MOURINHO VE DİĞERLERİ

2003 yılının Haziran ayında Roman Abramovich bir açık artırma sonunda Chelsea’yi satın aldığında sadece 37 yaşındaydı. Anne ve babasının küçük yaşlarda kaybetmiş ve kendisine amcası bakmıştı. Futbolu seviyordu ancak Chelsea’yi almasının sebebi salt futbol sevgisi değildi.

Roman Abramovich

Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinin başladığı dönemde Rusya’da genç Yahudilerin zengin olmaları gündemdeydi. Oligark dedikleri bu kişiler Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından, önemli tüm sanayi tesislerinin sahibi oldular. Putin’in iktidar olmasıyla birlikte bu oligarklar bir bir yok olurken, Abramovich aynı kaderi yaşamadı. Putin ile anlaşıp işine kaldığı yerden devam edebilen birkaç kişiden biriydi ve bunda Chelsea’nin etkisi büyüktü.

2 Temmuz 2003 tarihinde resmen kulübün sahibi ilan edildikten bugüne kadar transfere tam olarak 1.611 milyar Euro para harcamış durumda. Bu meblağın içinde Chelsea’yi satın alırken ödediği 215 milyon Sterlin ve tesisler için harcadığı 150 milyon Sterlin yok.

2003 yılında halihazırda Chelsea teknik direktörü olan Claudio Ranieri ile devam etti Abramovich. Ranieri yaklaşık 4 yıldır kulüpteydi ve kayda değer bir başarısı yoktu. Abramovich ise başarı istiyordu. Ve bu konuda oldukça aceleciydi. Bu nedenle Ranieri’yi kovdu ve takımın başına son iki sezondur Avrupa’daki en büyük iki kupayı da kazanan, Porto’da mucizeler yaratan, daha sonraları çokça isminden bahsettirecek Jose Mourinho’yu getirerek başladı Abramovich (2004).

Jose Mourinho

Ardından da bir sezon önce başladığı transfer çılgınlığına devam etti. 2003-04 sezonunda Ranieri’ye başarılı olması için 169 milyon euroluk bir transfer bütçesi vermişti. Mourinho da hemen hemen aynı seviyede bir bütçe ile takımını kurdu. Mourinho’nun Ranieri’den farkı başarılı olmasıydı.

Takım 50 senedir şampiyon olmamıştı. Dahası İngiltere’de resmi ligler (1888) başladığından beri Londra’nın mavi çocuklarının sadece 1 (bir) şampiyonluğu vardı. Mourinho bunu tersine çevirdi ve Chelsea 2004-05 sezonunu şampiyon olarak bitirdi.

2004-2005 Chelsea

Chelsea’nin bu şampiyonluğu sadece makus talihin dönüşü değildi. Mourinho’nun oynattığı futbol İngiltere Premier Ligini değiştirdi. Bir önceki dahi Arsene Wenger’in 4-4-2’sine 4-2-3-1 ile cevap vermişti. Tam bu noktada şunu açıkça belirtmek isterim ki sistem her ne kadar 4-3-3 gibi görünse de kanatlarda kanat forveti değil, hem kanat forveti işi yapan hemde 4-4-2’nin açıkları gibi savunma görevlerini eksiksiz yerine getiren oyuncular kullanarak 4-2-3-1’i formasyonunu oluşturdu. Bu sistem daha sonra uzunca bir süre dünya futbolunda en çok kullanılacak sistem olacaktı. Çünkü, sistem 4-4-2’nin savunma sistemini kullanırken (alan parselasyonu) hemde 4-3-3’ün hücum gücünden sonuna kadar faydalanıyordu.

2004-05 sezonunda topladıkları 95 puan ile bu sezona kadar puan rekorunu elinde bulunduruyordu. (Manchester City 100 puan/2017-2018 sezonu) Aynı sezon sadece ama sadece 15 gol (maç başına 0,39) yediler.  2005-06 sezonunu da şampiyon bitirdiler. 91 puan aldılar ve 22 gol (maç başına 0,57) yediler.

İki sezon boyunca fırtına gibi esen Chelsea artık İngiltere liginin en iyi takımlarından biriydi. Takımı satın alıp ikinci şampiyonluklarını kazandıkları sezon sonuna kadar 426 milyon Euro harcamıştı Abramovich. Toplamda Chelsea kasası 388 milyon Euro zarar yazıyordu.

2004-05 sezonunda ligde herkesi yenen Chelsea Şampiyonlar Ligi’nde de çok iyi gidiyordu. Grubu lider bitirmiş ve son 16’da Barcelona ile eşleşmişti. Bu eşleşme daha sonra uzunca bir süre devam edecek Chelsea, Barcelona rekabetinin ilk karşılaşmasıydı. Bu rekabetin en büyük sebebi Boby Robson döneminde, Barcelona’da çalışan, hem tercümanlık hem de yardımcılık yapana Jose Mourinho idi. Barcelona’da çalışırken hırsları olan bir adamdı, ancak Barcelona camiası onu hep tercüman olarak gördü ve bu rekabetin fitilini ateşledi. İlk maçı 2-1 kaybetmişlerdi deplasmanda fakat İngiltere’de 4-2 kazanmıştı Chelsea. Ardından Bayern Münih’i elemiş ancak 0-0 ve 0-1 biten maçların ardından finale (Meşhur 2005 Finali) çıkan takım Liverpool olmuştu.

Bir sonraki sezonda yani 2005-06 sezonunda grupta Liverpool ile eşleşmiş, son 16’da yine ve yeniden Barcelona ile eşleşip bu sefer elenmişti. Bu başarısızlık onu 2006-07 sezonuna sürükledi.

Sezona 88 milyon euro’luk transfer harcaması ile başladı Chelsea. Sezonun başlarında ilk kez yüklü miktarda satış yaptı takım. Andriy Shevchenko sezonun en önemli transferiydi ama beklenen etkiyi yapamadı. Takım yine ligin en az kaybeden takımıydı ancak bu sefer beraberlik (11) çok fazlaydı. Bir türlü skor olarak üstünlük kurmalarına yarayacak golü bulamıyorlardı. Andriy Shevchenko’nun uyum sağlayamaması en büyük etkendi ve Abramovich ile Mourinho’nun arası açılmaya başladı. Ligi bu yüzden ikinci sırada bitirdi Chelsea. 6 puan farklı kaybedilen şampiyonluk için Mourinho, Andriy Shevchenko’yu suçluyordu. Ligin kaderini belirleyen son 5 maçta Chelsea kaybetmemesine rağmen hiç kazanamamıştı. Ligi son beş maçta kaybetmişti Chelsea. Bu beş maçtan ikisi Arsenal ve Manchester United maçlarıydı.

2007-08 sezonuna girerken Fernando Torres’in alınmaması, Henry’nin de Barcelona’ya gitmesi üzerine bir sezon önceki sorunun forvetlerden kaynaklı olduğuna inanan Mourinho transferdeki etkisizlik yüzünden Abramovich ile arası iyice açıldı. Aston Villa’ya karşı alınan mağlubiyet sonrası ikili sık sık toplantı yapmaya başladı ve 20 eylül 2007’de Jose Mourinho, Chelsea’dan ayrıldı.

Yerine gelen Avram Grant ile ligin sonuna kadar şampiyonluğu kovaladı takım. Sorunun forvet olduğunu söylemesine rağmen yapılmayan transfer devre arasında Anelka alınarak yapıldığını söylemeden geçmeyeyim. Sadece 3 maç kaybettiler ve Jose Mourinho’nun oynadığı sistemi devam ettirdiler. Şampiyonlar liginde Finale çıktılar ve Manchester United’a penaltılar ile yenildiler.

2007-08 UCL Finali

Ardından, Scolari, Hiddink, Ancelotti (1 Lig şampiyonluğu), Boas, Di Matteo (Şampiyonlar ligini kazandı), Benitez (Uefa kupasını kazandı)… Mourinho ile yollar ayrılıp 2013 yazında tekrar birleşene kadar 6 yılda 7 teknik direktör değiştirdi Chelsea ve 387 milyon Euro harcadı.

Aslında, arada hayal edilen her kupa kazanılmış olsa da, Mourinho ile başlayan süreç ve o başarılar hep arandı. 2013’de yeniden takımın başına geçtiğinde ondan sonra kazanılmış tek Premier Lig şampiyonluğu vardı.

Jose Mourinho ile Chelsea’nin kimyası her zaman uyumluydu. Gelişi ile bir çok oyuncu mutlu olmuştu. Benitez ile yaşanan buhrandan kurtulduklarını düşünüyorlardı. Mourinho’nun sistemini sıkıcı bulanlarda yok değildi.

2013-14 sezonu sistemi oturtma evresiydi ve yine forvet problemi vardı. Bu noktada şunun es geçilmemesi gerektiğini düşünüyorum: Jose Mourinho 4-3-3 tabanlı savunma futbolu oynatan bir teknik direktör. Orta alanda bir 6 numaraya (8 numara şeklinde oynaması da gerekli) bir de 8 numaraya (6 numara şeklinde oynaması da gerekli) iki oyuncu ile oynamayı seven bir isim. 10 numara sisteminin, onlara bağımlı hale getirdiğini düşündüğü için İnter döneminden sonra 10 numara kullanımını (mecbur kalmadıkça) bıraktı. Bu iki oyuncunun önüne bir başka 8 numara koyarak oyunu kanatlara atmayı seçti. Böylece forvetlerin yüklerini kanatlara bölmüş oldu. Ancak sisteminin en önemli parçası yine forvetler. Zira savunma merkezli bir oyunda yakaladığını atan forvetin önemi çölde su bulmak kadar önemli.

Andriy Shevchenko’nun alınması sonrası 11 beraberlik alan takımının değişmesini talep etmesine rağmen Andriy Shevchenko’nun satılmasına karşı olan Abramovich belki de iki sezonda kıl payı kaçan şampiyonluğun en büyük sorumlusuydu. O da hatalarından ders çıkarmıştı. 2013-14 sezonu sonrası hemen Diego Costa’yı  Romelu Lukaku fiyatına aldı.

2014-15 şampiyonluğu gelirken Costa 20 gol 5 asistlik bir performans sergilemişti. Forvetlerin yükünü kanatlara dağıttığı için Hazard’ın 19 gol 13 asistlik performansı şaşırtıcı değildi.

Febragas ile birlikte 8/10 numara arası oyun, arkalarındaki Matic ve Mikel ikilisi ile birlikte kanatlardaki Oscar (7 gol 9 asist), Hazard ile Chelsea yine şampiyon olmuştu. O günlerde Hazard, Mourinho için “dahi” diyordu. Ancak daha sonra işler değişti. Mourinho, yaz ayındaki kampta takım içindeki rehavetin farkındaydı. Kendilerine gelmeleri için sürekli konuştu.

Ancak işler hiç iyi gitmiyordu. Takımın adı Chelsea ise ve başında Jose Mourinho var ise en fazla 3 mağlubiyet alan takım ligin ilk 5 haftasında 3 mağlubiyet almıştı. Dahası diğer iki maçtan birini berabere bitirmişti.

Bir önceki sezonun şampiyonu tel tel dökülüyordu. Eden Hazard, Diego Costa gibi yıldızlar soyunma odasında Jose Mourinho tarafından fırçalanıyor, oyuncular bundan hiç hoşlanmıyordu. Ego savaşları başlamıştı.

Jose Mourinho, sadece soyunma odasında değil ayrıca televizyon karşısında da oyuncularını suçlamaktan vazgeçmiyordu. Bir noktadan sonra Egolu yıldızlar, Mourinho’nun arkasında durmaktan vazgeçti ve serbest düşüş başladı. Jose Mourinho, yönetim kurulu kararıı ile görevinden alınana kadar 9 mağlubiyet yaşadı. Sezonu 12 mağlubiyet ile bitirdi takım. Oyuncular ona dahi derken artık suçluyordu.

Bu kırılmanın en büyük etmenlerinden biri Eva Carneiro…

Swansea City ile oynan maçta durum 2-2’ydi ve uzun bir o kadar yorucu kamp sonrası Jose Mourinho takımın durumundan son derece endişeliydi. Ligin ilk maçıydı. Uzatma dakikaları sırasında Eden Hazard, rakibin bir müdahalesi sonucu yerde kalmıştı. O ana kadar bir kişi eksik oynayan takımın hücumdaki en büyük silahı kenara gelmek zorunda kalacaktı. Ama Jose Mourinho buna gerek olmadığını düşünüyordu. Hazard, bir darbe almıştı ama oldukça yorgundu bu yüzden yerdeydi, tedaviye ihtiyacı yoktu.

Hakemin işareti ile Eva Carneiro sahaya daldı ve olanlar oldu. Jose Mourinho inanılmaz sert bir tepki gösterdi maç esnasında. Maç sonunda da devam etti açıklamalarına…

Eva Carneiro’yu oyunu bilmemekle suçladı.

“Oyunu bilen herkes bilir ki bu tedavi gerektiren bir sakatlık değil. Hazard yorgundu ve dinleniyordu… Sağlık ekibim, bunu anlamadı ve beni eksik bıraktı…”

Takımın bir kişi eksik olmasından sonra bir de Hazard’ın dışarıda olması, yeterli zamanı kalmamış bir teknik direktörün telaşı sonrası başlayan Eva Carneiro olayı büyüdü… Öyle bir noktaya geldi ki Jose Mourinho için kötü başlayan her şeyi daha kötüye götürdü.

Jose Mourinho’nun “oyunu bilmemek” söylemi; cinsiyetçi yaklaşım olarak algılanıp İngiltere’nin bir numaralı konusu haline geldi. Öyle ki diğer rakip taraftarlar takımın neredeyse tüm faaliyetlerinden uzaklaştırılan ancak hala kulübün doktoru olan Eva’yı kendi takımlarında istiyordu. Ve Jose Mourinho’yu bu olaydan kısa sürece önce Benitez’in eşine söylediği “kocanın beslenme alışkanlıkları ile ilgilenmelisin” sözleri nedeniyle cinsiyetçi algısı, Eva Carneiro olayı ile pekişmişti.

Eva olayı, takım içine Mourinho’nun egosu ile çarpışan futbolcu egoları ve bunun akabinde gelen kötü sonuçlar aralık ayına kadar Mourinho’yu takımın başında tutabildi. Kovulmasına neden olan bir maç değildi (tek bir maç üzerinden kovulduğunu söylemek doğru olmaz) Leicester City maçı ama takımın nasıl onu istemediğinin açık göstergesiydi.

Maç sonunda “ihanete uğradım” demişti. Takıma maçla ilgili her şeyi anlattığını ancak kimsenin görevini yapmadığından bahsedip “Umarım kovulmam. Kalmak istiyorum.” dedikten sonra 2’ye karşı 3 oyla görevine son verilmişti.

Chelsea, Conte ile anlaştığında da benzer şeyler yaşandı. Şampiyon olunduktan hemen sonra Diego Costa ile yaşanan sorun ve Matic’in gönderilmesi bu sezonki başarısızlığın sebeplerindendi. Futbolcuların son dönemde artan gücü, Real Madrid’den sonra futbolcuya dayalı düzenin oluşmaya başladığı Chelsea’nın başını çok ağrıtabilir.

Şunu belirtmek istiyorum ki Chelsea, Roman Abramovich’in eline geçtiğinden beri 9 farklı isimle çalışmış durumda. Hiddink ve Mourinho iki kez geldiler kulübün başına. Aynı dönemde Tottenham (bir başka Londra kulübü) 10 farklı isimle, Liverpool 6 farklı isimle Manchester City 8 farklı isimle, Real Madrid ise 13 farklı isimle çalışmış. 27 senelik Sir Alex Ferguson saltanatının ardından geçen 5 senede 4 teknik direktör değiştirmiş Manchester United.

200 milyar dolarlık bir endüstri haline gelen futbolun, başarı odaklı dünyasında artık Arsene Wenger ve Sir Alex Ferguson gibi örnekler görmemiz pek mümkün olmayacak gibi. Bayern Münih’in başında çok kısa kalabilen Carlo Ancelotti bunun en büyük örneğidir. Başarı olmadığı takdirde adının ne olduğunun bir önemi yok. Bunun içinde biraz futbolcular ile iyi geçinmek gerekiyor.

Futbolun içine yerleşmiş bir atasözü gibi olan;

“Tüm takımı satamayacaklarına göre başarısızlıkta ilk gidecek kişi teknik direktördür”

sözü gerçeğin ta kendisi. Adınız Jose Mourinho bile olsanız, bundan kaçışınız pek mümkün değil.