Büyük Bir Çöküş: Fatih Terim ve Son Dönemi

”Her şeye rağmen, her şey bittiğinde, Ezel aşkın kazanacağını, adaletin yerini bulacağını zannediyordu. Ama mutlu sonlar hikayelere mahsus. Benim anlattığım hikayeyse çoktan bitti, sonrasında yaşananlar hiç olmadı. Gerçek hayatta babalar ve oğullar ölümü yenip kavuşamazlar birbirlerine. Kavuşabilirler mi?” (EZEL adlı dizinin 71. bölümünden)

 

Sadakatsizlik

Söze her zamanki gibi taktiksel konularla girmeyi isterdim ancak Galatasaray futbol takımı mevcut teknik heyetinin böylesi bir kaosun içinde taktiksel konulara öncelik vermekten anlayacağını düşünmediğimden işin diğer boyutundan başlayacağım. Her şeyden önce yukarıda da kullandığım üzere sadakatsizlikle başlamak istiyorum. Net şekilde Fatih Terim taraftarına sırtını çevirmiştir. Fatih Terim kendisine zamanında ”ahımız var Terim” diyerek ah eden, onu yani hayatını sarı kırmızıya adamış bir insanı satan bir grup Galatasaray taraftarının sahte desteğini arkasına alarak, kendisini babası bilip iyiliğini isteyen, hiçbir zaman ah etmemiş ancak hiçbir zaman da sahte desteklerde bulunmamış, yeri geldiğinde eleştiren, yeri geldiğinde istifa diyen, onu gerçekten seven taraftar kitlesine bir hiç muamelesi yaparak, şahsına ihanet etmeyen kitleye bugün geldiğimiz noktada bizzat sırtını çevirmiştir.

”Biz sosyal medyaya göre hayatımızı ve takımımızı şekillendirmiyoruz.”

Yukarıdaki cümleyi Fatih Terim, son döneminde en aşağı dört beş defa kullandı. Son olarak da Gençlerbirliği maçının ardından ağzına aldı. Bu ne demek? Beni eleştirenleri umursamıyorum, hiçe sayıyorum, o taraftarlara zerre kadar değer vermiyorum demek. Yani çok değil üç sene önce havaalanlarında ahımız var Terim diye ülkeyi yakan sahte destekçiler Terim’in adamı ama onun iyiliğini istediği için eleştiri getirenler hain. Bekle hain! Burada bir sadakatsizlik söz konusuysa, öznesi de kendisini tüm samimiyetiyle sevip yüreğiyle destekleyen, iyiliği için eleştiren taraftarlara sırt çeviren Terim’dir. Bu arada ahımız varcı tayfa ile bugünün bağnaz Terimcileri arasında ilişki kuramayan arkadaşlarımızın geçmişe yolculuk yapmalarını tavsiye ederim.

 

Kibir

Elbette ki biz futbolseverler Terim’in egosunu hep anlayışla karşıladık. Bunu kariyeri başarılarla dolu bir adamın haklı özgüveni olarak niteledik. Hatta karakterindeki soru işaretlerini, geçmişten günümüze imzasını taşıyan kötü olayları daima halının altına süpürdük. En başta da Galatasaray taraftarı. Emre Belözoğlu’na sövüldü, Volkan Demirel’den nefret edildi, Hasan Şaş yüceltildi, Fatih Terim’e tapıldı. Aslında Galatasaray taraftarı gerçeklerden hep kaçtı. Hocanın her geçen döneminde, bir sonrakinde ders almış ve hatalarından arınmış şekilde döneceğini umdu. Her gidişinin ertesinde bir daha takımın başına geçerse camiayı bırakmayacağını sandı. Yıllar geçiyor, Terim olgunlaşıyor, kibrinden sıyrılacak diye bekledi. Öyle ki dördüncü döneminin başında hayretler ola kavga gürültü yaratmadığından değiştiğini düşündü. Sonrası mı, hep aynı son.

Antrenörlüğünün ilk yılları olan, kendisini vitrine çıkartmış 96-2000 dönemi hariç, kibrinden ve şımarıklığından hiç kurtulamadı. Ne zaman teknik direktörlüğü tartışılır olsa mütevazılığa büründü ne zaman üst üste şampiyonluklar kazansa yönetimlerle, basınla, TFF ile uğraşıp durdu. Eleman sözüne alındı, birileri istedi diye imzalamam dedi (Aysal ile arasındaki soğuk savaşta kendisinin de haklı olduğu konular çoktur), kendisine 2019-2020 sezonunda tarihin en iyi kadrolarından birini sunmuş Mustafa Cengiz Yönetimini alenen suçladı, futbolcularıyla inatlaştı, taraftarıyla restleşti. Ne zaman dibi görse aslolan Galatasaray’dı ama zirvedeyken hayat sosyal medyadaki eleştiren taraftara göre şekillenmiyordu.

Bu konuda esas anlatmak istediğim konuya ise şimdi geçeceğim. Biliyorsunuz Galatasaray Akhisarspor ile oynayacağı Süper Kupa maçından üç gün sonra, ligin ilk haftasından beş gün önce Floransa’ya hazırlık maçına gitti. Galatasaray dışında kimseler takvimine o hafta maç almazken, Fatih Terim’in ekibi taa İtalya’ya Fiorentina ile maç yapmaya gitti. Amaç ne? Zaten Şampiyonlar Ligi dolayısıyla önünde sıkışık bir fikstür varken takımı daha da sıkıştırmadaki espri ne? Hoca Floransa’ya gidecek, boy boy fotoğraflar verecek, iki gün boyunca onlarca röportaj kabul edecek, tribünlerde Terim adına tezahüratlar yapılacak falan filan. Tam Terim’lik. Bayılır böyle olaylara. Değil ligin başlamasından beş gün önce, şampiyonluk maçının bir gün öncesine teklif edilse kabul eder belki de. Çünkü iki yılda bir hocanın egosunun okşanması gerekir. Çünkü yetmişine merdiven dayamış biri olmasına rağmen çocuk gibidir. Biraz başarılı olduğunda başkanın, yönetimin, taraftarın, rakip taraftarın, Fiorentinalıların, Milanlıların, herkesin onu övmesini ister. Halbuki en büyük övgü kazandığı kupalarıdır ama o bunu bilmez. Sonuç olarak Fatih Hoca hiçbir zaman kibrini yenememiştir ve bu da Galatasaray’ı iki yılda bir kaosa sürüklemektedir.

 

Mustafa Cengiz Yönetimi ile İlişkisi

Herhalde mevcut yönetimi en çok eleştiren kişilerden biriyim. Bugüne dek sayısız eleştiride bulundum, Galatasaray’ın haklarını yeterince savunamadıklarını söyleyip durdum. Hatta en büyük şansları Fatih Terim’dir dedim. Amaaaa! Bu sezon işler değişti. Öyle bir kadro verdiler ki teknik direktörlerinin ellerine, bırakın kulübün haklarını savunmayı TFF’ye gidip bizi doğrayın bu sezon kardeşim deseler dahi bu kadronun rahatlıkla şampiyon olması gerekir. Dolayısıyla da hiçbir şekilde teknik direktörün sığınabileceği bir bahane yoktur. Peki Fatih Terim ne yaptı? Son maçtan sonra yönetimi hedef tahtasına koydu. Neymiş, konuşmuyorlarmış. Allah Allah! Sanki geçtiğimiz iki senede çok konuştular da şimdi konuşmuyorlar, adamlar başından beri böyleydi yeni mi jeton düştü? Ozan Kabak’ı sattı bu ekip senden izinsiz. Ya istifa ya devam dedin. Bir hafta sonra çıktın kendini yalanlarcasına yönetimi eleştirmeye gerek yok camia olarak kenetlenmeliyiz sözleriyle devam ettin. Çaykur Rizespor Başkanı Hasan Kartal’a plaket verdiler, sana kabadayı, sicili bozuk sözlerini sarf eden Ali Koç ile fotoğraf çektirdiler, hakkınızı yiyen hakemlere gık diyemediler. O zaman sustun da şimdi mi canına ve vicdanına battı tüm bunlar? İşine geldiğinde, önünde şampiyonluk ihtimali olduğunda, kimseler seni eleştirmediğinde susabiliyorsun madem de, oklar sana çevrildiğinde niye satıyorsun daha önce desteklediğin bu yönetimi? Bu ne bencilliktir!

 

Kaos Arayışı

Evet Fatih Terim’in, özellikle de referandumda ”Sen de evet diyor musun Fatih Hocam?” ucuzluğuna prim vermeyişi sonrası bazı kişi ve kurumlar tarafından haksızlığa uğradığı şüphesiz bir gerçek. Olmayan penaltılar, VAR’a dahi gidilmeyen pozisyonlar, birilerinin kafasına göre Türk Futboluna sunulan bildiriler, muhatabı belirsiz cümlelere verilen cezalar gibi. Ancak bu noktada da Terim’e yeter demek istiyorum. Her maçın sonunda oraya buraya sataşıp savaş atmosferi yaratmaya çalışmasından herkes bıktı. İnsanlar artık teknik ve taktik yorumlar, açıklamalar beklerken her basın toplantısının bir potansiyel Kurtlar Vadisi sahnesi olması kabak tadı verdi. Öyle ki sonsuzluğa uzanacak taktiksel hataların barındığı maçlardan sonra bile mazeretlere sığınmaktan çekinmedi. Bu, kimi zaman rüzgarın yönü oldu kimi zaman yönetimin sessiz kalması. Lafa geldiğinde oyuncularımı asla suçlamam dedi ama her kötü gidişatta oyuncu grubundan birini yem etti. Taktik konuşmanın zamanı gelmedi mi sevgili Fatih Terim? Her şeyin sorumlusu ”dış güçler” mi?

 

İnat

Galatasaray teknik heyeti pas oyunu ve 4-1-4-1 diye tutturmuş.  Takım şut dahi atamaz hale gelmiş ama hala büyük bir inatla devam. Neymiş efendim bu takım sadece pas oyunu oynayabilirmiş, bu takım sadece 4-1-4-1 ile dizilebilirmiş. Geçtiğimiz sezon yazdığım bir yazıda aynen şu cümlelere yer vermiştim:

Rocky serisinin bir bölümünde şu konuşma geçer,
+ Adrian: ”Neden dövüşmek istiyorsun?”
– Rocky: ”Çünkü ne şarkı söyleyebiliyorum ne de dans edebiliyorum.”

İşte Rocky’nin kısıtlı yetenekten ötürü boksör olması gibidir 4-4-2, elindeki kötü malzemeyle uygulayabileceğin en iyi seçenektir. Çok büyük yıldızların, kaliteli ayakların yoksa, sana en iyisini bu diziliş verir. İşin tuhafı da, toplumda 4-4-2 ”zor diziliş” olarak bilinir. Savunma zafiyetleri, geriye dönüşler gibi konularda haklı olarak insanların gözünü korkutsa da bu, tam tersi uygulaması kolay ve eksileri makyajlayabilen bir taktiksel gerçektir.

2019-2020 sezonunun başlamasına yakın çoğu Galatasaray taraftarının ve sözüm ona analizcilerin ağız birliği yapmışçasına bu takım pas oyunu oynar görüşünü şaşkınlıkla haftalarca izledim. Neye ve kime dayanarak böyle katı bir kanıya varıldığını anlamamıştım, hala da anlamış değilim. Neye dayanarak Galatasaray’ın sadece pas oyunu oynayabileceği iddia edilmişti? Babel ve Feghouli ile ancak pas oyunu oynanabilirmiş, Seri-Lemina-Nzonzi üçlüsü tempolu değilmiş, önde basacak futbolcu yokmuş… Yahu aynı Feghouli değil miydi Tudor döneminde ilk yedi haftada rakipleri baskıyla delik deşik eden, yahut Seri-Lemina-Nzonzi Çatladıkapıspor’dan mı geldi de ligimizin güya yüksek temposunu kaldıramayacak ya da mesele önde basmaksa eğer dünyada koşu kapasitesi yüksek ofansif orta saha denince akla gelecek yirmi futbolcudan biri Belhanda ile, yine aynı şekilde koşu kapasitesi yüksek forvet denince akla gelecek yirmi forvetten biri olan Andone başka takımın futbolcuları mı? Ha bir de bu takım sadece pas oyunu oynayabilir sözünün ekürisi ”bu takım 4-4-2 oynayamaz” düşüncesi. Sözleşme mi imzaladın ben bu sene 4-4-2 oynamayacağım diye? En başa koyduğum alıntıda da değindiğim üzere, 4-4-2 en oynanabilir dizilişlerden biridir. Yeter ki taktiksel tutarlılığın ve parselizasyonun gelişmiş olsun. Galatasaray’daki oyuncu grubuna uygun değil denilen diziliş için onlarca örnek on bir çıkabilir:

 

Feghouli – Seri- Lemina – Belhanda

Falcao – Andone

—————————————

Feghouli – Seri – Nzonzi – Lemina

Falcao – Andone

—————————————

Jimmy – Seri – Lemina – Belhanda

Falcao – Andone

—————————————

Lemina – Seri – Nzonzi – Belhanda

Falcao – Babel

—————————————

Emre Mor – Seri- Lemina – Andone

Falcao – Adem Büyük (Babel)

————————————–

Emre Mor – Belhanda- Lemina – Babel

Andone – Adem Büyük

—————————————

Daha Taylan’ı, Ömer’i falan işin içine katmadım. Sürüyle 4-4-2 kadrosu çıkar bu oyuncu grubundan. Ha ama tutarlılık şartıyla. Mesela Falcao Babel forvet hattı faydalı olmaz. İkisinin de ”size” zaafı var, güçlü değiller, yaşlılar. İkisi de topu ayağına isteyen futbolcular. Bu tarz bir ikili iş görmeyecektir. Orada hem rakip savunmanın topla çıkışını engellemek hem de alan açmak adına baskı direnci yüksek güçlü bir oyuncu kullanmak esastır. Yani ikiliden en az biri Andone veya her ne kadar pek güçlü olmasa da Adem olmalıdır. Bir diğer konu Seri ve Lemina 4-4-2 orta sahasını kaldıramaz düşüncesi. Niye kaldıramasın yahu, sen burada kıytırık rakiplerinle kör döğüşü yaparken ikili Premier Lig’de futbolun en yüksek tempo düzeyinde oynuyordu ki üstelik Lemina’nın epey de iyi bir top kapma becerisi var. Ha derseniz ki bu formatta pas oyunu oynanır mı? Oynanır. Taktiksel tutarlılığı yarattığın sürece her şeyi oynarsın arkadaş. Diyelim ki olmadı, sözleşme mi imzaladın pas oyunu oynayacağım diye, değiştir! Fatih Terim’in artık pas oyunu denen garabetten ve 4-1-4-1 sevdasından vazgeçmesi gerek…

İnat demişken, inatlarından bir diğeri de Younes Belhanda. Öncelikle söylemeliyim ki Belhanda çok beğendiğim ve Galatasaray’ın geçtiğimiz iki sezondaki şampiyonluklarında büyük payının olduğunu düşündüğüm bir futbolcu. Koşu kapasitesi, teknik, hırs ve yaratıcılığı buluşturan nadir ofansif oyunculardan. Ne var ki 2019-2020 sezonuna oldukça kötü bir giriş yaptı. Gerek çene sakatlığından önce gerek sakatlıktan sonra alışık olduğumuz Belhanda’yı izleyenlere sunamadı. Bir süre yedeğe çekilmesi gerekiyordu ama Terim pek çok konuda olduğu gibi Belhanda konusunda da ısrar etti ve son noktada taraftarlar oyuncuya isyan etme düzeyine geldiler. Nesi zor Belhanda için bu sezon formsuz demenin bilmiyorum ancak bir inat uğruna belki de bir oyuncunun parçalı altındaki kariyerinin bittiğini söyleyebilirim. Hocanın inadı, taraftarla Belhanda arasındaki zaten kuvvetli olmayan bağı kökünden koparttı.

 

Kadro Tercihleri

Bir tutarsızlıktan söz etmek gerek. Geçen sezon Muğdat Çelik, bu sezon Jimmy Durmaz ve Taylan Antalyalı. Fatih Hoca ısrarla birilerini isteyip aldırıyor ancak aldırdığı oyunculara güvenip on bire koyamıyor. Geçtiğimiz sezonu hatırlayalım, Galatasaray tarihinin en büyük forvet kıtlıklarından biri yaşanırken eldeki nadir forvetlerden Muğdat Çelik’e şans tanınmamıştı. Üstelik aynı Muğdat’ı taraftarların tüm baskısına ve ”Akhisarspor’un oynatmadığı futbolcuyu biz neden alıyoruz?” serzenişine rağmen inatla isteyip transfer ettiren de Fatih Terim’di. Keza aynı şekilde mevcut sezonda da transfer dönemi sonlarına doğru ülke Falcao transferini konuşurken, orta saha rotasyonundaki eksiğimiz Falcao’dan daha önemli diyerek Taylan Antalyalı transferini işaret eden Terim, bugün Selçuk İnan’ı oynattığı yerde genç orta sahaya şans tanımıyor. Jimmy de aynı şekilde. Ee sormazlar mı şimdi, madem zerre güvenip on bire koyamayacaktın, neden kulübün parasını harcayıp bahsi geçen futbolcuları transfer ettirdin, diye.

Veya Babel meselesi. Hocanın prensi nitelemesini doğru çıkartacak cinsten bir iltimas söz konusu Hollandalı futbolcuya. Yedeğe çekilmek için daha ne yapması gerektiğini herhalde kendi bile bilmiyordur Babel’in. Ama ligin başından bu yana her futbolcu sorunluyken Babel kusursuz olacak ki, hiç kesik yemedi adaletiyle nam salmış Fatih Terim’den…

 

Steven Nzonzi

Nzonzi konusunu ise eleştiriden ziyade bir öneri olarak dile getiriyorum. Bana kalırsa gerek mevcut stoperlerin yetersizliği gerek fiziki yapısı nedeniyle oyuncunun görece ağır kalmasından Nzonzi’nin stoper oynaması düşünülebilir bir seçenek. Böylece yeni transfer Seri-Lemina-Nzonzi üçlüsünden birinin yedek kalması da önlenmiş olacaktır. Aynı zamanda savunmadan topla çıkışları rahatlatıp, geride bir istasyon yaratır. Galatasaray’ın savunmada en büyük sorunlarından birinin stoperlerin aşırı top kaybı olduğu da düşünülürse tek bir hamleyle sorunlardan biri ekarte edilebilir. Tabi artılar yukarıdakilerle sınırlı değil, en önemli artısı hareketli stoper sistemine uygunluğu. Hareketli stoperde hareketliden kasıt maç içinde mevki değiştirebiliyor olması. Şöyle ki, takım hücuma çıktığında özellikle de iç saha maçlarında iki stoperin birden geride durması gereksizdir. merkeze kaydırılan stoper ile rakibe sayısal üstünlük kurulur, baskılı futbolun temposu arttırılabilir ve 4-2 şeklinde dizilecek ön bloktan sekecek ataklara kalkan oluşturulur. Yine top kaybında ön liberodaki stoper, yumuşak bir geçişle mevkisine döner. (arkada kalacak stoper hızlı olmalıdır.)

 

”Galatasaray markası ile Fatih Terim isminin bir araya

gelmesinden rahatsızlık duyanlar var.”

 

FATİH TERİM

Sonuç

Her ne olursa olsun, Fatih Terim’in yukarıdaki sözünde söylediği gibi, bu birliktelikten rahatsız olanlar var. O halde yapılması gereken şey Fatih Terim kanadından da Galatasaray Yönetimi ve taraftarı kanadından da hatalardan ders çıkarıp camianın hassasiyetine uygun davranışlar sergilemektir. Şu aşamada istifa doğru bir karar olmamakla birlikte Fatih Terim gibi devasa bir ismin yenilgiyle kariyerini noktalaması anlamına gelir. Onun için de hocanın kendisini artık saha içine verip Galatasaray futbol takımını taktik ve oyun bakımından geliştirmesi gerekiyor. Ama şunu da söylemeliyim ki tablo böyle giderse son hiç de uzakta değil.

Mutlu sonlar sadece hikayelere mi mahsus, göreceğiz…

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More