Değişmesi ve yenilenmesi gereken bir takım: Galatasaray

Bilhassa Türkiye’de, üzerinde henüz uzlaşıya varılamamış temel bir problem söz konusu. Bir teknik direktör elindeki malzemeye göre mi hareket etmeli, yoksa imkanlar dahilinde kendi kafasındaki sisteme uygun bir takım mı kurmalı?

Bugünü daha sağlıklı değerlendirebilmek için 1,5 sezon önceye dönelim.

Facia gibi geçen birkaç yılın ardından Galatasaray, ligi istediği yerde bitirememiş olsa da en azından teknik direktör konusunda istikrar sağlamak adına dönemin teknik direktörü İgor Tudor ile yola devam etme kararı alıyor, kadroda ise ciddi bir revizyona gidiyordu. Tam da bu noktada sıfırdan kadro kurma görevi bir zorunluluk olarak yönetim ve teknik kadronun önünde duruyordu. Bu durum, halihazırdaki ekonomik sıkıntılarla birleştiğinde Galatasaray için ortaya tek bir yol çıkıyordu: Kusursuza yakın bir transfer planlaması…

Bilhassa Türkiye’de üzerine henüz uzlaşıya varılamamış temel bir problem söz konusu: Bir teknik direktör elindeki malzemeye göre mi hareket etmeli, yoksa imkanlar dahilinde kendi kafasındaki sisteme uygun bir takım mı kurmalı?

Financial Fair Play sonrasında imkanlar son derece kısıtlı bir hal alınca ilk opsiyon tercih değil, bir zorunluluk halini almaya başladı. Ancak öncesinde de durum çok farklı değildi. Taraftar baskısının yoğun olduğu, başarının tek kıstas kabul edildiği ancak günün sonunda tek bir kulübün şampiyon olabildiği bu futbol ikliminde elbette birileri ideallerinden vazgeçmek zorunda kalıyor ve sistem inşası imkansız hale geliyor.

Tam da böyle bir ortamda İgor Tudor’un kurmuş olduğu, yüksek tempo ve yoğun baskı takımının başına geçti Fatih Terim. Tudor’un tek bir oyun planı vardı ve bu kabaca daha düşük seviyedeki takımlara karşı, özellikle de iç sahada, şahane işliyordu. Rakip üzerinde kurulan boğucu baskı, taraftarın desteği ile daha da iştahlı halde sahada yer alan oyuncu grubu ve müthiş bir bitirici santrfor… Hikaye buraya kadar adeta bir peri masalını andırıyor! Ancak hayat bu kadar romantizm soslu gitmiyor. Madalyonun bir de öteki yüzü var. Aynı Galatasaray, seviyesi kendine yakın rakiplerle karşılaştığında, kendisinin yegane oyun planına önlem alındığında sıradan bir takım haline dönüyordu. Hatta üst üste alınan ezici Beşiktaş ve Başakşehir mağlubiyetleri bu takımı mental anlamda da son derece kırılgan bir yapıya dönüştürmüştü. Oysa bu ligde başarıyı getirecek anahtarlardan bir tanesi de sahip olduğunuz fizik güç kadar mental açıdan da diri kalabilmek ve geri düştüğünde o reaksiyonu vererek maç kazanabilmektir.

Tudor’un takımı bunu yapmakta zorlanıyordu çünkü Hırvat teknik adama güven hiçbir zaman yeteri kadar oluşmamıştı. Takımın liderine güven bu denli azken oyunculardan o mental dayanıklılığı beklemek de elbette gerçekçi değildi ve yine kabul etmek gerekir ki  Fatih Terim’in boşta olduğu bir ortamda, Galatasaray’ın başında yer alan bir teknik direktörün, üzerinde baskı hissetmeden çalışması çok da kolay sayılmazdı. Nitekim yaz boyunca üzerinde çalışılan oyun planı zihinsel çöküşün ardından işlemez hale geldi ve Tudor ile yollar ayrıldı.

Fatih Terim işte tam da bu ortamda Galatasaray’a yeniden döndü ve ”nerede kalmıştık?” diyerek ateşten gömleği giydi. Kendisinin de söylediği gibi bu bir meydan okumaydı. Kendi kurmadığı bir takıma, finansal açıdan çok da fazla hareket alanı olmayan bir ortama, büyük bir teveccüh ile gelmişti. Galatasaray ise ekonomik açıdan son kozunu yaz transfer sezonunda oynamış ve o transfer operasyonunun başında kendisi bulunmuyordu. Galatasaray belki sezonu şampiyon olarak tamamladı ancak en güçlü kadro kesinlikle kendisinde değildi ve bu kadronun çok ciddi defoları vardı.

En kötü plan, plansızlıktan iyidir!

Gelelim yaz transfer sezonuna. Galatasaray’ın mevcut kadrosunun birbirini yedekleme konusunda sıkıntı yaşamayacağı iki forvete, bir tane oyunu çift yönlü oynayabilecek bir tane de oyunu yönlendirebilecek top tekniği yüksek bir orta sahaya, nicelik olarak bir, nitelik olarak ise iki tane stopere ihtiyacı vardı. Bu saydıklarım yarışmacı seviyede başarı kovalayabilmek için elzem olan takviyelerdi. Kenarlarda fark yaratabilecek bir kanat oyuncusu, düşük profilli ancak süre bulduğunda sırıtmayacak bir sol bek, en azından top üzerine geldiğinde ürkmeyecek bir yedek kaleci ihtiyaçları ise derinlikli düşünüldüğünde ”hayır” denmeyecek olan eklemelerdi.

Peki Galatasaray ne yaptı? Halihazırda forvete ihtiyacı varken santrforunu gönderdi (burada Gomis’in gitmesinden ziyade yerine kimsenin alınmamasının tartışılması gerektiği kanaatindeyim) ve sezona kağıt üzerinde tek forvetle girdi. Seviye olarak çok yukarılarda olmasa da Denayer’i , kiralık veya satılık olarak kadrosuna katamadı. Yani sezonu şampiyon tamamlayan ve buna rağmen eksik olan takımdan iki oyuncuyu kaybederek sezona başlamak durumunda kaldı. Durum bu kadar netken Galatasaray’dan en üst seviyede  yarışmacı performans beklemek takımın başında hayalleri gerçek eden bir isim olsa da büyük polyannacılıktı!

Olumlu olan noktalar yok değil miydi, elbette vardı. Oyunu çift yönlü oynama noktasında yapılan tanımlamaların arka planındaki isim olan Ndiaye’nin bizatihi kendisinin transfer edilmesi ve Türkiye Ligi’ndeki en kaliteli yerli/solak oyunculardan Emre Akbaba’nın takıma katılması bir o kadar doğru hareketlerdi.

Yeni Sezon ve Şampiyonlar Ligi

Galatasaray şampiyonluğa giderken bile güçlü bir oyuna sahip değildi ve kırılgan yapısı Tudor dönemindekine benzer şekilde devam ediyordu. İç sahada oyun olarak çözülemeyen maçlar da tamamen Galatasaray tarafından oluşturulan ”kontrollü kaos” ile sonuç veriyordu ve takım bu sayede şampiyonluk yarışında zirvede kalabilmişti. Fatih Terim’in geçen sezon şampiyonluğa ulaşırken yarattığı en büyük fark; belirleyici roldeki maçların hepsinde Galatasaray’a kontrollü oyunu oynatmayı başarması ve bunu yaparken oyuncularını maç içinde sabırlı, taktik plana son derece sadık kalacak mental hazırlıkla sahaya sürmesi, rakip analizini kusursuza yakın yapabilmesiydi. Şampiyonluğa aç ve hedefe motive olmuş oyuncular bunu fazlasıyla yerine getiriyordu. Bu sezon ise o açlık yerini kısmen rahatlamaya bırakıp, yaz transfer sezonu da fiyasko ile sonuçlanınca ortaya oyun bazında facia bir görüntü çıktı.

Buna rağmen Galatasaray’ın oyun anlamında elle tutulur yegane performanslarını Şampiyonlar Ligi maçlarında verdiğini söylemek sanırım yanlış olmayacaktır. Lokomotif Moskova maçının ilk 20 dakikası, Porto maçının tamamı ve ikinci Porto maçının belli bölümünde Galatasaray sahada gerçekten çok iyi işler yaptı. Burada belirleyici nokta kadro kalitesiydi. Rakip Marega ile girdiği sınırlı sayıdaki pozisyonu gole çevirirken, Galatasaraylı oyuncular kolay gol kaçırma konusunda her pozisyonda çıtayı biraz daha yukarı çıkarmakla uğraşıyordu. Altı maçlık periyot boyunca eleştirilecek iki maç şüphesiz Schalke maçlarıydı. Galatasaray teknik heyeti bu iki maçta Tedesco’nun üçlü savunma anlayışına çok net biçimde karşılık vermekte zorlandı.

xG Verileri

Henüz üzerine çok fazla kafa yorulmayan ancak dikkat çeken bir futbol verisi mevcut. Kısaca xG (Expected Goals) olarak yazılan bu veriye göre takımların çekmiş oldukları şutların, daha önceki maçlarında benzer şekilde çekmiş oldukları şut oranlarını göz önüne alarak, çekilen bu şutların gol olma beklentisi ölçülüyor. Tanım biraz karışık gibi dursa da esas öğrenilmek istenen şey çekilen şutun kalitesi ve bu şutların o maç için rastlantısal mı değil mi olduğunu öğrenebilmek. Bu bilimsel yöntemin nasıl ve nerede ortaya çıktığını, futbola nasıl uyarlandığını merak eden arkadaşlar bu linkten detaylarını okuyabilir. Biz biraz daha analiz kısmında duralım.

Görselde de görüleceği üzere  Galatasaray’ın gol atma beklentisi ile attığı gol hemen hemen aynı. Bunun manası şu: Galatasaray’ın hücumdaki etkisiz görüntüsüne rağmen attığı gol adedi fazla bile! Takımın birkaç maçını izleyen bir kişinin dahi rahatlıkla gözlemleyebileceği bu kısırlık, veriler bazında da doğrulanmış görülüyor. Galatasaray sezon başında Onyekuru ile Garry Rodrigues’in sürat ve atletizmine güvenerek hızlı bir geçiş oyunu planladı muhtemelen. Ancak hem Garry’nin Moskova maçı ile beraber serbest düşüşe geçmesi hem de Onyekuru ile aynı anda sahada yer aldıklarında ikisinin de veriminin azalması Galatasaray’ı beklentilerin çok uzağında tuttu. Buna sakatlar ve cezalılar da eklenince ortaya hücum planı olmayan bir takım görüntüsü çıktı. Top kendisindeyken çok statik, yaratılan nadir pozisyonlarda da gol kaçırma konusunda son derece cömert bir yapıya sahip olunca, bu kötü görüntüsüne rağmen alabileceği puanların uzağında kalan bir Galatasaray portresi belirdi ilk devrede. Bu durumu tek bir oyuncuya bağlamanın (forvet eksikliği) ne denli doğru olacağı bir tartışma konusu olsa da bir forvet oyuncusunun yalnızca gol atarak değil, yeri geldiğinde top saklayarak, verkaça girerek ve ön alanda baskı başlatarak da takımına muazzam katkı verebileceği unutulmamalı.

Devre arası ve beklentiler

Asıl meseleye gelelim. Galatasaray nasıl bir yol haritası izlemeli? Cevap çok açık: Önce oyuncu satabilmeyi öğrenmeli ve bunu başarmalı. Eğer ki FFP ile bir anlaşmanız varsa aynı zamanda kadronuzu da güçlendirmekle mükellefseniz oyuncu satmayı mutlaka öğrenmeniz gerekir. Alış ve satış konusunda amatörce bir yaz dönemi geçiren Galatasaray yönetimi, bu durumu devre arasında terse çevirebilir mi hep birlikte göreceğiz. Eğer başarabilirlerse Galatasaray’ın gidermesi gereken acil ihtiyaçları şampiyon olduğu günden beri ortada. İki adet forvet, gidecek oyuncuların durumuna göre de bir veya iki adet stoper. Oyuncu satışı konusunda ise kafaların bir nebze olsun karışmış olabileceği kanaatindeyim. Feghouli; Sneijder ve Drogba’dan sonra Galatasaray’a, o kalibreye yakın seviyede, gelmiş olan belki de yegane oyuncu ve mevcut kadronun da en önemli winner karakteri. Her ne kadar sezona çok iyi ve fit bir giriş yapmasa da devreyi çok görkemli şekilde bitirdi. Eğer Galatasaray yönetimi ve teknik heyet, oyuncu maaşlarını da işin içerisine katarak, yazın yapamadıkları o futbol planlamasını yaparlarsa gelecek teklife göre hem Belhanda hem de Feghouli ile yolları ayırma noktasında tereddüt etmezler. Öte yandan, ”biz acil ihtiyaçlarımızı giderelim, ana değişimi önümüzdeki yaz sezonuna bırakalım” derlerse de stratejik bir hamle ile bu oyuncuları tutup, satılması akla dahi gelmeyecek oyuncularla yolları ayırabilirler. (Bu yazı yazıldığı esnada  gündemde olmayan Serdar Aziz meselesi ve Garry Rodrigues satışı yazdıklarımızla tam olarak örtüşmüştür.)

Verilecek karar ne olursa olsun; Galatasaray’ı ve Türkiye’deki transfer piyasasını çok hareketli bir devre arası bekliyor.

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More