Futbolda Öze -Geçmişe- Dönüş 

‘’Üzerine ışık vuruna kadar, insan yüzünün varlığı geçersizdir.‘’  Alfred Hitchcock’un sinemasından bahsederken söylediği bir cümle bu. Peki ayağına top değene kadar futbolcular geçersiz midir? Futboldaki durum sinemadakinden biraz farklı. Sadece iyi top oynamak başarılı sayılmak ya da transfer edilmek için yeterli değil. Lider özellikli, takımın simgesi, takımın abisi, takımdaki arkadaşlık için önemli figür ve taraftarın sevgilisi olmak gibi birçok faktör söz konusu. Kulüpler çok doğru sistemler kursalar da takımların duygu ve motivasyon eksikliğini engellemekte zorlanıyorlar. Fatih Demireli, Socrates Dergi’de yazdığı Bayern Münih yazısında Bayern Münih’in eski oyuncularının çoğunun ve ailelerinin kulübün içinde çalıştığını anlatır. Takıma sevgi duyan ve takımın büyüklüğünü bilen insanların çalışması motivasyon ya da aidiyet gibi eksiklikleri engeller. Bayern Münih’in, Bundesliga’dan çok fazla oyuncu transfer etmesini de Bayern Münih kültürüne tanık olmuş ve kolay uyum sağlayabilecek oyuncular istendiği için, diye açıklar. Son dönemde kulüpler iyi sistemler üzerine kafa yormak dışında futbolcularda takımın bir parçası, yani özü olduğu hissiyatını nasıl uyandırırız diye de uğraşıyorlar. Bunu da takımda geçmişte başarılar elde etmiş, önemli bir figür haline gelmiş oyuncuları yeniden kulüp bünyesine katarak gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Geçmişin yeni görevi, takımdaki özün oluşmasına katkıda bulunmak. Futbolda öze dönülüyor…

Geçmiş: Zaman olarak geride yer almış, geride kalmış olan.

Öz: Bir şeyin ana öğesi.

Futbolda öze dönüşFutboldaki öze -geçmişe- dönüş bazen isabetli hamleleri sağlıyorken bazen de kaosu ertelemek için sığınak görevi görüyor. Milli takımları bir kenara koyarsak otoriteler tarafından futbolun başrolü kabul edilen Premier Lig’e bakalım. Premier Lig’de Top 6 takımın üçünün başında Frank Lampard, Mikel Arteta ve Ole Gunnar Solskjær var. Bu üç yetenekli antrenör de yönettikleri takımlarda daha önce futbolcu olarak yer almış insanlar. Peki üçü daha önce bu takımlarda uzun yıllar oynamasalar antrenör olarak tercih edilirler miydi? Mikel Arteta’nın, Guardiola yardımcısı referansı sebebiyle seçilebileceğini ama Lampard ve Solskjær’in tercih edilmeyeceğini düşünüyorum. Eğer daha önce o kulüplerde oynamamış olsalardı takımın başına getirilmeleri için daha fazla başarı elde etmiş olmalarını beklenirdi. Solskjær’in geçici antrenör olarak geldiğini ama başarısından dolayı sözleşme imzaladığını, Lampard’ın da transfer cezası olan takıma geldiğini ama buna rağmen başarılı bir dönem geçirdiğini de not düşmek gerek. Kulüpler de insanlar gibi zor durumdayken eski ve sevdiği arkadaşlarını yanında görmek istiyorlar.

Diğer liglere bakarsak örnekleri rahat bir şekilde arttırabiliriz. Barcelona, Bayern Münih hezimeti ve Messi krizinin içine sürüklenince yine eskiden futbolcusu olan Ronald Koeman’ı tercih etti. Tercih olarak ilginç bulsam da zor durumda, geçmişte takımda oynamış oyuncuyu antrenör olarak getirmeye ciddi bir örnek kendisi. Juventus da plansızlıklarının altının çizildiği bir karara imza atarak iki ay önce altyapı antrenörü olarak çalışmaya başlayan Andrea Pirlo’yu A takımın başına getirdi. 

”Takım zor durumda,  gelecek kişi kulübün iç yapısı öğrenmekle ya da uyum sağlamakla zaman kaybetmesin, o yüzden bilen birini getirelim” diye mi düşünülüyor bilmiyorum ama Türkiye ligi de buna ayak uyduran örnekleri içinde bulunduruyor. Futboldaki sabırsızlığın resmedilmiş hali gibi. Sergen Yalçın, Erol Bulut hatta Fatih Terim ve Okan Buruk bu tavrın ciddi örneklerinden. Geçen seneye bakarsak Hüseyin Çimşir’i de dahil edebiliriz. Antrenörler dışında daha önce başarılı olduğu takımına dönen futbolcuların sayısı da olabildiğince fazla.

Bir konuda iddialı bir beyanda bulunup o konuda faaliyet gösterirken içini dolduramıyorsanız denilen sözler uçup gider. Futbol dünyası da çok büyük kulüp ve çok değerli camia olduğunu söyleyenlerle dolu, çoğu iş yerindeki patronların biz büyük bir aileyiz cümlesi gibi sanki. Bu cümlelerin içinin ne kadar dolu olduğu ise muamma. Takımlar ne zaman kötü giderse bu büyük cümleleri daha fazla duyarız. Büyüklüğü veya değeri alınan sonuçlardan ayırabilsek her şeyi daha berrak hale getiririz. Öze ulaşmak için geçmişe sıkça başvurmak da tam burada ortaya çıkıyor. Takımlara yeni katılan futbolcu ya da antrenörler acaba takımların büyüklüğünü hissedebilecek mi diye düşünmektense daha önceden bunları hissetmiş insanları tercih etme yoluna gidiliyor. Eğer nitelik olarak istenilen özellikleri taşıyorsa, üzerine kulübü biliyorsa bu tercihlerin çok mantıklı olduğunu düşünüyorum. Bu örnek dışındaki örneklerde ise hem sevilen bir oyuncunun ya da antrenörün taraftar gözündeki değeri azalıyor hem de kulübe bir zarar verilmiş oluyor. Bir yerde okumuş ya da bir filmde duymuştum; bir insan, eğer bir yer onsuz olamıyorsa bu yerin yerlisidir. Bir takımda hem ‘’ yerli ‘’ hem nitelikli oyuncular ne kadar fazlaysa bu o kadar iyi.

Eskiden sezon öncesi takım fotoğrafları çekilirdi. Bugünlerde o fotoğraflardaki oyuncuların çoğunu aynı takımların antrenör koltuğunda görebiliyoruz. O dönemlerdeki aidiyetle şu sıralardaki aidiyet birbirinden çok farklı. Takımların geçmişlerindeki özü sağlamak için o fotoğraftaki futbolculara çok ihtiyacı var. Pelin Esmer’in İşe Yarar Bir Şey filmindeki geçen cümle gibi “Beni çocukken bir fotoğraftan çağırdılar, vardığımda hüzünlü bir genç kadındım.” Futbolcuların vardığında neye dönüşeceklerini ve o takım fotoğraflarının bir daha ne zaman çekileceğini hep birlikte göreceğiz. 


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Herbert Chapman: Teknik Adamdan Fazlası

Futbolda Teknoloji: Çizgiyi Nereye Çekmeli?

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More