Duvar ve Ötesi – Bu Sene Dortmund’un Senesi

Alman futbolu denince akla gelen ilk takım Bayern Münih olmasına rağmen Borussia Dortmund’un romantik futbol severlerin kalbindeki yeri şüphesiz başkadır. Milletçe mazlumları, garibanları, “sürpriz atları” hep sevdiğimiz için belki Dortmund’u bir başka severiz. Almanya’da kupalara adeta ambargo koyan Münih’e karşı bir başkaldırıdır, bir isyandır, sarı duvardır, koşulsuz destektir, müthiş koreografiler ve pes etmemektir Dortmund.

Maddi-manevi çok zor günler geçirmesine rağmen ayağa kalkmış ve tekrar eski şaşalı günlerine dönmeyi başarmıştı. Dortmund, 2010/2011 ve 2011/2012 sezonlarında, Klopp önderliğinde üst üste 2 kere Bundesliga şampiyonu olmayı başardı, Şampiyonlar Ligi finaline çıktı fakat ne yazık ki sonrasında çöküşe geçti ve Münih tam anlamıyla Almanya’yı domine etmeye başladı. 6 sezondur şampiyonluğu kimseye bırakmayan Münih, bu 6 sezonunun tamamında çift haneli puan farkıyla şampiyon olmayı başardı. Fakat bu sezon Münih’in çift haneli farklarla şampiyon olması oldukça zor gözüküyor.

İlk devreyi 2. Bayern Münih’in 6 puan önünde 1. sırada bitiren Dortmund ilk yarıda sadece 1 mağlubiyet aldı ve 17 maç sonunda 42 puan toplamayı başardı. Ayrıca 44 golle ligin en fazla gol atan takımı ve 18 golle en az yiyen 2. takımı konumundalar. Birkaç sezonudur sakatlıklarla boğuşan Reus, Barcelona’da aradığını bulamayıp Almanya’da adeta tekrar doğan Paco ve 18’lik genç İngiliz Sancho’nun göz kamaştıran performansları Dortmund’u zirveye taşıdı. Maç başına 5.2 isabetli şut çekerek bu alanda ligde 18 takım içerisinde 5. olan Dortmund, maç başı bulduğu 2.59 golle yaklaşık %50’lik bir gole dönüştürme istatistiği yakaladı ve muazzam bir verimlilikle hücum ediyor. Tabi ki az önce bahsettiğimiz usta ayaklar burada devre giriyor ve Dortmund hücumlarını sırtlıyorlar. Ayrıca Dortmund, ligin en çok başarılı dripling yapan ve en çok faul yapılan takımı. Whoscored.com’un reytinglerine göre, hem defansif hem ofansif değerlendirmelerde ligin zirvesinde Borussia Dortmund yer alıyor.

Sezona; Mainz’dan Abdou Diallo, Bremen’den Thomas Delaney, Çin’in TJ Quanjin takımından Axel Witsel, Frankfurt’tan Marius Wolf, Real Madrid’den Achraf Hakimi (kiralık) ve Barcelona’dan Paco Alcacer (kiralık) transferleriyle başlayan Dortmund bu transferlere 75 milyon Euro harcamıştı. Kasım ayında, sezon başında 2 milyon Euro karşılığı kiralanan Paco için Barcelona’ya 21 milyon Euro daha ödeyen Dortmund, İspanyol yıldızın bonservisini aldı ve 2023 yılına kadar sözleşme imzaladı. Paco, Barcelona günlerinde hem taraftarlar hem medya tarafından oldukça eleştirilmişti fakat Dortmund’da adeta yeniden doğdu.

Paco dışındaki yeni transferler, kariyerinin ilk büyük lig deneyimini yaşayan Axel Witsel ve birkaç sezon önce Galatasaray’ın da gündemine gelmiş olan Thomas Delaney de oldukça faydalı oldu ve takımın en çok süre alan oyuncuları arasına girdiler. Witsel 93.7’lik pas yüzdesiyle, Delaney de maç başı 2.1’lik top kapma ve 2.2’lik pas arası istatistikleriyle takım içerisinde öne çıkıyorlar.

Peki ne oldu da 2017/2018 sezonunda, şampiyon Münih’in 29 puan gerisinde kalıp 4. olabilen Dortmund bu sezon devreyi lider kapadı? Herhalde bu soruya verilebilecek en kısa cevap Lucien Favre olur. Bir dönem adı Galatasaray’la da sık sık anılan İsviçreli kurt hoca, Dortmund’un ihtiyacı olan sihri şimdilik sağlamış gibi gözüküyor. Hem Hertha Berlin ve Mönchengladbach tecrübeleriyle Almanya’yı iyi tanıyan hem de elindeki zengin hücumcu kadronun hakkını verebilecek oyun felsefesiyle takımla kimyası uyan Favre, ilk 17 hafta sonunda belki de kimsenin beklemediği kadar başarılı oldu. Nice’te ve Mönchengladbach’ta geçirdiği başarılı sezonlar onu 3.’lük öteye taşıyamamıştı fakat şimdi elinde daha büyük maddi ve manevi kaynaklar var. Dortmund, Favre’nin kariyeri boyunca arayıp da bulamadığı fırsat olabilir.

Her çalıştırdığı takımda genç oyunculara fazlasıyla şans veren Favre, Dortmund’un başına geçmesiyle eski öğrencisi Reus’a da kavuşmuş oldu. Reus’un Möncengladbach’taki çıkışının mimarı Favre’ydi. Favre’nin gelişiyle, Sokratis, Yarmolenko, Castro ve Nuri gibi kariyerinin sonuna yaklaşan oyuncularla yollar ayrıldı ve takım gençleştirildi. Dortmund’un zamana ihtiyacı olduğunu düşünenlerin sayısı bir hayli fazlaydı, fakat Favre ve ekibi beklenmedik derece iyi sonuçlar alarak ligin zirvesine kurulmayı başardılar.

Ligde gösterilen iyi performansın yanında, Şampiyonlar Ligi’nde de gruptan çıkmayı başaran Dortmund, özellikle Atletico Madrid’i 4-0 yendiği maçta dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştı. Son 16 turunun en merakla beklenen eşleşmelerinden birinde, Tottenham’la karşılaşacak olan Dortmund’un yoluna devam edip edemeyeceğini kestirmek zor. Şampiyonlar Ligi yerine yıllar sonra gelmesi olası görünen şampiyonluğa odaklanmak daha mantıklı olabilir, çünkü Favre’nin elinde çok geniş bir kadro yok.

Favre’nin, özverili ve çalışkan gençleri saha içindeki üst düzey yardımlaşmaları ve bencillikten uzak oyun anlayışlarıyla sistemin işlemesini sağlıyorlar. Ligde 17 maçta 16 farklı oyuncudan gol, 12 farklı oyuncudan asist katkısı alan Dortmund’un başarısının sırrı belki de bu rakamlarda gizli. Açık oyundaki hücum etkinliğinin yanında, penaltı harici duran toplardan da ligde 8 gol bulan Dortmund’u durdurmak gerçekten çok zor. Ligin ilk yarısının en az gol yiyen takımı olan Leipzig’e 4 gol atmayı başaran Dortmund, Bayern Münih’i de 3 golle geçmeyi başarmıştı. Fakat bu maçların ikisini de kendi sahalarında oynadılar. Bu sebeple 2. yarı Dortmund’u zor deplasmanlar bekliyor. Ligin ilk 6 sırasındaki takımlardan sadece Wolfsburg’la deplasmanda oynayan Dortmund, diğer bütün rakipleriyle kendi sahasında oynadı. Zaman zaman genç stoperlerinin tecrübesizliğine kurban giden Sarı Siyahlılar, devre arasında üst düzey bir stoper transferi yapmayı düşünüyor olabilir. Bir diğer ihtimal ise sene başında sakatlanan, sonra da formasını geri almakta zorlanan Ömer Toprak’ın ikinci yarıda daha çok şans bulması. Yeni transfer Diallo’nun (22) ve diğer genç stoper Akanji’nin (23) yüksek güç ve hızları bazen yeterli olmuyor, sezgi ve tecrübe eksikliği sebebiyle zor durumda kalabiliyorlar.

Hem sempatik gençleriyle hem de keyif veren oyun tarzıyla taraflı tarafsız herkesin gönlünü fetheden Borussia Dortmund, tarihindeki 9. şampiyonluğa Favre önderliğinde ulaşmak istiyor. Henüz şampiyonluk konusunda konuşmak için erken olsa da sevenlerine umut veriyorlar. Ama unutmamalılar ki daha önlerinde 17 maç var ve enselerinde Alman futbolunun tartışmasız en büyük takımı var.

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More