Sarri & Chelsea Birlikteliğine Bir Bakış

İtalyan teknik adamın Premier Lig’deki ilk ve en azından şimdilik son sezonuna genel bir bakış.

3 yıllık Napoli kariyerinde takımına Avrupa’nın göze en hoş gelen futbollarından birini oynatmayı başaran Maurizio Sarri, tüm dünyanın dikkatini çekmeyi başarmıştı. Futbolun modern dahilerinden Sarri için bir sonraki durak ise Guardiola’lı, Klopp’lu, Pochettino’lu ve Mourinho’lu dev kadrosuyla Premier Lig’di.

Sarri’nin zorluklarla başlayan kariyerinin İngiltere durağında da işler o kadar kolay olmayacaktı çünkü takımı devralmadan önce Chelsea’de işler oldukça kötü gidiyordu. Vatandaşı Conte, 2016-2017 sezonunda 3-4-3 dizilişiyle rekorlar kırıp Premier Lig tarihini değiştirmiş, ama sonraki sezon ise tam tersine bir düşüş yaşamıştı. Matic’in ve Diego Costa’nın yerlerinin doldurulamaması gibi saha içi faktörler, Abramovic’in eskisi kadar kulüple ilgilenmemesi ve Chelsea’deki meşhur oyuncuya dayalı düzen gibi saha dışı faktörlerle birleşince Conte için ayrılık, kaçınılmaz son olmuştu.

2018 Temmuz’unun ortalarına doğru resmi imzayı atan Sarri, Kepa ve Kovacic ile birlikte Napoli’den eski öğrencisi ve saha içindeki yardımcısı Jorginho’nun transferleriyle başlamıştı sezona. Şüphesiz ki yalnızca 3 transferle bambaşka bir oyun tarzını uygulamaya çalışmak oldukça zor olacaktı. Ayrıca geçen sezonda Conte, fazlasıyla defansif bir anlayış benimsemişti. Sarri için ise buna tam anlamıyla zıt olan bir felsefeyi kısa süre içinde oyunculara empoze etmek İtalyan teknik adamın işini iyice zorlaştırıyordu. Üstüne üstlük yukarıda saydığım menajerlerle Premier Lig tam bir kurtlar sofrasına dönmüştü bu sezon.

sarri1

Tüm bu olumsuzluklara rağmen Sarri önderliğindeki Chelsea, beklentileri aşarak sezona oldukça iyi bir başlangıç yapıyor ve “Acaba City ve Liverpool’a rakip olabilirler mi?” sorusunun yükselmesine neden oluyorlardı. Lige 12 maçlık bir yenilmezlik serisiyle başlandı ve Sarri’nin kafasındaki futbolun ilk emareleri sahaya yansıyordu. Ancak Sarri maç sonu açıklamalarında şampiyonluk için mücadele etmediklerini ve istediği oyunun tam olarak sahaya yansıtılması için zamana ihtiyacı olduğunu ısrarla vurguluyordu.

Jorginho’ya fazlasıyla bağlı olan ana planda, santrfor oynayan Morata veya Giroud derine gelerek pas istasyonu oluyor ve Hazard-Willian üzerinden şanslar yaratmaya çalışıyordu Chelsea ligin ilk devresinde. Sezonun 13. maçı olan Tottenham maçı ise Sarri’nin ekibi için değirmenin suyunu tersine akıtmaya başlayan bir dönüm noktası olacaktı.  Pochettino, Jorginho’yu kilitlerse bu ana planı durdurabileceğini düşündü ve başardı da. Dele Alli bu görevde kullanıldı ve Chelsea’nin üretkenliğini sıfırlayarak sahadan 3-1’lik galibiyetle ayrıldı Tottenham. Bu maçtan sonra diğer takımlar da Jorginho’nun markajla durdurulabileceğini, dolayısıyla ana planın nasıl etkisizleştirilebileceğini öğrendi ve Chelsea’nin düşüşü başladı. Zaten sezon başında kendi takımını kuramamasından da etkisiyle Napoli’deki oyuna kıyasla yaratıcılık problemleri çeken, daha etkisiz bir oyun oynanıyordu. Bir de üstüne rakiplerin antitezi bulması eklenince, Sarri taraftardan tepki görmeye başladı. Bu eleştiriler kısmen doğruydu çünkü sezon başından beri sürekli aynı dizilişte inat etmesi ve oldukça dar bir rotasyon kullanması yanlış görülebilecek kararlardı. Örneklemek gerekirse, Kante ceza sahası koşuları da yapmaktan yükümlü olduğu yeni rolünde oldukça iyi performans gösteriyordu ama sonuçta N’Golo kendi pozisyonunda dünyanın en iyi birkaç alternatifinden biri konumunda. Diziliş ısrarından en azından kimi büyük maçlarda vazgeçip, Kante ve Jorginho’yu savunma önünde iki pivot olarak oynatması işe yarayabilirdi diye düşünüyorum.

Bahsettiğim gibi, sezonun ilk maçından son maçına dek Sarri oldukça dar bir rotasyonla oynadı. Çoğu mevki için oynayacak oyuncular belliydi ancak sezon içerisinde sol bek, santrfor, orta üçlünün sol içi ve sağ kanat mevkilerinde istikrarı bir türlü sağlayamadı. Sol bek mevkinde Conte’nin kazandırdığı şampiyonlukta kanat bek performansıyla takımın parlayan yıldızlarından olan Marcos Alonso, 4’lü savunmanın defansif gerekliliklerini yerine getirmede zaman zaman sıkıntılar yaşadı.

higuaingiroud

Santrfor bölgesinde ise; Morata ve Giroud rotasyonu ile sezona girildi ve devre arasında Morata’nın vedasının ardından hocanın eski öğrencisi Higuain takıma eklendi. Ancak üç oyuncu da başladığı maçlarda net bir performans ortaya koyamadı. İkinci devrede kadroya eklenen Higuain, hem ceza sahasındaki bitiriciliğiyle hem de Sarri’nin oyununa Napoli döneminden de oldukça aşina olmasıyla kağıt üstünde birçok sorunu çözecek gibi durmasına karşın Premier Lig’in temposu alışamadı ve silik bir performans gösterdi sezonun ikinci yarısında. Durum böyle olunca Sarri, Napoli’de Mertens’i kullandığı sahte 9 rolünde Hazard’ı denemeye ikinci devrede de zaman zaman devam etti. Hazard da aslında oldukça iyi verim verdi sahte 9 rolünde ancak Hazard’ın kendi mevkisinin dünyadaki en iyi oyunculardan biri olduğu ortadayken kendisi de doğal pozisyonunda oynamak istediğini söyleyince bu plan uzun vadede kullanılmadı. Sezonun ilk yarıda bu tercihin biraz da mecburiyetten ötürü kaynaklandığını düşünsem de ikinci yarıda daha çok bir tercih olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu sahte 9 tercihinin getirdikleri olduğu gibi götürdükleri de vardı. Hazard sürekli geriye açıldığı için orta sahayla olan bağlantıyı kuruyordu ancak bu aynı zamanda Hazard’ın biraz daha fazla baskı altında oynaması demekti ve bu da takımın yaratıcılığını olumsuz etkiliyordu. Her ne olursa olsun ligin ikinci yarısında Anfield’daki Liverpool maçı gibi kimi büyük maçlarda Sarri Hazard’ı sahte 9 olarak kullandı.  Gerek kendi pozisyonunda gerek de en uçta oynadığı zaman inanılmaz performans gösteren Hazard, sezonu 16 gol 15 asistle asist lideri olarak tamamlıyor ve toplamda 31 gole tek başına etki ederek bireysel rekorunu da geliştirmiş oluyordu.

sarrihazard

Orta üçlü de ise savunma önünde Jorginho’nun, sağ içte ise Kante’nin yeri belliydi. Sol içte ise sezonun ilk yarısında Barkley ve Kovacic sürekli değişerek oynadılar. Maça hangisi başlarsa 60. Dakika civarlarında yerini diğerine bırakıyordu ve bu nokta Sarri’nin en çok eleştirildiği noktalardan biriydi. Sağ kanat bölgesinde ise aynı durum Pedro ve Willian ikilisi için geçerliydi. Sezonun ikinci yarısına kadar bir türlü dikiş tutmayan bu iki bölge, Chelsea akademisinden mezun iki yetenekli ayağın geç de olsa takıma dahil edilmesiyle doldurulacaktı: Loftus-Cheek ve Hudson-Odoi.

Bu iki genç ismin takıma dahil edilmesi bahsettiğim yaratıcılık sorununu kısa vadede çözdü. Loftus-Cheek skora da direkt etki ederek merkez orta sahadaki yaratıcılık sıkıntısını büyük oranda çözdü. Aynı şekilde Hudson-Odoi de hem dribbling yeteneğiyle hem de olgun oyunuyla büyük beğeni topladı.  Ancak bu ikilinin aynı anda ilk 11 başladığı ilk maç nisan ayında oynanan Brighton maçıydı. Yani bu pozisyonlardaki sorunlar da apaçık ortadayken bu iki ismi ilk 11’e yerleştirme hususunda oldukça geç kalındığını söyleyebilirim. Öyle ki Hudson-Odoi bahsettiğim maçtan önce İngiltere Milli Takımı ile bir hazırlık maçına ilk 11 başlamış ve oyuncunun takımında oynatılması için Sarri’ye de bir baskı uygulanmıştı.

loftushudson

Belirttiğim gibi Sarri sezon başlangıcından beri dizilişinden ve ana planından hiç vazgeçmemişti ama ikinci devrede oynanan ve 6-0 gibi ağır bir skorla sonuçlanan Manchester City maçı bir dönüm noktası oldu bana göre. Çünkü bu maçtan sonra oynanan büyük maçlarda Sarri’nin topa sahip olma konusunda eskisi kadar inatçı olmadığını gördük. Mesela Carabao Cup finalinde yine City ile oynanan maçta topu rakibine bırakan Chelsea, Jorginho-Kante ikilisi önderliğinde rakibine yoğun bir pres uygulamıştı. Maçtan sonra Pep de bu presin kendilerini oldukça zorladığını söylemişti. Ama bu maçın hatırlanacağı nokta şüphesiz ki Kepa’nın Sarri ile yaşadığı tartışma olacak. Bu olay Chelsea’de oyuncuların ne kadar güçlü bir konumda olduğunun bir göstergesiydi. Her ne kadar Sarri maçta Kepa’nın kendi isteğiyle değişikliği istememesinin ardından otorite eksikliği nedeniyle eleştirilse de maçtan sonraki süreci oldukça başarılı yönettiğini düşünüyorum hocanın. Bir sonraki maç Kepa yedek başladı ama Sarri Kepa’nın hala 1. Kaleci olduğunu söyleyerek oyuncusuna uyarı vermiş oldu. Öte yandan olayın yaşandığı sırada Sarri’nin ne kadar sinirlendiğini, maçı terk edip tekrar geldiğini de düşünürsek; bu görece hafif uyarının nedenini Sarri’nin takımın istikrarsız performansından ötürü yönetime ve oyunculara karşı güçsüz oluşuna bağlayabiliriz. Ancak ne olursa olsun sezon başında en pahalı kaleci olarak kadroya katılan Kepa’nın bir kalemde silinmesi de pek doğru olmazdı zaten.

Bunlara ek olarak bir de Jorginho için bir şeyler söylemek istiyorum. Sarri’ye tepkili olan bir grup taraftarın en çok eleştirdiği oyuncu Jorginho’ydu. Bu tepkiye Sarri’nin eski takımından olması ve oyuncunun oynadığı regista rolüyle Sarri’nin futbolunun saha içindeki temsilcisi olarak görülmesi sebep oldu. Skora katkısı yok, onun yüzünden Kante’nin verimi azaldı gibi bahanelerle saha içinde ıslıklanmaya kadar uzandı eleştiriler. İtalya’dan gelmiş bir oyuncu için ilk sezonunda Premier Lig’de oynanan fiziksel ve tempolu oyuna alışmak oldukça zordur. Örneğin bahsettiğim Tottenham maçında Dele Alli ile Jorginho sık sık yan yana geldiler ve Dele Alli fiziksel olarak inanılmaz üstündü. Skora katkıya gelince, bu hususta eleştirilmesini haksızlık olarak görüyorum çünkü Jorginho skora katkı yapan bir oyuncu değil, ki asist olabilecek paslarının değerlendirelemediği de oldu. Kesinlikle kötü bir sezon geçirmediğini düşünüyorum, hatta son birkaç ay özelinde ayakta kalan ve öne çıkan birkaç oyuncudan biriydi diyebilirim rahatlıkla.

jorginho

Bu inişli çıkışlı grafiğin sonunda Chelsea, rakiplerinin de puan kayıplarının yardımıyla sezonu 3. sırada bitirdi ve önümüzdeki sezon için Şampiyonlar Ligi’ne doğrudan katılmaya hak kazandı. Ayrıca Avrupa Ligi Finali’nde rakibi Arsenal’i 4-1 gibi bir skorla geçti. Bu finali kazanmak Hazard ve Sarri’nin hoş bir şekilde veda etmesini sağladı ve Sarri de ilk kupasını kazanmış oldu. Sezon boyunca istediği oyunu oynatamadı belki ama ne olursa olsun ligi 3. Sırada bitirip üstüne bir de Avrupa Ligi kupasını eklemeyi başarmıştı Sarri. Oynanan oyun özelinde başarılı saymasak da tabelaya baktığımızda gayet iyi bir çıkardı diyebiliriz İtalyan teknik adam için.
sarri uel
Avrupa Ligi’nin kazanılmasının ardından Sarri, İtalyan devi Juventus ile anlaştı, Chelsea’nin başına ise Frank Lampard’ın geçmesi bekleniyor. Önümüzdeki sezon hem Chelsea hem de Sarri açısından oldukça zor geçecek:

Gerek taraftarın zaman zaman oynanan oyunun sıkıcı olduğunu öne sürüp Sarri’yi protesto etmesi gerek de sezon genelindeki inişli çıkışlı performans yönetim ile hocanın arasını iyice açmıştı. Sarri de Juventus teknik direktörlüğü teklifini alınca bu şansı geri tepmedi. Ancak Allegri’nin özellikle geride bıraktığımız 2018-2019 sezonunda fazlasıyla defansif bir anlayış benimsediğini de göz önünde bulundurursak Sarri’yi yine aynı sıkıntı bekliyor diyebiliriz. Ayrıca Ronaldo, “Sarriball” içinde nasıl bir role sahip olacak büyük bir merak konusu.

Chelsea’de ise transfer yasağı yönetimin elini kolunu bağlamış durumda. Ama belki de bu kriz, geçtiğimiz sezonu çeşitli takımlarda kiralık geçiren genç oyuncuların takıma kazandırılmasıyla bir fırsata dönüştürülebilir. Teknik direktörün Frank Lampard olacağı iddialarına dayanarak, yönetimin de böyle bir düşünceye sahip olduğunu söylemek mümkün. Aston Villa ile ligde 25 gol atan Tammy Abraham, sağ bek Reece James ve Lampard’ın Derby County’den öğrencisi Mason Mount gibi genç isimlerin fazlasıyla şans bulmasını bekliyorum çünkü 3 oyuncu da Chelsea’nin sıkıntı çektiği mevkilerde forma giyiyor. Bunca krizin arasında Chelsea’nin şampiyonluk yarışına girmesini bekleyemeyiz ama genç yeteneklerin de fazlasıyla şans bulacağını ve kulüp efsanesi Lampard’ın da göreve geleceğini düşünürsek izlemesi keyifli bir takım ortaya çıkabilir.

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More