Galatasaray Futbol Takımı Genel Taktiksel Analizi

Fatih Terim önderliğinde geçtiğimiz iki sezonu şampiyon tamamlayan ancak bu sezon ise aradığını bulamayan ve hatta sert eleştirilerin odağı olan Galatasaray’ın kümülatif analizi.

Futbolda, yaşamın bütününde olduğu gibi, hata yapmak hiçbir zaman sorun değildir zira herkes hata yapabilir ve yapmaya da devam edecektir ancak yapılan hatayı kabul etmemek ciddi düzeyde bir sorundur. Hatayı kabul ettiğinizde çözüm yolu için arayışa geçersiniz ve öyle ya da böyle bir zaman sonra çözüme ulaşırsınız. Ortadaki sorunu yani hatalarınızı kabul etmediğinizde ise çözüm bulmak herhangi bir çözüm arayışında olmayacağınız için mümkün değildir. Galatasaray’daki esas sorun da tıpkı az önce belirttiğim şekilde hata yahut hatalar yapmak değil, hataların farkında olmamak veya sorunu kabullenmemek. Teknik Direktör Fatih Terim sezon başından bu yana eleştirilere kulak tıkamış durumda. Hemen her maçın ardından takımının iyi futbol oynadığını ya da olumlu yönde geliştiğini belirtiyor. Son olarak da Real Madrid karşısında kalesinde 26 şut gördüğü üstelik bu şutların 10’dan fazlasının net gol pozisyonu olduğu bir oyundan memnun kaldığını dile getirmişti. Dolayısıyla Galatasaray’da en büyük sorun, teknik heyetin ortada bir sorun olduğunu kabul etmemesi. Peki, biz gelelim sorunlara:

      1. Formasyon İnadı ve 4-4-2’ye Geçiş

Son maçla başlayalım. Galatasaray oyuna 4-1-4-1 (bir ara Belhanda’nın yardımcı forvet gibi yer aldığı 4-1-3-2 kullanıldı) ile başladı. Ancak ilk dakikalarda art arda gelen Beşiktaş atakları sonrası orta saha direncini yakalama amacıyla Lemina biraz daha Nzonzi’nin yanına yaklaştırıldı. İkinci yarı ise tipik bir 4-2-3-1 formasyonu gördük sahada. Bu değişiklikten sonra Andone tüm etkinliğini yitirdi ve zaten oldukça kısır hücum aksiyonları durmaya yaklaştı. Hal böyleyken Beşiktaş’ın golü bağıra bağıra geldi ve Galatasaray ancak golden sonra çift forvete geçmeyi akıl edebildi. Oyuna Adem Büyük’ün girişiyle 4-4-2’ye dönen takım, oyunun üstülüğünü eline almayı başardı. Ne var ki esas sorun kenar yönetiminin bunu baştan düşünmemesiydi.

Her zaman söylediğim şeylerden biri 4-4-2’nin harika bir ön alan baskı aracı oluşudur. Tek forvetle dört tane savunmacıya pas hatası yaptırmaya çalışmak deveye hendek atlatmaktan zorken, çift forvetle kanatların da desteğiyle rakibin topla çıkışını bozacak bir ön alan baskısı yapmak oldukça basit. Hele ki rakibinin stoperlerinde Roco ve Vida gibi topla ilişkisi kötü oyuncular mevcutken böyle bir formasyonu tercih etmemek akıl alır iş değil. Burada Fatih Hocanın yapması gereken, maça önde Andone ve Adem ile başlayıp rakip stoperler Roco-Vida ikilisine yapılacak baskıyla Beşiktaş savunmasını top kaybına zorlamak ve seken topları süpürüp hücum üretmekti. Üstelik merkezde Lemina gibi çok iyi bir delici orta saha varken, Beşiktaş’ın ağır merkezinin de katkısıyla 4-4-2 harika sonuçlar doğurabilirdi.

Ancak Fatih Terim oyuna 4-1-3-2 geçişli 4-1-4-1 gibi bir şablonla çıktığından yaklaşık 70 dakika Galatasaray taraftarları sahadaki oyunu izlerken acı çekti. İşin en kötü yanı ise, Fatih Hocanın kendisini eleştirenlere bin bir taş attığı yerde, geriye düşüp kaybedilmeye yaklaşıldığı an en çok eleştiri aldığı konulardan olan 4-4-2’ye kurtarıcı ümidiyle geçmesiydi. Planının işlemediğini anladı ve kurtarırsa beni bu kurtarır diyerek 4-4-2’ye geçti. Peki o zaman sormak lazım, neden başta başlamadın diye… Ya da şöyle sormak lazım, Beşiktaş karşısında takımın geriye düşmesi planının işlemediğini Fatih Hocaya gösterdi de, maç öncesine kadarki tablo hocaya planın işlediğini mi gösteriyordu? Madem kötü gidişatta 4-4-2 tercih edilebilir bir seçenekti hoca için de, kötü gidişatın dibine vurulmuş bir dönemde maçın başında neden bu tercihte bulunulmadı?

      2. Ryan Babel’in Savunma Zafiyeti

Hollandalı futbolcunun yüksek becerilere sahip olduğu aşikar ancak mevcut fiziksel durumu itibariyle Galatasaray gibi diriliğin ve temponun en ufak kırıntısına bile muhtaç bir takımda en azından yakın gelecekte oynatılmaması gerektiği de bir gerçek. Zaten parselizasyon hataları sonucu atak dönüşlerinde sıkıntı yaşayan ve yine durağanlığıyla hücumdaki çoğalmalarda yetersiz kalan takımda Babel’in üçüncü bölgede beklemesi, durağan yapısı bahsettiğim sorunların artmasına neden olmakta.

Yukarıdaki görüntüler maçın henüz birinci dakikasından. Top kaybedildiğinde hemen hemen aynı hat üzerinde bulunan Babel ve Andone ikilisinden Andone rakibini 15-20 metre kovalayıp alanını daraltırken Babel olduğu yerde bekliyor. Bunun sonucunda Real Madrid’in belki de en önemli futbolcusu Toni Kroos boşta kalıyor. İkinci forvet pozisyonundayken dahi geri koşulardaki zaafı ile takımını zor duruma düşüren oyuncunun bir de sol açıktayken geriye dönmediğini düşünün, etkileri korkunç düzeyde artıyor, daha önce değindiğim bek-açık-iç merkez oyuncusu arasında bir koridor oluşmasına yol açıyor.

5 Ekim 2019 Gençlerbirliği Galatasaray Maçı

Yandaki pozisyon güzel bir örnek. Ryan Babel hücumda kaldığı için Nagatomo ve Belhanda alanı kapatmakta zorlandı. Rakip Gençlerbirliği de bir yerden sonra durumu fark edip bu koridordan ilerleme yoluna gitti. Başarılı da oldular. Galatasaray ise kalesinde birçok pozisyon gördü.

      3. Parselizasyon Hataları

Bir takım kalitesiz olabilir, bir takım taktiksel defolara da sahip olabilir ancak doğru bir parselizasyonla sorunların çoğu asgari düzeye çekilebilir. Tam tersi bir takım çok kaliteli olabilir ama parselizasyon doğru uygulanmıyorsa yapılan hata, beraberinde de pek çok doğruyu ve artıyı götürür. Parselizasyon futbolun temel taşıdır ve başarı getiren bir faktördür. Burada bir ayrıma da değinmek gerekir, parselizasyonla formasyon aynı karşılığa denk gelen kavramlar değillerdir. Parselizasyon formasyonu kapsar. Formasyon tipi parselizasyonun başarısına etki eder fakat parselizasyonun doğru uygulaması formasyondan bağımsızdır. Yani bir takımın 4-4-2, 5-3-2, 4-3-3, 4-2-3-1 formasyonlarından birini tercih etmesi parselizasyonu etkiler ama bu durum her bir formasyonun doğru bir parselizasyonla uygulanabileceğini değiştirmez. Dönelim Galatasaray’a. Takımda gerek hücumda gerek savunmada ciddi düzeyde parselizasyon hataları yapılmakta. Esasında gol sorunu başlığı ile ayrıca ele alacağım sorunun etkenlerinden biri de bu durum.

Taktiksel tutarlılık içindeki hiçbir takımın, özellikle de bir Şampiyonlar Ligi maçında böylesi parselizasyon hataları yapmaması gerekir. Yukarıda da dediğim gibi takımın 5-3-2 formasyonunu kullanmasından bağımsız bir durumdan söz ediyorum. Zira yukarıdaki pozisyonlarda bir 5-3-2 görmüyoruz. İşin kötü yanı da mevzubahis pozisyonlarda herhangi bir formasyon ve bunun uygulanışını göremememiz. Sanki sahada iç güdüsel konumlanan bir takım görünümünde Galatasaray. Maç içinde aniden devasa boşluklar verebiliyor, üstelik verdiği boşluklar oyunun ani başlama anlarında da değil. Normal akış içinde verilen boşluklar bunlar.

      4. Seri Yalnızlığı ve Oyuncunun Yetersiz Performansı

Üç dört hafta öncesine dönecek olursak Radamel Falcao, sarı kırmızı formayla çıktığı ilk iki maçta adeta Sultan Abdülhamid’in Haliç’te çürüttüğü donanma gibi çürümüştü. Öylesine yalnızdı ki hücum hattında, bazı periyotlarda adı dahi duyulmamıştı. Oyuncunun etkisizliğinde en önemli faktör de Galatasaray’ın hücumda çoğalamaması, tek forvet tercihi, etkin atak setlerinin olmayışıydı. Seri’nin yetersiz performansını da bu bağlamda açıklayabiliriz. Evet, oyuncunun iyi oynamadığı ya da başka bir deyişle beklentileri karşılamadığı kesin ancak tıpkı Falcao’da olduğu üzere kabaca takımın saha parselizasyonu ve durağan futbolunun bunda bir etken olduğunu da söylemeliyiz.

Halihazırda fiziki dezavantajları bulunan Seri’nin beş altı rakip futbolcu içinde tek bırakılması oyuncunun tüm becerilerini sınırlandırıyor. Rakipler Seri’ye ani baskı yapıp ikili mücadelede topu kazanıyor, ardından da gol pozisyonları yaratıyorlar. Taraftarların yıldız futbolcuya en çok sitem ettikleri konunun kaptırdığı toplar olduğunu da düşünürsek yetersiz performansın direkt muhatabı Galatasaray teknik heyeti oluyor. Öte yandan Seri’nin desteksiz bırakılması aynı zamanda takımın oyuncunun kilit paslarından mahrum bırakılması anlamı da taşıyor.

      5. Rakip Ceza Sahası/Üçüncü Bölge Etkinliği

Sarı Kırmızılıların yaşadığı düşüşün kayda değer bir semptomu. Özellikle sorun yerine semptom kelimesini kullanıyorum çünkü takımın düşüşünü bizlere gösteren en belirgin verilerden bir tanesi. Sadece bu incelemeyle dahi Galatasaray’ın önünde aşması gereken uzun bir süreç olduğunu söyleyebiliriz.

22 Eylül 2019 Yeni Malatyaspor Galatasaray Maçı Isı Haritası
16 Eylül 2019 Alanyaspor Fenerbahçe Maçı Isı Haritası
28 Eylül 2019 Galatasaray Fenerbahçe Maçı Isı Haritası
21 Eylül 2019 Fenerbahçe Ankaragücü Maçı Isı Haritası

 

Isı haritaları üzerinden üçüncü bölge etkinliğini incelemeye devam edelim…

Sırasıyla Galatasaray ve Fenerbahçe’nin ısı haritalarını incelediğimizde aradaki farkı net şekilde görebiliyoruz. Galatasaray’daki hücum durağanlığı takımın gol üretmesinin önünde bir dev engel olarak durmakta. Bunu da Babel’in oyun yapısı, Feghouli’nin formsuzluğu ve yukarıda bahsettiğim orta saha direncini etkileyen zaaflara bağlayabiliriz. Ayrıca parselizasyon hatalarını, Seri’nin desteksiz bırakılması ve tek forvetli formasyonu da düşük üçüncü bölge etkinliğine etken sayabiliriz.

      6. Nagatomo’nun Çizgi Performansı

Günümüzde bek oyuncularının pas istasyonu ve atak aksiyonları bakımından kritik bir önemi mevcut. Üst düzey takımlarda bekler ya oyun kurucu ya da üçüncü bölgeye geçişte koşularıyla alan açıcı bir rol üstlenmekte. Galatasaray sol beki Nagatomo’nun ise ne oyun kurucu ne de alan açıcı işlevinden söz edebiliyoruz. Özellikle de baskı yediği anlarda sıklıkla geri pasa başvurup herhangi bir oyunu genişletecek pas tercih etmemesi, teknik heyetin kafasında yanlış oluşmuş pas oyunu algısı nedeniyle halihazırda zaten durağan olan yapısını daha da geriye itmekte, elde olan hücumsal potansiyelleri de harcamakta. Buna paralel yukarıda da belirttiğim gibi yapmadığı koşularla ikinci ve üçüncü bölgede kısırlık oluşturuyor. Yazının ileri kısmında değineceğim bir konu olan takımın Muslera’ya çok fazla pas atması sorununda da Nagatomo’nun kötü çizgi performansının hatırı sayılır düzeyde etken olduğunu söyleyebiliriz.

Sol çizgide rakiplerinin arkasına saklanan bir sol bek görüyoruz görüntülerde. Rahatlıkla yapacağı bindirmelerle rakibi genişletip hücum aksiyonuna ön ayak olabilecekken üstelik. Böyle bir tabloda da topa sahip futbolcunun geriye yahut yana yönlenmesi kaçınılmaz oluyor. Keza Nagatomo topla buluştuğunda da fark yaratamıyor, birkaç saniye oyalanıp stoperlere pasını veriyor. Örneğin sol bekte Martin Linnes’in oynadığını düşünelim. Top Lemina veya Marcao’nun ayağına geldiğinde öne koşacak, koşusuyla rakip takım sağ açık ve sağ içini üstüne çekerek Babel’in boşa çıkmasını sağlayacaktır. Nagatomo’nun içinde yer aldığı pozisyonlardaysa rakip takımın sağ açığını Nagatomo ile birebir eşlediğini ve hareketsiz Nagatomo’ya ekstra önleme gerek duymadığından sağ iç ve sağ beki ile Galatasaray sol açığını kilitlediğini görüyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Üstte Yuto Nagatomo’nun 2019-2020 Sezonu sol bek performansları ile Martin Linnes’in 2018-2019 Sezonu sol bek performanslarının karşılaştırmasını görüyorsunuz. İstatistiklerde en çok dikkat çeken konu defansif becerileri ve istatistikleri ile fark yarattığı söylenen Nagatomo’nun bu alandaki parametrelerde Martin Linnes’in açıkça gerisinde olması. Top kapma ve top kaptırmada Linnes’in önünde yer alan Japon futbolcu; 20 saniye içinde şuta dönüşen rakip yarı sahada top kapma, 20 saniye içinde kendi kalesinde şuta dönüşen top kaptırma, defansif aksiyonlar  ve araya girmede Linnes’in gerisinde kalmış durumda. Ofansif pas parametrelerinde ise Linnes’in ezici üstünlüğü var. Linnes Nagatomo’yu şut pasında 3’e, üçüncü bölgeye paslarda 2’ye ve anahtar paslarda 4’e katlamış. Yine uzun paslarda da Norveçlinin maç başına 0,54’lük üstünlüğü gözüküyor. Başta belirttiğim oyun kurucu rolle en ilgili parametrelerden akıllı pasta ise Linnes maç başına ortalama 0,33’lük istatistik yaparken Nagatomo ise sıfır çekiyor. Toparlayacak olursak Nagatomo’nun statik ve geri yönlü, alan açma ve oyun kurmada sıkıntılı oyunu görüntülerin dışında istatistiki verilere de yansımakta. Anahtar paslardaki Nagatomo aleyhine 0,14’e 0,5’lik veri de güzel bir dayanak noktası.

      7. Hücumların Gol Pozisyonuna Dönüşme Hızı

Fatih Hoca hemen her fırsatta futbolun evrim geçirdiğini, değiştiğini söylüyor. Şüphesiz haklı da. Sözü edilen evrimin en sert geçişlerinden biri ise hücumların gol pozisyonuna dönüşme hızı. Artık modern futbol mümkün olan en kısa sürede rakip kaleye gitmeyi zorunlu kılıyor. Çünkü bu süre uzadığında rakipler gittikçe yükselen savunma ve parselizasyon bilgi/kültürü ile kolayca kalesini ataklara kapatabiliyor. Her neyse hocaya dönecek olursak, Fatih Hoca futbolun değiştiğini ve modern futbolun eski futboldan fazlasıyla farklı olduğunu ifade ediyor ancak modern futbolun en keskin gerçeklerinden hücumların gol pozisyonuna dönüşüm süresindeki kısalmayı kaçırıyor. Kaçırdığı için de yavaş paslaşan, üçüncü bölgeden kaleci Muslera’ya kadar dönmeyi alışkanlık haline getiren, gol pozisyonlarını yaklaşık bir dakikada üretebilen bir Galatasaray izliyoruz.

Atak başlangıcı 22:23
Atak bitimi 22:42

 

 

 

 

 

22 Ekim 2019 Galatasaray Real Madrid maçını ele alalım…                                                          Real Madrid sadece 19 saniyede Muslera ile karşı karşıya kaldı yukarıdaki pozisyonda. Ve maç boyunca onlarca kez benzer süreler içinde gol pozisyonu yarattı. Galatasaray ise bu hıza trajikomik atak organizasyonlarıyla karşılık verdi. Mesela Madrid ekibinin bulduğu golden önceki dört yerleşik pas akışına bakalım:

1- Varane>Ramos>Kroos>Valverde>Benzema>Carvajal>Rodrygo>Şut

2- Muslera>Marcao>Andone>Marcao>Nagatomo>Nzonzi>Seri>Marcao>Nagatomo>Marcao

>Seri>Marcao>Nagatomo>Muslera (*34 saniye )

3- Muslera>Babel>Andone>Nagatomo>Marcao>Nzonzi>Seri>Top kaybı

4- Hazard>Benzema>Hazard>Kroos>Gol

Yani Real Madrid önce 6 pasla gol pozisyonuna girip ardından sadece 3 pasla gole ulaşırken Galatasaray ise 10 pas yapmasına rağmen dikine mesafe kat edemiyor. Real Madrid’in yukarıdaki pas akışlarında 50-60 metre rakip kaleye yaklaştığını da söyleyelim. Dolayısıyla Galatasaray teknik ekibi günü ve devri kaçırmakta. Hücum olgunlaşma ve gol pozisyonuna girme süreleri kısaltılmaya çalışılan dünyada tabiri caizse eşeğe tersten binerek gol pozisyonuna girme sürelerini uzatmaya çalışmakta. Ee tabi bu da Galatasaray’ın Avrupa’daki acı son dönem karnesine neden oluyor. Galatasaray günden güne, kafalarda oluşmuş yanlış bir pas oyunu algısıyla modern futboldan uzaklaşıyor.

      8. Takımın Savunma Yerleşimi

Son dönemde yapılan istatistiksel çalışmalarda kanat akınlarının gole dönüşme yüzdesi, merkez atakların gole dönüşme yüzdesinden daha düşük bulunuyor. Bunun ışığında antrenörler savunma yerleşimi sırasında merkezi kapatma yoluna gittiler. Galatasaray’da ise bu tercihi göremiyoruz. Evet, takım genel istatistikler bakımından savunmada oldukça iyi görünüyor fakat rakibe verilen pozisiyon sayılarını incelediğimizde yenilen gol verisinin insanları aldattığını söyleyebiliriz. Özellikle savunma hattı önündeki verilen boş alanlara hala çözüm bulunmuş değil. Galatasaray’ın savunma önünde verdiği boşluklara bir önceki yazımda da değinmiştim.

*5 Ekim 2019 Gençlerbirliği – Galatasaray Maçından

Yukarıda Galatasaray’ın Gençlerbirliği karşısında verdiği savunma önü boşluklarını görüyoruz. İlgili maçta Gençlerbirliği bu koridorlardan çokça pozisyon yarattı ve Galatasaray kenar yönetimi soruna herhangi bir hamlede bulunmadı. Babel ve Feghouli içeri gireceklerine çizgiye yakın konumda bekliyorlar. Belhanda ve Selçuk da geri dönmediğinden Nzonzi alanı tek başına kapatmaya çalışıyor. Özetle hem Nzonzi’nin performansı düşüyor hem de rakibe bir koridor açılmış oluyor. Savunma yerleşiminde bir de Fenerbahçe’yi inceleyelim.

21 Eylül 2019 Fenerbahçe MKE Ankaragücü Maçı
26 Ekim 2019 Fenerbahçe İttifak Holding Konyaspor Maçı

Kıyas çok net. Ersun Yanal Fenerbahçe’si savunma yerleşimini daha doğru, en azından daha modern biçimde uyguluyor. Açık oyuncuları içe kadar çekilip, orta sahalar merkezi kapatıyor ve rakibin etkin pas bağlantıları kesilmiş oluyor. Böylece kanatlara yönlendirilen rakip takımlar sıkıştırılıyor. Fatih Terim’in Galatasaray’ı ise rakiplerini çizgiye değil merkeze yönlendiriyor ve çok daha fazla kalesinde pozisyon görüyor. Ha şunu da belirtmek isterim ki Fenerbahçe örneğini vererek sarı lacivertlilerin müthiş bir savunma kurgusu uyguladığını söylemek istemiyorum, sadece bu iki örnekle Galatasaray’ın ne denli yanlış bir savunma anlayışına sahip olduğunu vurgulamak istedim.

      9. Takımın Hücum Yerleşimi

Benim için hücum yerleşiminde en önemli iki konu alan parselizasyonu (formasyondan bağımsız kısmını yazının bir bölümünde ifade etmiştim) ile pas almaya müsait oyuncu sayısıdır. Bu ikisini doğru yaptığınızda hangi formasyonla çıkarsanız çıkın, hangi sistemde oynarsanız oynayın bir şekilde üretebilirsiniz. Peki Galatasaray’daki tablo nasıl? Bakalım…

 

 

Yandaki pozisyonda Galatasaray’ın neredeyse tüm futbolcuları markaj altında. Belhanda rakibinin önünde boşa çıkacağına arkada bekliyor. Babel top istiyor ancak topun kendisine ulaşma ihtimali oldukça az. Geri ikili Marcao ve Luyindama birebir kapatılmış halde, Seri üç Real Madrid futbolcusu arasında kalmış, topu alsa da rakibe kaptırması olası.

Nzonzi bir metre yanda, tercih edilmesinin hiçbir elle tutulur yanı yok. Nagatomo soldan bindirse tüm bu yerleşim hatalarına rağmen rakip açıkta yakalanıp pozisyona girilebilir ama Nagatomo da o bindirmeyi yapmayıp rakibinin gölgesinde beklemekte. Böyle bir tablodan pozisyon üretmek imkansıza yakın olduğu gibi topu kaptırıp kalede pozisyon görmek epey ihtimale sahip. Galatasaray’da hiçbir oyuncu boşa kaçmıyor, daha vahimi Galatasaray teknik heyeti oyuncularına boşa kaçmaları konusunda yeterli sunumu yapamıyor. Pas oyunu adı altında kafalarda oluşmuş yanlış algı sonucunda futbolcularının yerlerinde bekleyerek gol atabilecekleri bir futbol ütopyası istemekteler.

      10. Taylan Antalyalı Transferi ve Oyuncunun Tercih Edilmemesi

Yiğit Gökoğlan, Erman Kılıç ve Muğdat Çelik. Fatih Hocanın üçüncü ve dördüncü dönemlerinde transfer ettirip neredeyse hiç şans tanımadığı futbolculardan ilk akla gelenler. Geçtiğimiz yıl Muğdat Çelik’in kadroya giremediği dönemler şunları söylemiştim, Muğdat Akhisarspor gibi bir takımda dahi düzenli forma şansı bulamazken neden ısrarla istenip transfer edildi ve madem çok güvenilerek alındı, neden böylesi bir forvet kıtlığında bile ilk on bire yazılmıyor? Hakikaten de forvetsizlikten kırılan Galatasaray’da Muğdat Çelik ilk on birde yer bulamamıştı. O zaman neden alınmıştı? Mevcut sezonda ise bu tutarsızlığın başrolü Taylan Antalyalı. Hatırlarsanız tüm Türkiye Falcao’nun Galatasaray’a transferinin nasıl sonuçlanacağını konuşurken Fatih Terim bir basın toplantısında ”önceliğim orta saha rotasyonu” demişti. Ardından da Taylan Antalyalı transferi yapıldı. Gel gelelim Seri’nin cezalı, Lemina’nın sakat olduğu dönemlerde futbolu kafada bırakmış Selçuk İnan ile aslı orta saha olmayan Ömer Bayram bile ilk on bir görürken Taylan Antalyalı forma yüzü göremedi. Yine aynı soruları sormak gerekiyor sanırım. Bu futbolcu yetersizse neden ısrarla isteyerek transfer ettirdiniz, yok yeterliyse niçin en gerekli zamanlarda zerre güvenip de şans bile vermiyorsunuz? Tüm olay buradaki tutarsızlıkta. Fatih Hoca Taylan’ı neden aldırdı ve neden oynatmıyor? Fiziken yetersiz dense, Selçuk İnan’dan da mı yetersiz? Kalitesi yetersizse neden transfer edildi? Acaba Martin Linnes gibi bir başka futbolcunun daha mı hakkı yeniyor…

      11. Younes Belhanda’nın Düşük Performansı

Daha önceki yazılarımda da değindim. Belhanda kalitesiz bir futbolcu değil. Bu sezona kadar da elde edilen iki şampiyonlukta çok önemli rol oynadı. Ne var ki şu sıralar inanılmaz derece formsuz ve tüm eleştirileri hak ediyor. Fatih Hoca ise oyuncuyu bir süre dinlendirip kendine gelmesini sağlamak dururken inatla oynatarak taraftar ile Belhanda bağını germekte. Yani aslında kabahat oyuncuda değil teknik direktörde ama şunu da söylemek lazımdır ki Belhanda’nın taraftarlara ettiği sözler de kabul edilebilir değil. İşin sonuna baktığımızda Fatih Terim ve Belhanda işbirliği taraftarı inanılmaz derecede germiş durumda. Tünelin çıkışında da hiç ışık gözükmüyor.

Oyuncudaki düşüşün istatistiksel yansımalarına bakacak olursak: Belhanda’nın iki yıl önce maç başına şut pası ortalaması 2,4 iken mevcut sezonda ilgili parametrede 1,4’e düşmüş. Aynı şekilde diğer ofansif parametrelerden dribblingde 5,03’ten 3,2’ye, atak aksiyonlarında 10,17’den 8,2’ye, başarılı akıllı pasta 0,93’ten 0,8’e, üçüncü bölgeye yapılan pasta 7,9’dan 7,6’ya gerileme söz konusu. Keza anahtar pas, uzun pas ve ortalarda da düşüş var. Yani Belhanda’nın ”mücadele gücüne ek olarak efektiflik” unsuru sekteye uğramış durumda.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sıkıntı şu ki esas fark Belhanda’yı Belhanda yapan savunma performansında. Yukarıdaki tablodan da görüldüğü üzere top kapma, 20 saniye içinde şuta yol açan rakip yarı sahada top kapma, defansif aksiyonlar, pas arası gibi parametrelerde belirgin bir düşüş var. Yani Belhanda 2019-2020 Sezonunda bırakın ekstra işleri, kendisinin en göz alıcı yanı savunma becerilerini de uygulayamaz halde. Buna birinci bölümdeki hücum performansı kaybını da eklediğimizde ortaya çıkan görüntü düşüşü net şekilde yansıtıyor.

      SON 

Fatih Terim ve teknik ekibinin performansı oldukça kötü. Sezona kötü bir oyun kurgusu düşünerek başladılar ve kurguladıkları oyunu da kötü uyguluyorlar. Hal böyle olunca gol atamayan, pozisyon dahi üretemeyen bir Galatasaray seyreder olduk. Bu takım toparlanır mı? Neden olmasın. Ancak tüm samimiyetimle söylemeliyim ki oldukça zor duruyor…

 

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More