Bielsa: Deha

BÖLÜM 2

1. BÖLÜM için tıklayınız.

DEHA

“O, bana göre dünyanın en iyisi…”

Leeds United’ın Premier Lig’e yükselmesine en çok sevinen isimlerden birisi de hiç kuşkusuz Manchester City teknik direktörü Joseph Guardiola. Bu sözleri ise Bielsa’nın Leeds’e attığı imzanın hemen ardından söylemişti Katalan teknik adam. Bielsa ise belki de futbol dünyasında aynı dili konuştuğu tek kişi olan Pep için, “Guardiola takımlarının güzelliğini kopyalayamazsınız.” diye konuşmuştu İspanya yıllarında. City’nin başında olduğu 2016 yılından beri Premier Lig’de harikalar yaratan Pep, kariyerinin başından beri bir rol model olarak gördüğü Arjantinli efsane ile İngiltere’de ilk kez karşı karşıya gelecek ve Leeds United-Manchester City maçı şimdiden önümüzdeki sezonun merakla beklenen karşılaşmalarının başında geliyor. 8 sene önceki ilk rauntta Guardiola’nın, akıl hocasına karşı net bir üstünlüğü vardı. Ligdeki iki karşılaşmada San Mames’deki maç 2-2 beraber biterken, ligin ikinci yarısındaki mücadeleyi Barcelona kendi evinde 2-0 kazanmıştı. Son kez de Copa Del Rey finalinde karşı karşıya gelen iki takımın kapışmasında, Barcelona oldukça üstün bir oyunla rakibini 3-0 mağlup edip kupayı müzesine götürmüştü.

Marcelo Bielsa ve Pep Guardiola

Guardiola’nın neden onu tüm zamanların en iyisi olarak gördüğünü anlamak çok zor değil. Avukat ve politikacılarla dolu sofistike bir aileden gelen Bielsa’nın futbola karşı metodik bakışının, çocukluk yıllarının disiplinli ve sistemli bir hayat etrafında şekillenmesi yüzünden olduğu söylenir. Hazırlığa ve çalışmaya kariyerinin her döneminde çok önem veren Arjantinlinin ilk resmi görevi Rosario’da şehrin üniversite takımının antrenörlüğü idi. Bielsa, ilk yılında birlikte çalışacağı 20 oyuncuyu tam 3000 kişilik bir grubun arasından oldukça detaylı bir çalışma sonucunda seçmişti. Düzeni hayatının merkezine oturtan insanlar, özellikle mesleklerinde belli yerlerde takıntıya kadar varan alışkanlıklar geliştirebilirler. Rafael Nadal’ın maç içi rutinleri gibi, Bielsa’yı da sıkça kenarda yedek kulübesinin önünü arşınlarken ya da bir soğutucu dolabın üstünde otururken görmek mümkün. Benzer şekilde futbola ilk ilgi duymaya başladığı çocukluk döneminde, yıllar sonra kapağında yer alacağı El Grafico dergisine üye olmuş ve annesinden derginin tüm sayılarını belli renk kodları ile indekslemesini istemişti.

Bielsa, Newell’s Old Boys’un başındayken El Grafico’nun kapağına çıkmıştı…

Modern futbolun bu etkileyici ve sivri karakterinin bugün “niş” bir figür olarak görülmesinde elbette şu ana kadar anlattığım tüm bu sıra dışı hikayelerin etkisi çok büyük. Ancak Bielsa’nın asıl mirası ve onu var eden şey saha içine getirdiği özgün ve devrimci futbol anlayışı. Arjantinli teknik adam, bugüne kadar çalıştırdığı takımlarını taktik olarak birçok farklı dizilişte oynattı. Tüm bu dizilişlerin içinde onun oyun felsefenin temellerini oluşturan birkaç olmazsa olmaz özelliği daima gördük. Akışkan, sürekli pozisyon değiştirmeye ve doldurmaya dayalı, tüm oyunculardan yüksek pres ve fiziksel dayanım talep eden ve çok adamla hücum etmekten ödün vermeden rakip takımın zaaflarından faydalanmaya yönelik bir anlayış…

“Daha fazla ne isteyebilir ki!” dediğinizi duyar gibiyim. Bielsa futbolunun belli dönemlerde bu kadar keskin ve göz alıcı olmasının ama aynı zamanda sürdürülebilir olamamasının sebebi de bu zaten. Arjantinli teknik adam o kadar talepkar ki, neredeyse çalıştırdığı tüm takımlar ikinci ya da üçüncü senelerinde fiziksel ve mental yıpranmalardan ötürü gerileme dönemine girmekten kurtulamadılar.

Şimdi de, Arjantinli efsanevi teknik adam Cesar Menotti’den etkilenen, Uruguaylı taktik ustası Oscar Tabarez’in tanımlarının üstünde yükselen ve Rinus Michels’in 1970’lerin Total Futbol’undan esintiler taşıyan Bielsa futbolunu hocanın Avrupa kariyerinde çalıştırdığı ve hem başarıyı hem de başarısızlığı tattığı Atletic Bilbao, Lille ve Leeds United dönemlerindeki saha içi analizlerine göre ele alalım.

Atletic Bilbao: 2011-2012 sezonu

Atletic Bilbao 2011-2012 taktik diziliş: 4-2-3-1

Bielsa’nın kulüpler düzeyinde kişisel zirvesi olan Bilbao’nun 2011-2012 sezonu aynı zamanda Avrupa futbolunun da Bielsa felsefesi ile tanıştığı yıldı. Ligi 10. sırada bitirmelerine rağmen, sezonu UEFA Kupası ve Copa Del Rey finalisti olarak tamamlayan takım her ikisinde de kupaya uzanamamıştı ancak o Bilbao takımı ve oynadıkları futbol halen hafızalarda tazeliğini koruyor.

Bielsa denilince akla ilk olarak 3-3-1-3 dizilişi gelir. Bir anlamda bu taktik, hocanın imzasıdır ve özellikle Arjantin ve Şili Milli takımlarında onun oyununu ve felsefesini tanımlamasında, tanıtmasında hep bu diziliş öne çıkmıştır. Ancak Avrupa’daki ilk tam sezonunda, Bilbao’da 4’lü bir savunma hattının önünde 2 merkez orta saha ile oynamayı tercih etmişti. Aslında savunma kurgusundaki bu fark, rakiplerinin nasıl oynadığına bağlı olarak değişen ve onun tüm felsefesinin içindeki küçük bir detaydı sadece. Bielsa, rakip takımın santrforlarından sayıca bir fazla merkez savunmacı ile oynamayı tercih ediyor her zaman. Misal karşıda 2 santrfor varsa, gerideki 3 merkez savunmacının 2’si rakiplerle eşleşirken, Bielsa’nın elinde boşa çıkan bir savunmacı kalıyor ki bu da ona toplu hücum esnasında hem fazladan bir oyun kurucuya sahip olması, hem de rakibin karşı ataklarında savunmada güvenilir bir sigorta bulundurması anlamına geliyor. 2010’ların başında neredeyse tüm Avrupa tek santrforlu sistemler kullanıyordu ve bu da Bielsa için geride 2 savunmacının yeterli olması demekti.

Bielsa için yaratmak ve yetenek hepsinden önemlidir. Hücum konusunda saplantılı olduğunu söyleyen Arjantinli teknik adam, yüzlerce video izlemesinin sebebinin de savunma için değil, hücum aksiyonları için olduğunu ifade eder. Bu yüzden Bilbao’da ve çalıştırdığı takımların hemen hemen tamamında sahada pres yapmaktan muaf tek oyuncu olan bir 10 numarası vardır hocanın. Bilbao’da Iker Muniain, Arjantin yıllarında Ariel Ortega, Marsilya’daki tek sezonunda Gustavo Payet ve Lille’deki yarım sezonunda sonradan Fenerbahçe’de büyük hayal kırıklığı yaratan Yassin Benzia…

2011-2012 Bilbao’sunun hücumunu ise tempo ve genişlik üzerinden tanımlayabiliriz. Ön bölgedeki 4 oyuncu kendi içlerinde bol bol pozisyon değiştirirken, Bielsa’nın tüm takımlarından talep ettiği saha içi rotasyonunu ve küçük üçgenler içinde paslaşmayı da zaman zaman kusursuza yakın bir şekilde uygulamışlardı. Bu 4’lünün arkasındaki merkez orta sahalar ise her ne kadar defansif özelliklere sahip gözükse de o dönem o bölgenin sahipleri olan ve gayet yüksek pas kalitesi ile oynayan Javi Martinez ve De Marcos temelde geriden oyun kuran takımda topun forvetlere mümkün olduğunca hızlı bir şekilde taşınmasını sağlamışlardı. Zira, Martinez Bielsa’nın oyununda öyle yüksek bir seviyeye çıkmıştı ki, sonraki sezon Bayern Münih’e rekor ücretle transfer olmuştu.

Özetlemek gerekirse, Bilbao döneminde Bielsa, dehasını hem Basklara hem de tüm Avrupa’ya göstermişti. Sezon sonunda takımın tüm bu göz alıcı oyuna rağmen oynadığı her iki finali de 3-0 gibi farklı bir skorla kaybetmesinin altında yatan sebep, birçok Bielsa takımının da yaşadığı gibi fiziksel ve mental yorgunluktu. Sezon boyu kesintisiz devam eden yüksek tempoya ve yoğun taktik çalışmalara oyuncuların bünyeleri sonunda isyan etmişti…

Lille: 2017-2018 Sezonu

Yukarıda da belirttiğim gibi Bielsa’nın sıklıkla kullandığı ve diğer dizilişlerin de çatısını oluşturan 3-3-1-3’ü detaylandırmak için özellikle Lille’i seçtim. Arjantinli teknik adamın kariyerindeki en başarısız denemelerinden biri olan bu sezonda sadece 13 maç sonra görevine son verilmişti. Dolayısıyla Bielsa her ne kadar büyük bir taktik ustası ve çalışma delisi olsa da talep ettiklerinin sahada doğru şekilde uygulanması hem yüksek bir disiplin hem de yetenek istiyor. Lille sezonuna da büyük umutlarla ve sıfırdan bir proje yaratmak amacıyla başlamıştı hoca. Ancak takıma yeni katılan genç oyuncular, uygulamada istenenleri yapmaktan çok uzak kaldı ve her ne kadar gelecek vadeden isimler kadroda yer alsa da takımın olgunlaşması için zamana ve sabra ihtiyaç vardı.

Bielsa’nın 3-3-1-3’inin temelinde de üretken bir tempo ve topa hükmetme yer alıyor. Ön taraftaki kanat forvetlerinin iki farklı şekilde yer değiştirmesi ile tetiklenen iki hücum varyasyonundan bahsedilebilir genel resimde. İlk varyasyonda oyunu genişleten ve çizgiye açılan kanat forvetleri savunma beklerini de peşlerinde sürüklerler ve rakip defans hattında büyük boşluklar oluşmasını sağlarlar. Orta 3’lünün kenarlarında yer alan oyuncular ise bu boşluklara atak yaparak hücumda çoğalıp pozisyon yaratırlar. Diğer varyasyonda ise bu kez kanat forvetleri içe gelirler ve savunma beklerinin de kanatları boşaltmasını sağlarlar. Orta 3’lünün kenarlarındaki oyuncular bu kez de kanat bekleri gibi rakip takımın çizgilerine doğru hücum edip ileride 5’li bir hücum hattı oluştururlar. Ayrıca her iki varyasyonda da diğer dizilişlerde olduğu gibi oyun kurulumu geriden başlar ve buradaki oyuncuların tamamının vasat üstü bir pas kalitesine sahip olması beklenir.

Görüldüğü üzere Bielsa’nın bu taktiği öndeki oyunculardan farklı pozisyonları oynayabilme becerisi ister. Hocanın Şili’deki başarılı yılları, elinde Arturo Vidal, Alexis Sanchez ve Gary Medel gibi birden fazla pozisyonu oynayabilen tempolu oyunculara sahip olması ile açıklanabilir. Gelgelelim Bielsa’nın Lille’de çalıştığı o kısa dönemdeki personeli bu oyun için oldukça yetersizdi ve sonuç da kocaman bir hüsran oldu haliyle.

Leeds United: 2018-2019 Sezonu

Bielsa İngiltere’de geçirdiği son iki sezonda beklendiği üzere prensiplerinden asla taviz vermedi. Yazının birinci bölümünde bahsettiğim gibi iş görüşmesinde Leeds yöneticilerine gösterdiği rakip takım analizlerine ait sunum, onun bu dönemde belki de daha önce hiç çalışmadığı ve nispeten uzak olduğu Ada futbolunu iyice sindirmek adına rakipleri üzerine daha fazla çalışacağının sinyalini vermişti. İlk sezonunda kantarın topuzunu biraz kaçıran Arjantinli teknik adam, Premier Lig için yarıştığı rakiplerinden Derby County’nin antrenmanına casus gönderdiği için kendi cebinden ödemek zorunda kaldığı 200.000£’luk bir ceza almıştı FA’den.

Saha içinde ise hocanın getirdiği yeniliklerden birisi Leeds’i savunma ve hücumda farklı dizilişlerle oynatmak oldu. Guardiola’nın da geçtiğimiz senelerde sıkça kullandığı takım hücuma çıktığında sol taraftaki savunma bekinin (Zinchenko) ortaya gelip oyunun kurulmasına destek vermesi, sağ savunma bekinin ise (Kyle Walker) 3. stoper gibi geride konumlanması, Bielsa tarafında savunma dizilişindeki defansif orta sahanın merkez savunmacı olarak geriye gelmesi şeklinde gerçekleşiyor. Arjantinli, Guardiola’dan farklı olarak her iki kanat bekini de hücuma gönderiyor ve hep kullandığı 3-3-1-3 şeklinde takımın atağa çıkarıyor. Hocanın planındaki en kilit pozisyonlardan birisi de derine gelen bu orta saha oyuncusu. Geçtiğimiz 2 sezonda Leeds United’da Calvin Philips bu rolün tam anlamıyla hakkını verdi. Artık neredeyse her takımın uyguladığı ön alan presinden pas yaparak kurtulmanın tek yolu bu roldeki oyuncunun sürekli yer değiştirmesi ve kendini uygun noktalarda pas istasyonu yapabilmesi ile mümkün. Bielsa benzer bir pas oyununu sadece bu bölgede değil sahanın her yerinde istiyor. Geçtiğimiz sene Leeds United’ın birçok maçında bu oyunun üst düzey uygulamasını gördük. Özellikle hücumda bir üçgenin köşelerine yerleşen ve ortadaki oyuncunun topsuz koşusu ile beraber pozisyon yaratan üçgen oyununu çok defa kullandı İngilizler.

Dizilişteki bir diğer kritik isim ise rakip savunma boşluklarına atak yapan savunmada merkez orta saha gibi, hücumda ise 10 numara gibi oynayan Pablo Hernandez oldu. İspanyol oyuncu özellikle Bielsa’nın bu ilk senesinde harika bir sezon geçirmiş, gol ve asist rakamlarında çift hanelere ulaşmıştı.

Ne var ki sezon sonunda, Leeds United Premier Lig’e yükselmeyi başaramamıştı. Nisan ayında oynanan ve Leeds’in kazanması halinde yükselmeyi garantileyeceği Aston Villa maçı futbol tarihinin en unutulmaz anlarından birine sahne olmuştu. Leeds’li oyuncular yerde yatan bir Villa’lı oyuncuya ve pozisyonu bırakan Villa savunmasına rağmen hücum edip öne geçmişlerdi. Gol sonrası saha içinde kavga çıkmış ve Villa’lı El Ghazi kırmızı kart ile oyundan atılmıştı. Bielsa ise hep sahip olduğu o şövalye ruhu ile oyuncularına Aston Villa’nın gol atmasına izin vermelerini söylemiş ve karşılaşma 1-1 beraber bitmişti. Play-off’larda devam eden Bielsa’nın öğrencileri ise Derby County’e elenerek Premier Lig hayallerini bir sene daha ertelemek zorunda kalmışlardı. O sezon üst lige yükselen takımsa kaderin bir cilvesi olsa gerek, finalde Derby’i geçen Aston Villa olmuştu.

* * *

Arjantin’in Murphy kasabasında yaşayan küçük bir çocuğun uykusundan ve hayallerinden başlayan ve halihazırda o kasabadan binlerce kilometre uzaklıkta İngiltere’nin Leeds şehrinde devam eden Marcelo Bielsa hikayesinin burada sonuna geldik. Onu “El Loco”, yani çılgın olarak tanımlıyor Arjantinliler. Avrupa’ya ayak basmasının üzerinden çok da geçmeden, herkes ülkesinde neden ona bu lakabı taktıklarını anlamıştı. Bielsa, Arjantin’de onlarca, yüzlercesi bulunan çılgınlardan kendini dünyaya tanıtma ve mesajını iletme fırsatı bulanlardan sadece bir tanesi, muhtemelen de en şanslılarından…

Belki o, Galeano’nun bahsettiği gecekondulardan çıkmadı ama Britanyalıların yıllar önce bu topraklara kan ve işkencenin yanında getirdiği futbolu şimdi onların ülkesinde, onlara yeniden öğreten adam olmayı başardı. Aşkı, nefreti ve dehayı aynı bünyede barındıran ve futbolun en sıra dışı karakterlerinden birisi olarak…

 

KAYNAKLAR:

1- Futbol Taktikleri Tarihi, Jonathan Wilson

2- The Quality of Madness: A Life of Marcelo Bielsa

3- Tifo Football You Tube Kanalı

4- Tottenham, Leeds United ve FIFA resmi web siteleri


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Valeriy Lobanovskyi: Modern Futbolun Yenilikçi Mimarı

LeBron v Kyrıe

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More