KENDİM ETTİM KENDİM BULDUM

Dikkat bu bir eleştiri yazısıdır...

2015 – 2016 Sezonunda 15. şampiyonluğuna ulaşarak 3. yıldızına kavuşan Beşiktaş için gelecek çok parlaktı. Üst üste gelen şampiyonluklar camiada ve taraftarda geleceğe umutla bakan, kendinden emin bir hava yakalatmıştı. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. İşte Beşiktaş’ın 2017 – 2018 sezonunda yapamadıkları..

 İnişli – Çıkışlı Sezon Başlangıcı

Beşiktaş’ın şampiyonluğunu ilan etmesinden dakikalar sonra 2017-2018 sezonunun zor geçeceği belli olmuştu. Muhabir daha takım sahada tur atarken Şenol Güneş’e sorulan “Seneye de takımın başında mısınız?” sorusu yeni bir polemiği başlattı. Şenol Güneş’in o anlarda üstü kapalı bir cevap vermesi, yaz sezonunda gündem arayan medya için bulunmaz nimet oldu. Üstüne üstünlük başarılı 2 yılda yardımcılık yapan Tamer Tuna’nın ayrılığı, şampiyonluk basın toplantısına Şenol Güneş’in tek başına çıkması -geçen sene tüm teknik ekip beraber çıkmıştı- söylentileri çıkaranların ekmeğine yağ sürdü. Bu dönemde yönetimin hoca hakkında net bir cevap vermemesi de benzine körükle gitti. Milli takım söylentileri ayyuka çıktı, medya bu söylentiler üzerinden her iki takımı da çalıştırsın gibi senaryolar yazdı. 30.07.2017 tarihinde Demirören ve Güneş görüşmesi ve Güneş’in resmi olarak TFF’nin teklifini reddetmesiyle sorun giderildi. Ancak geriye 2 sezon şampiyon olmuş takımın sevinmesi gereken dönemde, iletişim eksikliğinden yaşadığı yıpratıcı gündem kaldı.

Tabii ki tüm bunlara rağmen kutlamalara gölge düşemedi. Aksine Beşiktaş taraftarı – donanması !!!??- dünyada ses getiren bir kutlamaya imza attı

Bir diğer sorun ise gerçekten vizyoner ama o dönemde zamansız olan Çin kampıydı. Bu görüşü Şenol Güneş’te destekledi. Transferler henüz gelmemişken sıkışık İspanya kampıyla beraber uzak Çin’e gidilmesi, yedeğin yedeği kadrolarla hazırlık maçı yapılması ve apar topar geri dönülmesi oldukça yorucu ve anlamsızdı. Nitekim sezon başında da bu kampın yarattığı kondisyon ve yorgunluk kendini gösterdi.

Yazın ortasında apar topar yapılan Çin kampı takıma faydadan çok zarar getirdi ..

 Transferler

Herhalde hocanın şansızlığının bir tezahürü olarak Beşiktaş Şenol Güneş’li yıllarda hiçbir zaman kadro istikrarını yakalayamadı. Özellikle her sezon forvet hattı sürekli değişmek zorunda kaldı. 2017 – 2018 sezonuna girilirken de ilk yarı yoğun eleştirilere tutulmasına rağmen ligin ikinci yarısında attığı goller ve sempatik tavırlarıyla taraftarın sevgilisi haline gelen Aboubakar FFP engeline takılarak, takımı Porto’ya dönmek zorunda kaldı. FFP sorununu aşmak için takımın bir diğer istikrar yakalayamadığı bölgesi, defans hattının lideri Marcelo Lyon’a satılmak zorunda kaldı. Bir diğer önemli ayrılıkta son iki şampiyonlukta yer olan gösterişsiz ama hatasız iş yapan oyunuyla takıma katkıda bulunan Andreas Beck’in satılmasıydı. Sağ bek rotasyonunda en son kalan futbolcunun sakatlıklardan muzdarip ve yaşı ilerlemiş Gökhan Gönül olması sezon içerisinde ciddi sıkıntılar yaşattı. Zira Gönül’ün yedeği olmadan oynamak zorunda kalması bölgenin istikrarsızlaşması, Gönül olmadığı zamanlarda da pozisyonun gerçek oyuncusu olmayan Necip ve Medel gibi oyuncuların orada oynamak zorunda kalmasına neden oldu.

Sempatik tavırları ve attığı gollerle Aboubakar kısa sürede taraftarın sevgilisi olmuştu

Gelen oyuncularda transferin ilk bombası Pepe oldu. Stoper bölgesindeki eksikliği tamamlayan ve Şampiyonlar Ligi seviyesinde bir oyuncu olan Pepe, başarılı bir transfer çalışması oldu. Aynı şekilde sezonun flaş oyuncusu diyebileceğimiz Medel’in transferi de başarılı bir operasyon oldu. Ancak Negredo ve Lens transferleri aynı katkıyı sağlayamadı. 3 sezon üst üste forvet hattını değiştirmek durumunda kalan Beşiktaş, Negredo ile bonservis ücretiyle beraber fahiş fiyattan bir kontrat imzaladı. Negredo’nun, son yıllarda görev yapan forvetleri (Ba, Gomez, Aboubakar) aratan performansı kaçan şampiyonluğun başlıca nedenlerinden biriydi. Şampiyon olan Galatasaray’ın forveti Gomis 28 gol atarken Negredo ligde sadece 7 golde kaldı. Cenk Tosun’un gidişinden sonra alınan Love ise tam bir hayal kırıklığı yarattı. Cenk Tosun’un gidişi istatistiksel olarak Beşiktaş’ın hücum gücünden bir şey eksiltmediğini gösterirken, gerçekte kale önü bitiricilik konusunda ciddi bir kayıp yaşadı ve Love bu boşluğu dolduramadı. Love yerine Demba Ba tercihi belki daha doğru bir tercih olabilirdi. Bir diğer forvet transferi Larin ise geldiği ikinci devre fazla forma şansı bulamadı. Ancak forma şansı bulduğu kısa sürede attığı goller ve kolay pozisyona girer yapısıyla gelecek sene için taraftarı umutlandırdı. Bir diğer hayal kırıklığı yaratan transferse Lens oldu. Fenerbahçe’de verimli bir sezon geçiren Lens’in Beşiktaş’taki hali adeta kötü ikizi gibiydi. Sezonu 1 gol 1 asist gibi bir kanat oyuncusu olarak çok kötü bir rakamda bırakan Lens Vodafone Park’ta ilk ıslıklanan oyuncu oldu.

Lens’in rüyası taraftarın kabusu oldu

Bir diğer transfer Vida ise bonservis ücreti ödenmemesine rağmen yüksek imza parası ve maaşına oranla beklendiği etkiyi yaratamadı. Hırvatistan Milli Takım stoperi patentiyle medyada yapılan PR çalışması sonucunda takıma gelen oyuncu, başlarda yerine oyuncu bakılan, rotasyon oyuncusu olarak o bölgede oynatılan Tosic’i kesemedi.

 Yeni Bir Oyun

Yeni sezonda alınan oyuncular aslında yeni bir oyunun işareti oldu. Beşiktaş, 2015 – 2016 sezonundaki pas oyununu yeni gelen oyuncularla kurmayı başaramadı. Esasında Sosa’nın gidişinden sonra Talisca zaten onun yerini dolduramamış ve Beşiktaş’ın taktiği başka bir yöne doğru kaymıştı. Ancak Beşiktaş Aboubakar’ın hücum presi ve topu önde tutabilme yeteneği sayesinde topu öne taşıyarak oyunu önde kurabiliyordu. Negredo ve Cenk’in statik oyunu ise topu öne taşıma konusunda zorluk yarattı. Talisca’nın da pas opsiyonu olarak net bir oyun kurucu olmaması da arkadaki Oğuzhan ve Atiba’yı etkiledi.

Ne O’nunla ne de O’nsuz. Talisca hareketli oyunda Beşiktaş’ın pas opsiyonlarını kısıtlarken diğer taraftan attığı gollerle Beşiktaş’a hayat verdi

Pepe’nin de ayağına Marcelo kadar hakim olmaması da takımın topu defanstan çıkartmakta zorlanmasına sebep oldu. Oyun hatalar zincirine döndü. Halihazırda ligin yanında Avrupa’nın en yaşlı takımlarından olan Beşiktaş topu önde tutamıyor ve Adriano, Atiba, Gökhan Gönül gibi yaşlı oyuncularını ekstra eforla koşturmak zorunda kalıyordu.

Oyunu önde tutamamanın yarattığı bir diğer handikap ise oyunu mecburen geride kurmak zorunda kalmaktı. Topa sahip olma oranı ligin en iyisi olan Beşiktaş’ın kaleyi bulan şut ve geliştirdiği olgun atak miktarının sayısının ters orantısı bunun göstergesidir. Sezon boyu eski halinden yeller esen Oğuzhan ve dikine oynama mentalitesini geliştirmeye çalışan Tolgay bu konuda başarılı olamadı. Attığı gollerle takımı uzun süre zirve yarışında tutsa da Talisca’nın “gol” dışında oyunda kaybolması Beşiktaş’ın kreatif gücünü eksiltti.

Eldeki kadroda tek opsiyon kanatların düzgün işlemesiydi. Zaten Beşiktaş’ta kapanan takımlara karşı tek silah olarak orta – kafa gole dönmek zorunda kaldı ve hücumda kısırlaştı. Herhalde günahıyla sevabıyla Quaresma’nın formunun bu sezon Beşiktaş için en kilit pozisyonda olduğunu söylemek yanlış olmazdı. Kişisel fikrim sezonun en iyi isimleri sırayla Medel, Adriano ve Quaresma oldu. (Akhisar maçındaki affedilmez penaltısını saymazsak)

Vodafone Park’taki Akhisar maçında Quaresma’nın penaltı kullanma ısrarı ve sonra kaçırması. 0-0 biten maç Beşiktaş’a şampiyonluk yolunda darbe vurdu

Beşiktaş elindeki mevcut kadro ve oyun stratejisiyle Avrupa’nın oynamaya gelen takımlarına karşı oldukça rahat üstünlük kurmayı başardı, tarihsel başarı da bu noktada geldi. Açık alanda oynanan bir maçta Beşiktaş, Avrupa seviyesinde olduğunu herkese gösterdi. Takım boyu olarak ligin istatistiklerine göre oyuncuları birbirine en uzak mesafede oynayan takım olarak Beşiktaş, Avrupa’nın aksine ligde kapanan takımlara karşı başarısız oldu. Zira eldeki kadroyla kısa paslarla birbirine yakın oynayan, ceza sahasında üçgen pas yapan takım kimliği oturtmak imkansıza yakındı ve oturmadı da. Akhisar – Malatya  – Konya ve Trabzon maçları maçı Beşiktaş’ın maçı koparıp götüremediğine örnek olarak ilk akla gelen maçlardı.

Lig ve Avrupa kıyasını iş ciddiyeti olarak kıyaslamamız da yanlış olmaz. Beşiktaş Avrupa’da harika bir performansla ününe ün katarken ligde işler istediği gibi gitmedi. Bu sadece az önce açıkladığımız kapanan takım farkıyla açıklanacak boyutta bir durum değildi. İsteksizliğe bağlı klasik doldur – boşalta dayalı oyundan farklı hiçbir şey ortaya konamadı. Özellikle Talisca gibi oyuncular yokları oynadı(ligin ilk yarısı 2 gol) ve sorunun sadece taktiksel ve yorgunluk olmadığı (Vodafone Park’taki Başakşehir maçı gibi örnekler) 85’ten sonra vitesi 5’e takan Beşiktaş görüntüsü, takımın gayet istek ve kondisyon sahibi olduğunu gösterdi. Nitekim bu kötü gidişatta Beşiktaş ligin ilk yarısı sadece 30 puan topladı, Şampiyonlar Ligi grup maçlarının olduğu 10 maçlık periyotta ise sadece 3 galibiyet aldı.

Avrupa’da hepimizi umutlandıran Kara Kartallar ligde aynı başarıyı sergileyemedi

Ligi 4. bitiren Beşiktaş’ın ligin ilk yarısı yaşanan puan kayıpları şampiyonluğun ve hatta Şampiyonlar Ligi ön elemesine gitme hakkının bile kaçmasında sebep olduğunu söyleyebiliriz. Bayern Münih maçı öncesi de benzer bir hataya düşülmüş, Şampiyonlar Ligi öncesi oynanan Konyaspor maçında ligin ilk yarısındaki puan kaybı yaşanan maçların karbon kopyası gibi bir oyun sergilenerek Konya’da da 2 puan bırakılmıştır. Avrupa’dan elenmesinden sonra Beşiktaş işi sıkı tutmuş, rakiplerinin de puan kaybetmesi sayesinde ligde son haftalara kadar şampiyonluk şansını sürdürmüştür. Ancak artık avantajlı durumda olan kendisi değildir. 2 büyük rakibine de deplasmana giden Beşiktaş hem Başakşehir’e hem de Galatasaray’a mağlup olmuş ve daha önce kaçan puanlarına ah vah ederek şampiyonluk şansına veda etmiştir.

 Beşiktaş’ın rakibi Beşiktaş

Beşiktaş’ın sezon boyunca rakibi diğer kulüpler değil kendi oldu. Yaşlanan takıma 30 yaş üstü bir sürü kontratlı oyuncu daha alındı, zorunlu olarak kurulan oyun şablonunda bu yaşlı takım daha fazla koşmak zorunda bırakıldı, Medel ve Pepe hariç yeni gelen transferler katkı veremedi hatta Lens’in kaçırdığı kritik goller şampiyonluğun yitirilmesinde başrol oynadı. Avrupa maçları için lig maçlarında ciddiyetin ölçüsü kaçtı, içeriden ve dışarıdan yapılan manipülasyonlara karşı takım güçlü bir tavır sergileyemedi. Bu saydığım nedenlerin hiçbirinde rakip takımların adı geçmedi. Çünkü Beşiktaş bu sezon kendine kaybetti ..

Not; yazıyı yazarken saha içinde kalmaya çalıştım, onun için olaylı kupa maçları, yönetimsel polemikler, Konyaspor ile oynanan kupa finali ve ardından yaşanan süreçlere bilinçli olarak girmedim.

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More