hazırlık maçı izliyoruz. Maçlarda ne bir oyun anlayışı görebiliyor ne de takım temposunun ileriye gittiğini anlayabiliyoruz. Bunun da en önemli sebeplerinden biri, biraz önce bahsettiğimiz çeşitli sebeplerle kadroyu kampa yetiştirememek. Takımın önemli oyuncuları farklı sebeplerle bu maçlarda forma giy(e)mezken sezonun ilerleyen bölümlerinde yüzüne bakılmayacak veya muhtemelen maaşı ödenerek kiralanacak futbolcuları izliyoruz. İşin garip kısmı da bu ya, böyle maçlarda karambolden bulunan bir golle bile kazanınca takım hazır sanıyoruz.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Türk Futbolunun Sorunu: Saha İçinde Kalamamak

Antrenörlük Mesleğinin Türkiye’deki Doğal Olmayan Evrimi

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More