Football Leaks – Futbol Asla Sadece Futbol Değildir

Football Leaks belgeleri, sokakta oynayıp aşık olduğumuz bu oyunun bugün geldiği noktayı gözler önüne seriyor…

Eveet medyamız her zaman ki gibi kamu yararını ilgilendiren bir konuda 3 maymunu oynamakta. Açıkçası siyasi konularda 3 maymunu oynamalarına alışmıştık ancak futbol konusunda dahi 3 maymunu oynamaktan  vazgeçmiyor olmaları medyanın içinde bulunduğu durumu özetler nitelikte. Aslında Football Leaks belgelerini Türkiye’de ki sermayedarlar – medya ilişkisini ele almadan yazmak, konuyu yüzeysel bırakacaktır. Aynı şekilde kapitalizm – futbol endüstrisi ilişkisinden de bahsetmeden bu konuyu ele almak konuyu her yönüyle kavramamızı engelleyecektir. Ancak bu bahsini açtığım başlıklar başka bir yazının konusu olsun. Şimdi şundan bahsedelim, federasyon başkanının ana akım medyanın neredeyse %50’den fazlasını elinde tutması ve Football Leaks belgelerinin federasyon başkanını da ilgilendirmesi kuşkusuz bu skandalın ülkemizde yeterince konuşulmamasının ana nedeni.

Aslında yazacaklarım toplam haberlerin üçte biri bile değil. Çünkü dediğim gibi, dünya çalkalanıyor şu an. Yabancı medya da birçok haber var ancak bilgi kirliliğine mahal vermemek için meseleyi ana hatları üzerinden ele alacağım.

Şunu belirteyim, Football Leaks belgeleri ışığında yer alan iddiaların hepsi, Der Spiegel gazetesinde European Investigative Collaborations (EIC) konsorsiyumu tarafından paylaşılıyor. Manchester City ve PSG’nin bildiğiniz gibi sahipleri Araplar. Arap parası şu anda dünyayı ekonomik, siyasal, askeri ve spor yönünden döndürüyor. Haberlere göre, bu iki kulüp Birleşik Arap Emirlikleri ve Katarlı sahiplerinin şirketlerinden gelen sponsorluk anlaşmalarını ederinden fazla gösterip kulübe FFP’ye aykırı bir şekilde para girişi sağladılar. Yani evrakta sahtecilik. Hani şu an da ülkelerden birinin federasyon başkanı olan birisi, evrakta sahtecilik yaptığı için başkanı olduğu kulüp, o yıl UEFA’dan 1 yıl men cezası almııştı. Şimdi hatırlayamadım bu başkanı :)

UEFA’nın ve FIFA’nın futbolda yasa dışı olaylara karşı tavrı bildiğiniz üzere ‘’ 0 tolerans ‘’ dır. Ancak bu belgeler ışığnda gördük ki bu ‘’ 0 tolerans ‘’ tavrı sadece Doğu Avrupa ülkelerinin takımları için geçerli. Kimdir bu kulüpler ? Romen kulüpleri, Türk kulüpleri. Özellikle Türk kulüplerine karşı 100 bin euro açığın bile peşine düşen UEFA’nın, PSG ve Manchester City’nin FFP’den ceza almaması için dönemin UEFA Genel Sekreteri, bugünün FIFA başkanı tarafından görüşmeler yürütülmesi ; çocukluk aşkımız olan futbolun bugün geldiği iğrendirici noktayı bize kanıtlar nitelikte.

Aslında Football Leaks belgelerinin kahramanları PSG ve Manchester City. Her taşın altından bu beyefendiler çıkıyor. Doğru anlaşılması için madde madde sıralayalım.

  • Guardiola, Manchester City ile Ekim 2015’te sözleşme imzaladı ancak açıklanmadı. Pep, o dönem halen Bayern Münih’i çalıştırıyordu. Kulüp yetkilileri o dönem çıkan imza haberinin kaldırılması için tek tek medya kuruluşlarıyla iletişime geçti.

 

  • 2009’da M. City’nin başına geçen Mancini, İngiliz ekibiyle teknik direktörlük (1.45 milyon sterlin, yıllık) El-Cezire ile de danışmanlık (1.75 milyon sterlin) sözleşmesi imzalamış. El-Cezire’den gelen para, vergi cenneti Mauritius’ta kayıtlı bir şirkete gidiyormuş.

 

  • PSG, 2013-2018 yılları arasında genç oyuncu taramalarını etnik köken üzerinden gerçekleştiriyormuş. Rapor kağıdında, “Fransız, Mağribli (Fas, Tunus, Cezayir), Batı Hindistanlı ve Siyah Afrikalı” seçenekleri bulunuyormuş. Kulüp, bundan ancak 2018’de haberi olduklarını iddia ediyor.

 

  • PSG, maçlardan önce ve sonra taraftarları selamlamaya gitmeleri için futbolculara etik primi adı altında ödemeler yapıyormuş. Thiago Silva’ya aylık 30 bin, Cavani’ye 70 bin, Neymar’a ise 375 bin euro. Neymar hocayı eleştirmezse yıllık ekstra 2.5 milyon euro daha alıyor.

 

  • City, Afrika’daki Right to Dream Futbol Akademisi’ni kendine bağlamış. Oyuncular reşit olup transfer olmak istediklerinde ilk söz hakkı City’de. FIFA’nın engellemeleri sonrası bu sefer Nordsjaelland’i satın alıp, akademi oyuncularını oraya yönlendiriyorlar.

 

  • City’nin izni olmadan herhangi bir akademi oyuncusu satılamıyor. İzin çıkarsa bonservisin %25’i City’ye. Eğer City buradan oyuncu beğenirse maddi beklenti olmaksızın oyuncu ikna edilmek zorunda. FIFA, üçüncü parti ortaklığı (TPO) yasaklamıştı.

 

Eveeet şimdi gelelim bu belgelerin Yıldırım Demirören ve Beşiktaş bölümüne. Bu bölümün kahramanı ünlü menajer Jorge Mendes ve ekürisi Ahmet Bulut. Menajer Jorge Mendes, 2010-2011 yılları arasında Ahmet Bulut’la birlikte Beşiktaş’a getirdiği 7 oyuncudan 6 milyon euro komisyon aldı. Ancak sözleşmelerde kendi imzası yerine menajerlik yetkisi olmayan şirket direktörünün imzası vardı. Bu, dönemin yönetmeliklerine aykırı bir durum. Bu 6 milyonun 4.5’unu tahsil eden Mendes, kalan para için Beşiktaş’ı mahkemeye veriyor. Beşiktaş haklı olarak borcu reddediyor zira sözleşmeler kurallara aykırı. Ama nedense kalan 1.75 milyonluk borcun 1.5’u Ahmet Bulut’un avukatı aracılığıyla Mendes’in hesabına yatırılıyor.

Bu yapılan 7 transferin hiçbirinde imzası olmayan Ahmet Bulut, Mendes aracılığıyla, ödenen komisyonlardan pay alıyor. Quaresma ve Simao’nun menajerlik ücretlerinin bir kısmı Ahmet Bulut’un hesabına yatıyor. Belgelere göre Ahmet Bulut aldığı bu komisyonları vergi cenneti ülkelerde ki off – shore hesaplarına aktarıyormuş.

YILDIRIM DEMİRÖREN YETER DEDİĞİNİZİ DUYAR GİBİYİM

Ama yetmiyor. Beşiktaş, bildiğiniz üzere transfer sihirbazı Yıldırım Demirören zamanı Almeida’yı bedavaya aldı, bize öyle söylendi yani. Aslında Quality adında bir fon, Almeida’nın bonservisinin %45’i için 2 milyon euro ödemişti. Beşiktaş da bedavaya oyuncunun %55’lik hakkına sahip oldu böylece. Yapılan anlaşmada oyuncunun sözleşmesi bitmeden başka bir kulübe satılması gerektiği yazılı. Aksi halde BJK, transfer ücretini %10 faiz ekleyerek fona ödemek zorunda. Kaderin cilvesi, tam da bu gerçekleşiyor. Almeida sözleşme uzatılamadan gidiyor ve BJK 2.75 milyon euroluk ödemeyle karşı karşıya kalıyor.

Şirket Jorge Mendes ve Peter Kenyon’a ait. Kimdir Peter Kenyon ? Meşhur CEO. Adnan Öztürk’ün başkanlık vaadi. Beşiktaş, bu şirketle 2.6 milyon euro ödenmesi konusunda anlaşmaya varmış. Enteresan noktalardan biri fonun yatırımcıları ve danışmanları arasında o dönem Fenerbahçe’de yönetici olan Ali Koç da var.

Futbol düzenimizin çarpıklığı tepe noktasına bakınca anlaşılıyor zaten. Altyapı çözmemiz gereken bir sorun evet, peki ya üstyapı ? Demirören’in başkanı olduğu bir spor dalıyla ilgili ne kadar olumlu hayaller kurabilirsiniz ki ? Biz de kuramıyoruz zaten. Kuramadığımız için günlük tartışmaların, kavgaların gölgesinde günü öldürüyoruz.

NEYSE

Kocaaaa belgede tek bir pozitif örnek var. N’golo Kante. Mütaviziliğyle bizleri mest eden, Dünya Kupası’nı kazandıktan sonra dahi kupayla fotoğraf çekilmeye çekinen ; öyle utangaç, öyle bizden birisi. Kante, Chelsea’nin, maaşının bir kısmını vergi cenneti bir ülkedeki off-shore hesaba ödenmesi talebini önce kabul ediyor ancak sonra bunun sakıncalı olduğunu düşünüp Chelsea’nin tüm ısrarlarına rağmen reddediyor. Çocukken Paris banliyölerinde çöp toplayarak hayatını geçindiren Kante ; kazandığı paraya, şöhrete rağmen hala o banliyölerde çöp toplayan çocuk saflığında olduğunu bize kanıtlıyor.

Infantino ve türevlerı futbol dünyası için büyük tehlike. Hatırlarsanız, Infantino bir süre önce ismini açıklamadığı yatırımcılar olduğunu ve 25 milyar dolar vererek Dünya Kulüpler Kupası ve ikinci bir turnuva düzenlemeyi düşündüklerini söylemişti. Alman basınına göre; Infantino, sadece turnuva haklarını değil FIFA’nın tüm TV, dijital yayın, ürün pazarlama gibi neredeyse sahip olduğu tüm haklarını bu yatırımcıya vermeyi planlıyormuş. Ne plan ama !

Bu planla birlikte dünya futbolu ne idüğü belirsiz bir Arap sermayesinin kontrolü altına geçecek. Yalnız şöyle bir durum var ; Infantino dışında bu plandan kimsenin haberi yok. Yanlış okumadınız, koskoca FIFA’da Infantino dışında bu plandan haberdar olan kimse yok. Yetmezmiş gibi bu ne idüğü belirsiz organizasyon FIFA’yı ele geçirdikten sonra Infantino bu organizasyonun icra kurulu başkanı olacakmış. Vay be beyaz yakalılar !

Yeter mi ? Elbette hayır. Bir oyun ne kadar kirlenecekse o kadar kirlenmiş sevgili okurlar. Yayınlanan belgelere göre başta Alman ekibi Bayern Münih olmak üzere Avrupa’nın önde gelen kulüpleri, UEFA organizasyonlarından ayrılarak ‘Avrupa Süper Ligi’ni kurmak için araştırmalar yaptı.

Plana göre, Bayern Münih, Milan, Arsenal, Barcelona, Juventus, Manchester United, Chelsea, Liverpool, Manchester City ve Paris Saint Germain, Avrupa Süper Ligi’nin daimi katılımcıları olacak ve bu kulüplere 20 yıl garanti verilecekti. Hatırlarsanız bir zamanlar Ünal Aysal bu lige dair araştırmalar olduğundan bahsetmişti. Hatta bu lig kurulursa eğer Galatasaray’ın da bu ligin için de yer alacağını açıklamıştı. Ne kadar doğruluk payı vardı bilemeyiz. Ancak böyle planların olduğu bilinen bir gerçek.

İlk sezon için Atletico Madrid, Borussia Dortmund, Inter, Marsilya ve Roma ise konuk ekipler olarak davet edilecek ve 16 takımlı ligde mücadele etmeleri istenecekti. Hatta belgelere göre Bayern Münih avukatları, çeşitli görüşmeler yaparak ligden çekilmenin ve Alman milli takımına oyuncu göndermemenin hukuki yollarını araştırdı.

Tüm bu bilgiler ışığında gelişmeler ne olur, bilemeyiz. Açıkçası ben değişen pek bir şey olacağını zannetmiyorum. Futbol artık bir oyun değil, ürün. Ve bu ürünün tedarikçileri, sponsorları yani daha açık söyleyeyim ; dile kolay gelen milyon eurolar, bin euroların kaynağı bu sponsorlar. Futbol ekonomisinin bu denli büyümesini sağlayan bu insanlar elbette haklı olarak daha fazla kar etmek istiyorlar. Kapitalizm’de dünya her gün yeniden kurulur. Futbol nasıl ki 20 yıl önceki halinden uzaksa bundan 20 yıl sonra da şimdi ki halinden uzak olacaktır. Bize düşen ise her zaman ki gibi gönül verdiğimiz renklere dair hayal kurmaya devam etmek. Hayallerimizin sınırlarını belirleyenler ne kadar acımasız olsa da…

Yazdıklarım kendi çevirilerim ve araştırmalarım olmakla birlikte bazı noktalar da sevgili Mert Elam’ın da bilgisine başvurdum. Kendisine teşekkür ediyorum.