Bielsa: Aşk ve Nefret

BÖLÜM 1

Yöntem mi, başarı mı? Arjantinli Marcelo Bielsa, kazandıkları ile değil, yürüdüğü yol ve hayal ettirdikleri ile yaklaşık bir asırlık ömre sahip olan futbol taktikleri tarihinin en nadide ve özel teknik direktörlerinden birisi…

“Bizi felçli edenlerin şimdi bize tekerlekli sandalye vermeye hakkı var mı?” 

Uruguaylı edebiyatçı Eduardo Galeano, başta İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından olmak üzere yüzyıllar boyunca sömürülen, hor görülen, işkence edilip köleleştirilen kıtanın güney yarım kürede kalan topraklarının ve insanlarının acı hikayesini anlattığı Latin Amerika’nın Kesik Damarları kitabını bu retorik soruyu sorarak bitirir. Askeri darbeler ve silahlar yerine modern kapitalizmin gereği olarak artık sermaye sahiplerini ve büyük ölçekli global şirketleri kullanan sömürgecilerin, hakları olmadıkları halde Latin Amerika halklarına verdiği tekerlekli sandalyelerden biri ve belki de uyuşturucu etkisi en fazla olanıydı futbol. 19. yüzyıl sonlarında Britanyalıların ticaret yapma amacıyla gidip, kıtanın doğal kaynaklarını iliklerine kadar sömürmeleri ile sonuçlanan göç akımının sonucunda onlara hüzünlü bir teselli hediyesi olarak bıraktıkları futbol… Ve yine Galeano’nun başka bir şiirsel anlatımında belirttiği üzere, aynen tango gibi Güney Amerika’nın gecekondularında ve sokaklarında çiçeklenen futbol…

* * *

Arjantin’in başkenti Buenos Aires’e yaklaşık 400 kilometre uzaklıkta olan Murphy kasabasının tenha sokaklarındaki o gecekondulardan birinin kapısı, 1985 yılının soğuk bir Kasım ayında sabaha karşı saat 2 dolaylarında ısrarla çalar. Ev sakinlerinden Hector and Amalia korkuyla uyanırlar. Kapıyı açtıklarında karşılarında hiç tanımadıkları iki adam vardır. İçlerinden bir tanesi uykusuz gözlerle, çocuğu görmeye geldiklerini söyler. Üç erkek çocuğu içeride uyumakta olan Hector’un kafası karışır ancak kapıda karşısında duran bu garip görünümlü adamın vazgeçmeye niyeti yoktur. Heyecanla kendini tanıtır ve kasabaya yaklaşık 2 saatlik bir mesafede olan Rosario’dan geldiklerini söyler kapıdaki. Amacı içeride uyumakta olan ailenin üç çocuğundan en küçük olanını, altyapısında çalışmakta oldukları futbol takımları Newell’s Old Boys’a transfer etmektir. Ancak bu kabına sığmayan adamın tek bir şartı vardır. Çocuğu uyandırmamaya söz vererek içeri girer ve Amalia’dan onun battaniyesini kaldırmasını ister. Kadın adamın istediğini yapar. Adam o ana kadar yanında sessizce duran arkadaşına döner ve gürültü yapmaktan korkarak heyecanla fısıldar: “Ne bacaklar ama Jorge! Bir futbolcunun bacakları…”

O bacakların sahibi olan küçük çocuk, ileride Avrupa’da futbolcu olarak kendine çok saygın bir kariyer edinen ve geçen sene Tottenham’ın başında Şampiyonlar Ligi finali görüp teknik direktör olarak da o saygınlığını bir kez daha pekiştiren Mauricio Pochettino‘ydu. Bir gece yarısı Pochettino ailesinin kapısına dayanan hikayenin başrolündeki o çılgın adam ise, yaklaşık bir senedir Fiat 147’si ile neredeyse tüm Arjantin’in altını üstüne getirerek büyük takımların ulaşamayacağı genç potansiyelleri keşfetmeye kendini adayan Arjantinli teknik direktör Marcelo Bielsa‘dan başkası değildi…

Aşk

Bielsa ve Pochettino, 2002 Dünya Kupası’nda İngiltere maçı öncesi antrenmanda

“Dahi, karizmatik ve özel…”

O gecenin ardından Newell’s ile antrenman yapmak için 14 yaşında Rosario’ya taşınan Pochettino, kariyerini şekillendiren Marcelo Bielsa’yı böyle tanımlıyor. Gecenin bir yarısı kendisi için saatlerce onca yolu tepen, 20 yaşında ilk kez Newell’s Old Boys’ta ona formayı veren ve kariyeri boyunca 20 kez formasını giydiği Arjantin Milli Takımı’na onu alan kişi için sarf edilen bu sözler, o ilk aşk için hissedilen en yoğun duyguların sesi gibi gelmiyor mu kulaklarımıza?

Bielsa, kariyeri boyunca birlikte çalıştığı birçok oyuncu ve kulübün ilk aşkı oldu dersek çok da yanılmış olmayız. O her zaman ikna edici ve inandırıcıydı. İş görüşmesinde masanın karşı tarafında oturanların, onun gözünün içine bakan insanların ondan etkilenmemesi hemen hemen imkansızdı. 1997’de Velez Sarsfield ile A takımı teknik direktörlük pozisyonu için yaptığı görüşmede, Bielsa kulüp yöneticilerini etkilemek için yanında, içinde çeşitli taktik çözümlemelerin olduğu 51 tane video kaset getirmişti. Velezlilerin ona evet demesi elbette çok da uzun sürmedi. Arjantinli teknik adam, işi aldıktan hemen sonra o dönem için oldukça yenilikçi bir yaklaşım olan istatistiksel verilerin analizini yapabilmek için kulüpten ekran görüntüsü alabilecek yüksek teknoloji ile donatılmış bilgisayarlar talep etmişti.

Bielsa’nın bu yaklaşımı, kariyerinin başında olan hırslı bir teknik adamın tutkusu ile açıklanamazdı sadece. O, gençliğinin ilk yıllarında nasıl etkileyici bir karakter olduysa, hayatının ilerleyen dönemlerinde de bu tarafını hiç yitirmedi. Keza, Velez’in başına geçmesinin üzerinden geçen 20 yılın ardından, bu kez Atlantik kıyısının öteki yanında, futbolu onun topraklarına getiren Britanyalıların evinde, başka bir iş görüşmesi için Leeds United yöneticilerinin karşısına geçti.

Elland Road’daki mülakat sırasında, Bielsa dersine yine çok iyi çalışmıştı. Elinde tuttuğu dosyanın içinde kulübün hiyerarşik yapısından tutun da bir önceki sezon Championship’te yer alan, Leeds dahil 24 takımın taktiksel dizilişlerine kadar oldukça detaylı bir çalışma vardı. Aynı görüşmede, futbolun ucu bucağı olmayan teknik analizlerle dolu dehlizlerine giren Arjaninli teknik adam, kendisini işe alacak ekibe 29 farklı taktik dizilişten, bir oyuncunun markajcısından kurtulması için deneyebileceği 5 ayrı yöntemden ve oyuncuların saha içinde pas yoluyla haberleşmelerinin 36 farklı yolundan bahsetti. Bu kadar detay kurumsal hayatta ideal bir iş görüşmesinde beklenilen ve sempati ile bakılan bir yaklaşım değildir. Ancak Bielsa, futbolun detaylarına o kadar hakimdi ki, Leeds yöneticileri de İngilizcesi yeterli olmayan, Avrupa’da o güne kadar çalıştığı çeşitli kulüplerle pek de hoş bir şekilde ayrılmayan teknik adamla sözleşme imzalamaya karar verdi. 2018 yılının Temmuz ayında birçok kesim tarafından garip bir seçim olarak görülen bu karardan sadece 2 sezon sonra, geçtiğimiz ay, Leeds United 2003-2004 sezonundan beri ayrı kaldığı Premier Lig’e geri döndü. Üstelik Bielsa da, 2011 yılında Atletic Bilbao ile başlayan Avrupa kulüpler kariyerinde, maç başına alınan puan anlamında en başarılı sezonunu geçirdi.

Bielsa’nın kariyer karnesi (Kaynak: Transfermarkt

1998 yılındaki 10 maçlık Espanol tecrübesini saymazsak Atletic Bilbao, Bielsa’nın kariyerinin ikinci yarısı diyebileceğimiz Avrupa döneminin ilk sayfasıydı. İspanya yılları, tecrübeli hocanın o zamana kadar uzaktan duyurduğu sesinin, artık daha gür ve yakından geldiği yıllar olacaktı.

Nefret

Avrupa’daki ilk göz ağrısı Atletic Bilbao’da…

“Herkes hayatının bir döneminde onunla çalışmalıdır…”

Bilbao’dan öğrencisi Javi Martinez, Bielsa için bu cümleyi söyler. Ne var ki Arjantinli hoca, hiçbir zamanhem oyuncular hem de yönetimler açısından birlikte çalışması kolay birisi olmadı. Nefret de aşka dairdir derler ya, Bielsa’nın da etrafındakilerle arasında yaşananlar çoğu zaman tam bir aşk-nefret ilişkisi olarak tanımlanabilir. Küçükken annesinin onu istediklerine ulaşması adına çok zorlaması, karakterini şekillendiren ve yıllar sonra onun kararlı, idealist ve inatçı bir kimlikle tanımlanmasına yol açan ana etkendi. Avrupa’daki 10 yıllık döneminin Bilbao ile Leeds arasındaki kısmı, sinir patlamaları, aniden alınan fevri kararlar, medya ve çalıştığı kulüpler ile yaşadığı kavgalar şeklinde özetlenebilir. Marsilya’da ligi 4. olarak bitirdiği ve takıma kendi felsefesini başarıyla yerleştirdiği 2014-2015 sezonunun ardından, sezonun ilk maçı herkes için büyük bir şok olmuştu. Öncü sarsıntı, sezona büyük hedeflerle giren takımın Caen’e kendi evi Velodrome’da 1-0’lık skorla boyun eğmesiydi. Asıl deprem etkisini ise, maçın ardındaki basın toplantısında Bielsa yaratacaktı. Basın toplantısı için kameraların karşısına geçen tecrübeli teknik adam, herkes kendisinden maç değerlendirmesi yapacağı uzun bir teknik analiz beklerken cebinden çıkardığı istifa mektubunu okumaya başladı.

Bu kararından henüz ne yönetimin, ne de oyuncuların haberi vardı. Tipik bir Bielsa hareketiydi ancak onun bu tarafına henüz yabancı olan Fransızlar kulaklarına inanamamışlardı. İstifasının arkasında yatan asıl sebep ise, yönetimin onun kontratında yapmak istediği bazı değişikliklerdi. Çılgın ve fevri olabilirdi ama aynı zamanda dürüst ve net bir insandı. Karşısındakilerin de öyle olmasını beklerdi. “Buradaki işimi bitirdim, ülkeme dönüyorum. Taraftarlara teşekkür ediyorum. Üzgün ve kızgın ayrılıyorum. Kulüpteki bu istikrarsızlığı ve son dakika değişikliklerini kabul edemem…” Fransa’daki son sözleri bu olmuştu. Tam bir sene önce Marsilya ile anlaşmaya vardığında, yıllar sonraki Leeds United transferinde olduğu gibi yine aynı resmin içinde düşünülmekte zorlanılan bir anlaşmaydı bu. ESPN’den Julien Laurens anlaşmanın ardından köşesinde şu cümleleri yazmıştı; “Şahsen, Marsilya ve Bielsa’nın bir araya gelmelerinin cennette yapılmış bir evlilik olacağını düşünüyorum. Muhtemelen gözyaşları içinde bitecek ama o şu an tam da Marsilya’nın ihtiyacı olan türden bir antrenör…”  Bu değerlendirmenin üzerinden henüz bir yıl geçmişti ki, Julien’ın ne kadar haklı olduğu belli olmuştu. Bielsa, ceketini alıp kapıyı çarparak çıkmıştı. Arkasında hüzünlü ve kalbi kırık bir sevgili bırakarak…

Velodrome’un Bielsa’ya vedası…

Bielsa, iddia edildiği gibi ne Meksika, ne de Arjantin Milli Takımı’nın başına geçti. Ülkesine döndü ama dinlenmek ve ailesi ile beraber olmak için. Bu kısa aranın ona iyi geldiğini ve ani kararlar alan o nevrotik yapısından kurtulduğunu düşünenler çok yanıldı. Zira, 2016-2017 sezonu yaz döneminde bu kez kendisi gibi tutkulu ve onunla bütünleşecek bir taraftar grubuna sahip olan Lazio ile anlaştı. Ancak henüz imzasının mürekkebi kurumadan, sadece 2 gün sonra Bielsa yine ani bir basın toplantısı ile istifa ettiğini açıkladı. Sebep yine kendisine verilen sözlerin tutulmamasıydı. Bu kez yönetimden transfer edilmesini istediği oyuncuların alınmasında yavaş kalınması idi altta yatan sebep. Oysa transfer penceresinin kapanmasına daha 8 hafta vardı. Ancak hocanın sözlüğünde güven ve verilen sözlerin yeri çok başkaydı. Bunu artık İtalyanlar da öğrenmişti…

Bir önceki sezonda çekilen film neredeyse aynı senaryo ile tekrarlanıyordu. Bielsa, herkesin gözünde bir kez daha istikrarsız ve fevri bir karakter haline geldi. Lazio’nun ardından yine hiçbir teklifi kabul etmedi Arjantinli hoca ve evine dönmeyi tercih etti. Belki, üst üste gelen hayal kırıklıkları ve aradığı o güven ortamını bir türlü bulamadığından olsa gerek bir sezonu daha evinde bol bol maç kasetleri izleyerek ve elbette oyunun üstüne kafa yorarak geçirdi. 2017’nin Mayıs ayı sonlarında, kariyerinin hemen hemen tamamında olduğu gibi yine herkesi şaşırtan bir kararla bu kez Fransa’nın kuzeyine giderek Lille ile 2 yıllık anlaşma imzaladı. Lille’in altyapısından ve genç oyunculardan oluşacak yeni bir takım kurma hevesinden mi etkilendi, yoksa şehrin Fransa’da Marsilya’ya en uzak olan yerlerden biri olmasından mıdır bilinmez, Bielsa Lille’de nihayet istediklerini yapabileceğine dair ikna olmuştu. Göreve resmi olarak başlamasıyla birlikte, kadrodaki görece yaşlı 11 oyuncu ile yollarını ayırdı ve Nicolas Pepe, Luiz Araujo ve Thiago Mendes gibi genç ve potansiyelli oyunculara yöneldi. Arjantinli, bir sistem ve düzen hocasıydı. Pragmatik ve sonuç odaklı bir yapısı olmasına rağmen, başarının gelmesi için sabra ve kendisine güvenilmesine ihtiyacı vardı. Lille’de bu kez teknik anlamda da bocalayan Bielsa, 13 maç sonra yönetim tarafından kızağa çekildi. Kulüp yönetimi bu kararın sebebini, teknik direktörlerinin izinsiz bir şekilde aniden Şili’ye yaptığı bir ziyaret olarak açıkladı. Ancak asıl sebebin takımın bu süreçte sadece 3 kez kazanıp ligin dibinde yer alması olduğunu kestirmek çok zor değildi. Oysa kısa bir süre sonra Bielsa’nın Şili seyahatinin sebebinin, milli takım döneminde yardımcısı olarak çalışan ve o dönem mide kanseri ile mücadele eden Luis Bonini’nin yanında olmak gibi son derece insani bir mazeret olduğu anlaşıldı. Buna rağmen, Lille yönetiminin kararı değişmedi ve Bielsa ile yollar ayrıldı.

Oysa Javi Martinez söylediklerinde çok haklıydı. Bielsa, oyuncularını geliştiren, onların oyuna farklı bir pencereden bakmasını sağlayan yenilikçi bir futbol akademisyeni olmuştu her zaman. Kariyerinde kendisine bir şeyler katma amacında olan, ileriye doğru bir adım atmak isteyen her oyuncu onun tedrisatından bir kez geçmeliydi. Eğer yeterli mental dayanıklılığa sahiplerse… Yine Bilbao’dan öğrenicisi Fernando Llorente’nin söylediği gibi; “Dünyada herkesten daha çok şey bilir, bu işin elitidir. Bir kez ona alışınca onu seversiniz.”

Üst üste 3. sezonunda da, biri neredeyse hiç başlamayan ve diğerleri yarıda kalan hikayelerle hayal kırıklığı yaratmıştı Arjantinli hoca. Lisede sürekli sevgili değiştiren, yaşadığı her ilişkiye büyük bir tutkuyla başlayan ama çabuk sıkılan ve büyük gürültülerle ayrılan deli dolu bir adamdı adeta. İdealistti ama ideal bir sevgili olmaktan çok uzaktı. Artık dikiş tutturamaz, kimsenin dikkatini çekemez ve ömrünün sonuna kadar yalnız kalır denilen bir yerde, 2018 yılının yazında yine elinde dosyalarla ve yüzündeki o ukala ifadeyle Leeds United ile görüştü. Bu kez önündeki 2 sene içinde masalsı bir “underdog” hikayesi yaratmak üzere…

2. BÖLÜM için tıklayınız.

 

KAYNAKLAR:

1- Futbol Taktikleri Tarihi, Jonathan Wilson

2- The Quality of Madness: A Life of Marcelo Bielsa

3- Tifo Football You Tube Kanalı

4- Tottenham, Leeds United ve FIFA resmi web siteleri


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Jurgen Klopp’un Kırmızı Dokunuşu

Salieri Mozart’a Karşı: Mourinho vs. Guardiola

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More