Antrenörlerin Değil, Futbolcuların Kulübü

Bazı doğrular bazı yerlerde söylendiğinde geçerliliğini yitirir… Aslına bakarsanız Real Madrid’in eski hocası Lopetegui için de bir benzeri yaşandı. ‘Los Galacticos’ mensubu futbolculara kim hangi cüretle idman yaptırabilir? Çünkü orası antrenörlerin değil; futbolcuların kulübü…



  28 Ekim’de, El Clasico’da alınan 5-1’lık ağır mağlubiyet sonrası Sergio Ramos’un basına yaptığı açıklama oldukça dikkat çekiciydi. Kulübün -o maçtaki- teknik direktörü için sarfettiği cümleler, kapalı kapılar ardında Julen Lopetegui’nin zaten çoktan istifa ettiğini, hatta kimileri için hiçbir zaman oyuncularına teknik direktörlük bile yapamadığını kanıtlar nitelikteydi:

  “Her zaman gerçek olan bir şey var, futbolda saygı empoze edilemez, kazanılır! Bir teknik direktörün soyunma odası yönetimi ve hakimiyeti, onun futbol bilgisi ve taktik becerilerinden daha önemlidir…”

  Real Madrid kaptanının bu açıklaması, İspanyol çalıştırıcının takım ve kulüp içerisindeki dinamiklere hakim olamadığını, bunun da sahada da oyuncularından talep ettiklerinin gerçekleşmemesine yol açtığı pek tabi düşünülebilir. Ancak durum bunun da ötesinde. Real Madrid tarafına yakın kaynaklardan gelen dedikodularda Lopetegui daha ayrılmadan önce bile kulübün yeni teknik direktörünün Chelsea’nin eski çalıştırıcısı Antonio Conte olacağı bahsi favoriydi. Fakat Ramos’un bu açıklamaları, Post-Lopetegui döneminde Conte için yapılan kulisin de önünü tıkamıştı. Başkan Perez, bir dedikoduya göre takımın kıdemlileri ile yaptığı gizli bir toplantıda -ki Ramos’un bu kıdemliler arasında olduğu şüphesiz- Conte için zemin yoklamış, oyuncu grubundan gelen tepkilerden dolayı İtalyan hocanın gelişi için sahip olduğu düşüncelerden vazgeçmek zorunda kalmış.

  Yani Ramos’un bu açıklamaları, yalnızca Lopetegui’nin başarısızlığı üzerine değil, bir anlamda Conte’nin gelişinin de önünü tıkamaya yönelik olmuştu.

  Bu mitin altında ise çok daha fazlası, adeta Real Madrid’i Real Madrid yapan bir gelenek yatıyordu. Real Madrid her zaman kıdemli oyuncuların takımı olmuş, hiçbir zaman bir yönetici veya bir antrenörün takımı olmamıştı. Zira “Los Galacticos” olmak bunu gerektiriyordu…

  Günümüzde Türk takımlarından oldukça aşina olduğumuz duruma benzer bir şey. Ancak işin aslı çok daha farklı. Bizdekinden daha köklü ve aslında çoğu kişiye saçma gelse bile, bir kraliyet takımına haiz olmanın gerektirdiği bir şey olduğunu var sayarsak, en azından Real Madrid gibi yıldız ve egosu yüksek oyuncular için tek seçenek olduğunu düşünebiliriz. Madrid tarihine baktığımızda, stadına ismini verdikleri Santiago Bernabeu’nun, kulüp içerisinde önemli kararlara varmadan önce Alfredo Di Stéfano ile birlikte fikir alışverişi yaptığı bilinen bir şey.

  1943 senesinde başkan olan Santiago Bernabeu, 1953 yılında Di Stéfano’nun imzasıyla beraber Real Madrid’e altın günlerini yaşatan bir takım olmasının temellerini atmıştı. 1955’ten 1960’a kadar hemen her şeyi kazanan, arka arkaya 5 kez Şampiyon Kulüpler Kupası zaferi elde eden bir takımdan bahsediyoruz. Bu 5 senelik seride, sırasıyla José Villanlonga, Luís Antonio Carniglia ve Miguel Muñoz teknik direktörlük yaptılar. Bu süre zarfı içerisinde takımın hiçbir menajerinin etkisini ve yetkisini elbette yadırgayamayız, ancak bu beş sene içerisinde bir teknik direktör söylenecek olursa şayet, Alfredo Di Stéfano’dan daha fazla etki etmemiş olacaktır.

Real Madrid efsanesi Di Stéfano ve arka arkaya kazanılan 5 Şampiyon Kulüpler Kupası

  Real Madrid’e gelişi, dudak uçuklatan başarıları, Real Madrid tarihindeki yeri ve takımdaki güç göstergesi ile Arjantinli oyuncu, Real Madrid’in sahip olduğu şeyleri bünyesinde barındıran tek oyuncuydu. Yani Real Madrid’i bir futbolcuya benzetecek olursak, bu Alfredo Di Stéfano’dan başkası olmayacaktır. Kulüp tarihindeki birçok teknik direktör, efsane ismin henüz futbolcuyken dahi sahip olduğu statü ve prestijin onda birine bile sahip olamadan ayrıldılar.

  Di Stéfano’nun otobiyografisi “Gracias, Vieja”dan bir alıntı:

  “Ben bir robot değilim. Kulübün ve ülkenin dinamiklerini çözmüştüm. Oyuncular, sahada koştukları kadar konuşuyorlardı da. Antrenörler ya da fizyoterapistler, kimse tarafından bilinmiyor, dahası önemsenmiyorlardı. Bu benim oynadığım dönemde böyleydi. Şimdi ise çok daha fazlası oldular.”

  Tüm bunların nedeni, Avrupa’nın en başarılı kulübünün, aynı zamanda “en yönetilemez” kulübü olarak tanımlanmasının sebebi, işte bu derin köklerden kaynaklanıyor.

  Mevcut durumda Florentino Perez’in, Sergio Ramos’un başını çektiği kıdemliler grubuyla niye toplantı yaptığı da işte bu yüzden… Zira Real Madrid takımı, bir teknik direktör değişikliği esnasında, oyuncuların hangi teknik direktörü istedikleri ve hangi teknik direktör yönetimi altında daha başarılı olabileceklerini belirtir ve sistemi bu şekilde yürütürler. Real Madrid’in en başarılı ve şaşalı dönemlerinin de böylesi teknik direktörlerin takımın başında gerçekleştiğini de söylemeliyiz.

  Bu durum, kontrol mekanizmasını oyuncuların eline teslim etmekten başka bir şey olmadığı gibi, başarıya giden yegane yol olduğunu da değiştirmiyor. Di Stéfano’ya göre dikkate değer bir başka durum, Real Madrid, yani 20. yüzyılın en başarılı kulübü, bir teknik direktör için de zirvedir. Dahası yoktur. O koltuğa oturan bir teknik direktörün, bir başka takımda çalışmak gibi bir gayesinin olmadığı bir yerdir. Bu çok büyük bir büyüklük timsali olduğu gibi, aslında bir teknik direktör için de bir anlamda kariyerine sekte de vurabilir. Nice genç teknik direktörün, potansiyel kariyerlerine zarar verdiği de bir yerdir. Yine Arjantinli efsaneye göre, Real Madrid’de bir antrenöre ekstra kredi verilmez. Kendini geliştirmesi ve takımını oturtması için birkaç sezon gözden çıkarılmamalıdır. Zira bu kredi, Real Madrid teknik direktörü olmadan önce çoktan kazanılmış olmalıdır. Onun daha önceki takımlarındaki başarıları, performansı, kazandığı kupalar ve sansasyonu, Real Madrid’e teknik direktör olması için yeterli referanslardır. Bu nedenledir ki, Real Madrid bir anlamda kazandığı kredileri kullanma yeridir.

  Di Stéfano’nun çok da haksız olduğunu söyleyemeyiz. Madrid’in kültürü, şehir içindeki önemi, futbolun ve bu spor içindeki en şaşalı takımının statüsü, her dönem en büyük yıldızlara ve teknik adamlara sahip olmaları gereken saygınlığı yeterince vermektedir. Yeni transfer olmuş bir oyuncu, zaten takımın ilk 11’ine doğrudan transfer olacaktır. Gelen yeni antrenörün hedefi doğal olarak Şampiyonlar Ligi ve La Liga şampiyonluğudur. Bu, on sene boyunca şampiyon olsalar dahi değişmeyecek bir şeydir. Zinedine Zidane’ın, 2018 yılında arka arkaya kazandığı üç Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu sonrası, dördüncü kez kazanması zorunluluğunun getirdiği ekstra zorluktur.

  “İnsanlar üç kez Şampiyonlar Ligi şampiyonu olmanın imkansız ve hayal edilmesi güç bir başarı olduğunu söylüyorlar. Bu üç Şampiyonlar Ligi macerasında, yalnızca bir kez La Liga şampiyonluğunu kazanmış olmamız, geri kalan iki La Liga ikinciliğinin getirdiği başarısızlığı da örtmüyor.”

  Bu kulübün yazılı olmayan kurallarına göre, Real Madrid’e gelen bir antrenör, idman esnasında oyuncularına karşı doğrudan ya da dolaylı bir şekilde onlara nereye koşmaları gerektiğini, nereye pas atmaları gerektiğini, nasıl pozisyon alıp, nasıl rakibi markaj altında tutacaklarını belirtmezler. Lopetegui’nin antrenman ve anekdotları belki Premier Lig takımlarında, ya da bir diğer İspanyol takımında işe yarayabilir. Hatta bu, bir başka takımdaki genç ve henüz potansiyelini yakalayamamış oyuncular için ileride kullanabilecekleri altın nasihatler de olabilir. Ancak bunların hiçbiri Real Madrid kulübünde, Real Madrid oyuncusu için yapılamaz. Eğer teşebbüs edilirse, Sergio Ramos’un da basına yaptığı açıklama gibi, takım içerisinde ciddiye alınmayan, saha dışında da rahatça arkasından konuşulan bir hedef haline gelebilirsiniz.

  Bütün bunların yerine, yeni teknik direktörün yapması gereken şey, oyuncuların psikolojilerini hep hazır tutmak ve onları mental açıdan bir sonraki maça hazırlamaktır. Yani bir diğer deyişle, “ego yönetimi”nden ibarettir.

  2010 yazında, oldukça başarılı bir sezon geçiren, Real Madrid’in o dönemki puan rekorunu kıran Manuel Pellegrini’nin de takımdan ayrılmasını gerektiren sebep işte tam da buydu. Hatta Pellegrini sonrası, şu meşhur ritüel  ‘yeni teknik direktör toplantısı’nın da Casillas ve Ronaldo’nun başını çektiği oyuncularla yapılması da Madrid ekibinin teamülü gereğiydi. Şilili teknik direktör sonrası ise oy birliği ile yeni teknik direktör “Special One” olmuştu.

  Oyuncularına her seferinde futbolun en temel hareketlerini bıkmadan usanmadan idmanlarda tekrar tekrar çalıştıran, onlarla öğretmen-öğrenci mesafesinde bulunan Antonio Conte isminin üzerinin çizilmesine yol açan sebep, sanıyorum anlaşmıştır.

  Şimdi çiçeği burnunda Arjantinli, zamanın Ciudad Valdebebas’ın havasını soluyan, suyunu içen birisi, Santiago Hernán Solari bu entrika dolu kulübün teknik patronu oldu. Real Madrid’i yönetebilmek için teknik ve taktik bilgi elbette önemli ve gereklidir. Fakat ego yönetimi konusunda kendinizi ispat etmemişseniz, bütün bunlar devede kulak kalacaktır. Real Madrid kültürüne bu denli alışkın, ancak henüz dünya futboluna pek bir şey ispatlamamış bir ismin gelebilmesi durumu, Solari’yi Conte’ye nazaran daha seçilebilir kılıyor.

Görsel: Emilio Sansolini

  Zidane’ı da Benitez sonrası Real Madrid teknik direktör koltuğuna oturtan şey de aslında bu sebebin ta kendisiydi. Kendisi de zamanın en gözde yıldızı, en şaşalı futbolcusu ve egosu da tam Real Madrid standartlarında olduğu için, Ronaldo’nun, Benzema’nın, Marcelo’nun, Ramos’un teknik direktörü olabildi. Yine aynı şekilde, Benitez’i Real Madrid’de başarısız kılan sebep de…

  Kim bilir, belki de dünya futbol tarihi, bir büyük teknik direktör daha kazanacaktır. Tam aksi, teknik direktör kimliğini kimsenin hatırlamak bile istemeyeceği eski bir Real Madrid oyuncusu olarak da kalabilir. Bütün bunları Real Madrid’in maçları gösterecek.

  Belki de bu yüzden Real Madrid’in hiçbir zaman Arrigo Sacchi, Rinus Michels, Johan Cruyff, Herbert Chapman, Pep Guardiola gibi futbolda devrim gerçekleştiren ve yeni bir taktik üreten bir teknik direktörü olmayacak. Bu teknik direktör, bu devrimi zaten Real Madrid’e gelmeden evvel gerçekleştirmiş olmalı. Olmalı ki, bir sonraki durağı zirveler zirvesi, Real Madrid olabilsin.

Bunu bir eleştiri olarak, ya da bir art niyet gözeterek değil, tamamen bir tespit olarak söylüyorum; Barcelona taktisyenlerin, Real Madrid yıldızların takımıdır…

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More