Antrenörlük Mesleğinin Türkiye’deki Doğal Olmayan Evrimi

Türkiye’de antrenörlük nereye evriliyor?

Antrenörlük mesleğini tanımlayan en özgün niteliklerden birisi, alınan kararların yalnızca o an hesap edilerek değil orta ve uzun vadeli sonuçlarının da düşünülerek alınmasıdır. Futbolu güzelleştiren ve onu bir hikaye haline çevirmemize yardımcı olan enstrümanları incelediğimizde bunu açıkça görebiliyoruz. Başarı hikâyeleri, o an için yanlış bir karar gibi görünen tercihlerin mutlu sonu ne kadar anlamlandırdığı ile dolu. Teknik direktörün kötü(?) bir futbolcuyu ilk defa oynatması ya da çok iyi bir futbolcuyu(?) kesmesi gibi birçok parça sezon sonu hazırlanan videoların en can alıcı noktası oluyor. Bu gibi kararların sonucunda başarısızlık gelirse hikâye tersten yazılıyor belki ama hikâyenin enstrümanları aynı kalıyor.

Futbolu hikâyeye dönüştüren bir başka güzel çalgı aleti ise hoca değişimlerinin yarattığı kırılmalar. Bu sezon Chelsea’nin Tuchel ile yaşadığı bunun en güzel örneklerinden biri şüphesiz. Ligimizde de böyle örnekler var. Hikmet Karaman Ankaragücü’nde, Abdullah Avcı da Trabzonspor’da güzel hikâyeler yazdılar şimdiye dek. Peki, bizde yazılan hikâyeler sağlıklı bir yapının güzel meyveleri mi yoksa bozuk bir düzenin mecburiyeti mi?

34. haftasını bitirdiğimiz Süper Lig’de 21 takım, 27 teknik adam değişikliğine gitti. Bu tablonun vahametini sadece “Takımlar çok teknik direktör değiştiriyor, yönetimler kendilerini kurtarmak için hoca değiştiriyorlar, hocalara zaman tanınmıyor…” diye okumak eksik. Yanlış değil ancak eksik. Hepimizin gözünün önünden kaçan çok büyük bir sonuç oluşuyor: Türkiye’de antrenörlük doğal olmayan bir evrim geçiriyor. Yukarıda bahsettiğim orta ve uzun vade plan yapmak Türkiye’de çalışan antrenörler için artık imkansız. Onların tek bir görevleri var: Dara düşmüş takımı ivedilikle ayağa kaldırmak. Bu ivedilik çoğu zaman orta ve uzun vadede takıma ve antrenöre zarar veriyor. Belki takımda yapacağınız radikal bir değişikliğe izin vermiyor belki de sizi, yapmak istemediğiniz bir hamleyi sırf kısa vadede günü kurtarmak adına yapmaya mecbur bırakıyor. Teknik direktörün görev tanımı 5-6 maçlık kısa çıkışlar sağlamak üzerine kurulu olunca teknik direktörlüğün tanımı da ilk paragrafta belirttiğimden hayli farklı oluyor doğal olarak.

antrenörlük Bülent Uygun

Hocaların yaptıkları bu normal olmayan çıkışlara örneklerle devam edelim:

Abdullah Avcı’dan önce 8 maçta yalnız 1 galibiyet alabilen Trabzonspor Avcı ile beraber çıktığı 25 maçta 15 galibiyet aldı. (Avcı zaten kötü bir takıma gelmedi. Bu örnek Tuchel örneğine daha çok benziyor ama rakamlar hayli dikkat çekici.)

Hikmet Karaman’dan önce 23 maçta yalnızca 5 galibiyet alabilen Ankaragücü, Karaman ile beraber çıktığı 10 maçta 5 galibiyet aldı.

Bülent Uygun’dan önce 27 maçta 6 galibiyet alabilen Rizespor, Bülent Uygun ile beraber çıktıkları 5 maçta Galatasaray ve Hatayspor’u art arda yendi ve yalnızca 1 defa mağlup oldu.

Özcan Bizati’den önce 27 maçta 5 kere kazanan Gençlerbirliği Özcan Bizati ile beraber çıktığı 5 maçta ilki Kadıköy’de Fenerbahçe olmak üzere 3 galibiyet aldı.

Ya bu teknik direktörlerin elinde sihirli değnek var ya bu teknik direktörlerin hepsi inanılmaz iyi teknik direktörler ya da hoca değiştirmek işe yarıyor. Sebep elbette bunlar değil. Peki, nedir bunun sebebi? Abdullah Hoca’nın çıkışı için gerekli veri elimizde ancak diğer hocaların çıkışının suni olmayacağının garantisi var mı? Yok; çünkü bu çıkışlar işin tabiatına aykırı bir durum. Bu yazdıklarıma antitez olarak Tomas Tuchel örneği verecekler olacaktır. Cevabını şimdiden yazayım: Alman hocanın Chelsea’de başardıkları İngiltere Ligi içerisinde aykırı ve özgün bir durum, her takımda görülen bir durum değil. Bir diğer farklılık ise Chelsea Tuchel’den önce de berbat bir durumda değildi, beklenen seviyede değildi yalnızca.

Bütün bu yazdıklarım beni ligimiz için çok korkutuyor. Ligimizde hocalar artık kendilerini bir takımı kurtarmak için hazırlıyor, tüm antrenörlük birikimlerini bu yöne doğru yönlendirmek mecburiyetinde kalıyor. Bu yoğun pragmatizmin sonucunda kendilerine has, özgün taktik becerilerini, iletişim yeteneklerini kaybediyorlar. Korkarım sadece suni kalacak bu çıkışın ardından gelmesi mutlak o aşağı inişi göremiyorlar. Zaten az olan kendine has hocalarımızı ileride hiç bulamayabiliriz.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Bielsa: Aşk ve Nefret

3-6-1 Matruşka

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More