Anadolu’nun Hükümdarı: Konyaspor

1922 yılında temelleri atılan ve günümüzde Türk futbolunun hızlı yükselen değerlerinden biri olan Konyaspor’un zincirlerini kırışının hikayesi. Bir Konyaspor hikayesi.

Futbolumuzun en büyük problemi olan menajer sisteminin tuzağına düşen bir başka takımımız da Konyaspor’du. Uzun yıllar boyunca tabiri caizse “asansör takım” olmaktan kurtulamayan ve 2000’li yıllardan sonra bu sıkıntıyı çok derinden yaşayan Konyaspor, 2003 yılında 10 sezon uzak kaldığı Süper Lig’e yükseldikten sonra her takım gibi ligde kalıcı olmayı öncelikli hedefi olarak belirlemişti. Anadolu takımlarının kendilerine hep bu hedefi şiar edinmeleri ancak konulan bu hedefe uygun bir yapıda hareket etmemeleri neticesinde de Türk futbolunun asırlık çınarları şu an halen alt liglerde yaşam mücadelesi veriyor. Konyaspor ortalama bir performans gösterdiği bu 5 sene zarfında sürekli ilk 10 içinde olan ve özellikle kendi sahasında taraftarına güven, rakibine tedirginlik veren bir takım görüntüsü çizmişti. 2009 yılında 3’lü averaj kuralı sonucunda 38 puan ile ligden düşen Konyaspor, 1 yıl sonra play-off neticesinde tekrar lige merhaba demiş ancak “transfer hastalığından” kurtulamadığı için aynı sezon tekrar bir alt lige düşmüştü. Ancak bu düşüş önceki kadar yumuşak ve yaptırımsız olmayacaktı.

2010/2011 sezonunda Ziya Doğan ile anlaşan ve bunun ardından yapmış olduğu 50’den fazla transfer neticesinde anormal bir kadro şişkinliği ve bu şişkinliğe bağlı olarak oluşan disiplinsizlik sebebiyle önce bir alt lige düşen sonrasında da mali yükümlülüklerini yerine getirmediği için 2 dönem transfer yasağı alan bir Konyaspor vardı o dönem. Ve sıkıntı yaşayan her takım gibi Konyaspor da ne yazık ki MECBURİYETTEN alt yapıdaki oyunculara yönelmek zorunda kaldı. Haftalar ilerledikçe bu oyuncuların aslında geçen sezon transfer edilen 50’den fazla oyuncudan çok farkı olmadığı anlaşılınca, halk tabiriyle bazı şeyler kafaya dank etti. 2011/2012 sezonunu bu oyuncularla geçiren ve TFF 1. Lig’de play-off oynayan ancak ilk turda, o dönem ciddi bir kurum tarafından yönetilmeye başlayan Kasımpaşa’ya elenen Konyaspor aslında üzgün ama biraz da gururluydu. Alt yapıya MECBURİYET ile de olsa yönelmek ve bu noktada belli kazanımların olacağını da görmek Konyaspor camiasının keyfini yerine getirmişti. Şehrin tamamında hissedilen bu sinerji bir sonraki sene Konyaspor’un performansını da olumlu etkilemişti. 2012/2013 sezonunda yine play-off oynayan ve finalde Manisaspor’u rahat bir şekilde geçerek Süper Lige çıkan Konyaspor, artık pabucun pahalı olduğunu anlamış, çok daha makul ve mantıklı yönetileceğinin sinyallerini hemen ilk sezonunda vermişti. Aynı yıl ortalama bir performans göstererek ligi stres yaşamadan orta sıralarda bitiren Konyaspor, 2014-2015 sezonunun 7. haftası sonrasında yaptığı teknik direktör değişikliği ile birlikte o meşhur peri masalının startını vermişti.

7.haftada deplasmanda Kasımpaşa’ya 2-0 yenilen Konyaspor’da teknik direktör Mesut Bakkal’ın görevine son verilmiş ve Aykut Kocaman ile anlaşılmıştı. İlk geldiği haftalarda takımda sorun olan birçok noktaya önce teşhis sonra da tedavi uygulayan Aykut Kocaman, aslında sonraki 2 sezon yaşanacak başarıların zeminini de oluşturuyordu. 2014/2015 sezonunu bu mental yapılanma ile geçiren Konyaspor, oynadığı son 13 karşılaşmada sadece 2 mağlubiyet alarak bir sonraki sene nelerin olabileceğini de hissettiriyordu aslında taraftarına.

Aykut Kocaman’ın geldiği ilk sezon kulübü yöneten bazı profesyonellerce(!) ufak ufak dillendirilmeye başlanan “hücum futbolu sevdası” her aşamada Aykut Kocaman tarafından kesin ve net bir dille reddediliyordu. O reddettikçe bu profesyoneller(!) söylenenleri gururlarına yediremeyip değişik kaynaklarca bu düşüncelerine vücut buldurmaya çalışıyorlardı. Bir yerden sonra iş inatlaşma noktasına kadar gitmiş ve kulübün geleceğini düşünerek inatla transfer yapmak istemeyen Aykut Kocaman’ın dinine, yaşayışına, dünya görüşüne yönelik yalan haberler ile Aykut Kocaman yıpratılmaya başlanmıştı. Bu psikolojik ortamda Aykut Kocaman ve ekibi,  futbolcularıyla birlikte tek yumruk olup, kendilerine her koşulda inanan ve şehrin lokomotifi olarak gördüğü “Nalçacılılar Taraftarlar Derneği”nin de desteğiyle daha dik durarak o peri masalını yazmaya devam ettiler.

Başkanı, yerel medyası ve kandırılan bazı taraftarlarına rağmen, gidişata inanan gerçek Konyasporlular ile yola devam eden Aykut Kocaman ve ekibi, 2015-2016 sezonunu 66 puan alarak 3. tamamladı ve aynı sezon ligin ikinci yarısında 40 puan toplayarak yeni bir rekora daha imza attı. Ligi 3. sırada tamamlamak demek o sezon özelinde UEFA Avrupa Ligi’ne direkt katılıyor olmak demekti. Türkiye Kupasını kazanan G.Saray’ın aldığı ceza nedeniyle lig 3. sünün Avrupa Ligi’ne direkt gruplardan başlayacak olması da bu emeğin, alın terinin aslında bir nevi ödüllendirilmesiydi. Her fırsatta “dikine futbol, hücum futbolu” diyerek ortamı geren güruh ise bu Avrupa Ligi karşılaşmalarında en ön sıralarda boy göstererek aslında karakterlerini bir kez daha ortaya koyuyorlardı. Çünkü onların zihninde bu başarıların en büyük nedeni kendileriydi. Onlar ödüyordu çünkü bu işçilerin paralarını, bu paraları aslında o işçilerin kazandırdığını umursamazcasına.

Tarihinde ilk defa Avrupa Ligi’nde oynayan Konyaspor’un, Türkiye Kupası da hesap edildiğinde ligde tökezlemesi çok muhtemeldi. Ve öyle de oldu. 2016/2017 sezonunu bu koşturmaca içinde geçiren Konyaspor, buna rağmen ligi yine stres yaşamadan, orta sıralarda bitirdi ama Avrupa Ligi’nde oynayarak ciddi bir tecrübe koydu küfesine. Buna ilaveten yine tarihinde ilk defa Türkiye Kupası’nı müzesine götürerek tekrar Avrupa Ligi’ne direkt katılma şansı elde etti. Ancak yine “o malum yerler” tarafından yönlendirilen bazı yerel medya organları, Aykut Kocaman’ın oynattığı oyunun “ZEVKSİZ, HEYECANSIZ” olduğu gerekçesiyle topluma kin ve nifak pompalamaya devam ediyordu. Nitekim Aykut Kocaman da bıkmıştı artık aynı kişilere kendini anlatmak zorunda olmaktan. O dönem Fenerbahçe’nin de kendisi için çok ısrarcı olması ve yeni sezonda takımın başında Aykut Kocaman’ı görmek istemesi nedeniyle görevinden ayrıldı ve Fenerbahçe’nin başına geçti.

2017/2018 sezonu öncesinde yapılan bu teknik direktör değişikliği ile yukarıda bahsettiğim o zihniyetin hareket alanı genişlemişti. Artık hücum futbolu izleyip bolca da zevk alınabilecekti. Bu minvalde Mustafa Reşit Akçay ile anlaşıldı ve onların tabiriyle “artık kemerler bağlanmıştı, uçacaktık.” Sezona menajerlere esir olunarak yapılan 15 yeni transfer ve yeni futbol anlayışıyla merhaba diyen Konyaspor yönetimi, 3 seneye yakın bir süre 30-40 metrede oynayan takımı bir anda 70-80 metrede oynayabilecek bir takım haline getirdikleri için çok mutluydular(!) Üstelik bunu 2 ay gibi kısa bir sürede gerçekleştirmişlerdi(!) Uçmaya hazırdı artık Konyaspor(!)

Evet olmadı, uçamadı Konyaspor…

Hatta bırakın uçmayı küme düşüyordu bu anlayış ile.

Allah’tan taraftarın “emniyet kemerleri bağlıydı” da düşmediler…

Son 10 haftaya kadar halk tabiriyle “ne ölen, ne de olan” bir takım profili çizdi. Takım içi yaşanan disiplinsizlikler neticesinde oyuncular arasında gruplaşmalar başlamıştı. Bağıra bağıra düşüyordu Konyaspor. Son kozunu Sergen Yalçın ile oynayan yönetim kurulu koca bir sezonu rakamla “1” yazıyla “BİR” doğruyla bitirdiler. Taraftarlar da tabiri caizse döve döve gönderdi bu yöneticileri firmalarındaki deri koltuklu makam odalarına. En kritik dönemde Sergen Yalçın ve ekibi ile iyi bir uyum yakalayan Konyasporlu futbolcular, o büyük taraftarının da desteğini arkasına alarak 5 maçta 11 puan alıp düşmeme ihtimalini son maça kadar taşıdılar. Ve rakibi Osmanlıspor’un puan kaybı sonrasında son haftaya girilirken ligde kalmayı garantiledi Konyaspor. Daha öncesinde birkaç kez yüzlerine, gözlerine çarpılan “doğru futbol” ile tekrar yüzleşmişti Konya kenti.

Giden Konyaspor Yönetimi yerine Hilmi Kulluk başkanlığında yeni bir yönetim kurulu oluşturuldu. Halen de aynı ekip görevine devam ediyor.

Sezona Rıza Çalımbay ile başlayan Konyaspor, beklenen neticelerin alınmaması ve Türkiye Kupası’ndan elenilmesi gerekçe gösterilerek ligin 12. haftasında Rıza Çalımbay ile yollarını ayırdı.

Çok geçmeden Aykut Kocaman ile mutabakata varan Konyaspor Yönetimi, tüm ipleri Aykut Kocaman ve ekibine bırakmış durumda.

Avrupa’nın önde gelen ekiplerinde de durum böyle aslında. Yönetim kurulu ve teknik heyetin görev sahaları birbirinden tamamen ayrı konumlandırılmış durumda.

Bu yapının benzerini de şu günlerde Konyaspor’da görüyoruz.

Kendilerine Anadolu Hükümdarı diyen Konyaspor taraftarı Anadolu’dan bir şampiyon daha çıkarabilecek mi? İstikrar ve mali disiplini bozmadıkları müddetçe ve etkili taraftarını da düşündüğümüzde bence şansları çok ama çok fazla…

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More