GÖLGEDEKİ KRAL – LUÍS FABIANO

Brezilya’nın sokaklarından İspanya’nın sahalarına uzanan bir hikaye. Gol krallıkları, muhteşem vuruşlar, kaldırılan kupalar ve atılan yumruklar. ”Gölgedeki Kral”ın bir bakıma kariyer özeti. Onu dünyanın en iyilerinden biri yapacak yeteneğinin arkasında korkunç bir canavar gibi duran güçsüz karakteri… Fabiano!

Gençlik yıllarının başında kapısından girdiği, Brezilya’nın Ponte Preta kulübünde henüz üç sene geçirmişken Avrupa kulüplerinin dikkatini çekmeyi başarmıştı ”kötü çocuk.” Ligue 1’de 1999 – 2000 sezonunu yani bir önceki sezonu 13. tamamlayan Rennes takımına yolculuğu ona hayallerinin de ötesinde bir dünya aralayacaktı. Aslında umulduğu kadar da iyi başlamamıştı Fransa kariyeri. Yarım sezonda sadece yedi maça çıkmasının ardından ilk transfer döneminde Brezilya’ya, São Paulo‘ya kiralandı. Ülkesinde tabiri caizse sadece hava alıp dönen genç yetenek, 2001 – 2002 sezonunun tamamını geçirdiği Rennes kulübünde toplam 5 maç olmak üzere 152 dakika forma giyebilince lig bitiminde kendisiyle yollar ayrılıp Brezilya’ya yeniden São Paulo’a gönderildi. Ancak bu seferki gidiş kalıcı olmuştu, Fabiano’yu almak için 7 milyon £ bonservis ödeyen Fransız kulübü, 3,5 milyon £ bonservise razı olarak kendisini elden çıkartmayı makul görmüştü.

Evet, Fransa’nın Fabiano’ya yaradığı pek söylenemezdi ancak onu Avrupa futbolunun vitrinine çıkarttığı gerçeğini de unutmamak gerekiyordu. Kısa da olsa bulduğu sürelerde gösterdiği yeteneğinden kesitlerle izleyicilere potansiyelinin ne kadar yüksek olduğunu kanıtlamayı başardı, böylece Brezilya’nın en köklü takımlarından birine hayatındaki ikinci yolculuğu başlamıştı.

Çaylak bir futbolcu olarak Rogério Ceni, Diego Lugano, Kaká, Ricardinho, Diego Tardelli ve Júlio Baptista gibi yıldızları yanında bulmuştu birdenbire. Üstelik Ceni gibi bir kahramanın kaptanlığı altında futbol oynayacaktı. Kendisindeki potansiyelin performansa yansımasıysa uzun sürmedi. 30 Mart 2003’te yani oynadığı ilk maç olan Juventude karşılaşmasında attığı golle dikkatleri üzerine çekti. Ardından çıktığı Cruzeiro maçında bulduğu iki golse tamam dedirtmeye yetmişti taraftara.

Fabiano Kaká, Baptista ve Robinho ile beraber Brezilya Milli Takımı antrenmanında

2003 sezonunu 21 maçla tamamladı Fabiano ve oynadığı her karşılaşmada gol bulma başarısı göstererek bir anda dünyanın fenomeni haline geldi. Sezon sonunda cv’sinde yazan 27 gol ona bir yıldız ünvanı getirmişti bile. Gol krallığı tacını almasıyla beraber artık Brezilya Kaká, Ricardinho, Baptista gibi potansiyeli bilinen yetenekleri değil kendisini konuşuyordu. Takımdan ayrılıp ayrılmayacağı tartışmalarınaysa gelen teklifleri reddederek cevap vermişti. Fabiano, Avrupa seferine bir prens olarak değil, kral olarak gitmek istiyordu…

Nitekim öyle de oldu. 2004 senesinde takıma katılan bir başka süper golcü Grafite’ye rağmen formayı kaptırmayarak 26 gole ulaşmayı başarmıştı. Kendisine olan talepler reddedilemeyecek düzeye gelince de ikinci Avrupa seferi başlamıştı onun için. Fark şu ki, bu sefer potansiyeli olan bir çaylak olarak değil, Brezilya liginin en büyük yıldızı, dünyanın en iyi golcülerinden biri olarak gidiyordu yabancı topraklara. Eli bu kadar güçlü olmasına rağmen dil ve kültür problemini en az düzeyde yaşayacağı Portekiz’i tercih ederek işini garantiye almıştı.

Ancak işler tıpkı ilk Avrupa seferinde olduğu gibi, yine yolunda gitmeyecekti…

Peki Fabiano’ya niçin ”kötü çocuk” denilmişti, kendisini dünyanın gündemine oturtan yanlışları nelerdi ve beraber futbol tarihinin en uyumlu ikililerinden birini oluşturduğu Frédéric Kanouté ile olan hikayeleri nasıl gelişti, hepsi yazının bir sonraki bölümünde…