Arsene Wenger Dönemleri: Adım Adım Düşüş

Arsene Wenger düşüşü nasıl başladı?

Arsene Wenger dönemini üçe ayırıyorum; kazanan, yetiştiren ve başaramayan. Geldiği andan 2006’ya kadar kazanan, 2006’dan 2012’ye kadar kariyerini tamamen oyuncu geliştirip satan bir öğretmene evrilten ve 2013’ten ayrılana kadar ise başaramayan bir hoca Wenger. Bu yazının konusu ise tamamen yetiştirici kimliği ve düşüş yılları. O yüzden burada yer almıyor diye sakın efsanevi başarılarını göz ardı ettiğim sanılmasın.

kenarda heyecanlı bekleyiş
kenarda heyecanlı bekleyiş

Filmi 17 Mayıs 2006’ya saralım. Şampiyonlar Ligi Finali’nde başarılı bir sezonun ardından Paris’te Barcelona’ya kaybedilmişti kupa. Bana ve birçoklarına göre, Arsenal ve Wenger’in kazanan statüsünden bir basamak düşüşü burada başladı.

Kırılma sezonumuz 2005/06’nın bir başka anlamı daha vardı. Bu, belki de anlamlar içinde en büyük olanıydı aynı zamanda. Hepimizin -daha doğrusu yaşı yetenlerimizin- Arsenal ile ilgili en güzel hatıralarına ev sahipliğini yapan Highbury, yerini daha modern, daha büyük, daha teknolojik, daha göze hoş gelen Emirates Stadyumu’na bırakmıştı. İkonik hale gelen bordo forma, üst seviyedeki Henry, göze hoş gelen akıcı futbol ve mabet tarihe karışıyordu. Lig sonunda bulunan konum (4.) sevenlerini üzse de, oynanan futbol geleceğe umutla baktırıyordu. Ayrıca kabul etmemiz gereken diğer bir husus ise o sene Mourinho ve onun Chelsea’sinin şampiyonluk kupasını daha çok hak ettiğiydi.

Namağlup şampiyonluğun ardından takımı gençleştirme çalışmaları Van Persie, Eboue, Flamini, Djourou, Larsson gibi isimlerle başlamıştı. Şef Scout Steve Rowley, ekibinden Paul Fairclough, Thomas Kost, Roger Bongaerts gibi isimlerle Wenger’e dünyanın 4 bir yönünden genç isimler buluyorlardı. Bu akım, 2005/06 sezonunda da devam ediyordu. Adebayor, Walcott, Diaby, Song, Mannone, Vela gibi gençler o sene scout ekibinin yeni ürünleriydi.

Kırılma noktalarından biri de kazanmaya alışmış, üstünlük sağlayamayınca gözlerine uyku girmeyen oyuncuların artık yaşlanmış olmasıydı. Yavaş yavaş yaprak dökümü başlamıştı. Pires, Henry, Viera gibi isimler daha yüksek kontrat ve oynama süresi aldıkları takımlara gidiyorlardı. Bergkamp ise futbolu bırakmıştı.

Andrey Arshavin ve Theo Walcott

Bu çekirdek değişimi esnasında Arsenal, güzel futbol oynamaya devam ediyordu. Bir döngüye girmişken buluyorlardı kendilerini; futbol var, kupa yok. 2007-2012 arası Arsenal sahada adeta sihir icra ediyordu. Ancak büyük maçlarda karşılarındaki sert takımlar, bu genç yapıyı bir anda darmadağın edebiliyorlardı. Bu durum taraftarların sabrını artık taşma noktasına getirse de diğer yandan herkes bu gençlere şans verme halinden memnundu. Arsenal, tarihi boyunca Chelsea veya City gibi satın alarak değil, United gibi yetiştirerek kupalara ulaşmış bir gelenekti çünkü.

Wenger’in en büyük hatası herkesi kendi gibi duygusal olarak görmesiydi bana kalırsa. Ekşi Sözlük’te, 2011’de 2-1 kazandıkları Barcelona maçı esnasında girilen bir entry’i paylaşmak istiyorum; “her gole sahadaki çocukları gibi çocuk gibi sevindikçe sırtı yere gelmez bunun.” Bu cümle onun yapısını anlatıyordu belki de. Adebayor, Nasri hatta Fabregas gibi gençleri çocuk sayılabilecek yaşta sınıfına aldı. Onlara futbolu ve hayatı öğretti. Ancak bu davranışın karşılığında ne kazandı? Sadece para. Stadyumun borcuna gitmesi gereken para. Harcanamayan para.

Arsenal’in ve Wenger’in peşini bırakmayan ve rakiplerden geride kalmasının en büyük nedenlerinden biri olan lanet ise oyuncularını her dönem istisnasız uzun sakatlıklara kurban vermesiydi. Ramsey, Wilshere, Walcott, Diaby, Vermalen gibi yıldız adayları asla beklenen seviyelere çıkamadılar kırmızı formayla. Bu örneklerin en dramatiklerinden biri ise kuşkusuz Cazorla. Doktorlar 2016’daki ayak bileği sakatlığından sonra yürümesini bile zor görüyorlardı. Kaçırdığı maç sayısının sayısı dudak uçuklatan cinsten. 103 maç, tamı tamına 103.

Mesut Özil transferine kadarki süreçte Arsenal kimliği, kazandan yetiştirip satana dönüştü. Bu bence kötü bir özellik olarak yazılmamalı. Bunu okuyan insanlar için de muhtemelen bu kötü bir özellik olarak sayılmayacaktır. Ancak iş Arsenal taraftarına gelince, bundan ne kadar memnunlardı? Ezeli rakipler Chelsea, United her sene şampiyonluğa oynuyor, Liverpool, Şampiyonlar Ligin’de önemli işler yapıyor, City satın alınmış ve büyük transferleri bir bir sıralıyor. Peki ya Arsenal? Bu dönemde ‘nasılsa hala Tottenham’ın önündeyiz’ bir övünç kaynağı olamazdı. Arsenal tekrar yarışmacı olmalıydı. Sezon başlar, genç takım üst üste iyi sonuçlar alır, Boxing Day‘e* yaklaşırken yoğun fikstürden sakatlıklar başlar, mart ile birlikte kötü sonuçlar alınır, nisan ve mayıs aylarında 4. sıra perçinlenir ve sezon biter. 2007-2012 arası hep bu senaryoyu izledik. Tüm bu dönem tek bir Mourinho cümlesiyle özetlenebilirdi:

Çocuk bakıcılığı yapmaktan takımını şampiyon yapamıyor.

(Jose Mourinho)

Robin van Persie ve Wenger

Kırılma noktalarından biri de oyuncularını elinde tutamamaya başlamasıydı. Geçmişte Ashley Cole ile başlayan oyuncuları kaptırma akımı, Nasri, Adebayor, Fabregas ile devam etti. Van Persie ile de son buldu. Wenger’in kariyerindeki en büyük hatalardan birisi tam olarak buydu. Gitmek isteyen her oyuncusunu gönderdi. ‘Gitmek isteyen oyuncudan bir daha performans alamam’ düşüncesi ile hareket etmesi ne kadar doğruydu, tartışılır. Üstelik oyuncuları doğrudan rakiplerine kaptırdı. Nasri, Adebayor, Van Persie gibi isimler burada şampiyonluk kazanamayacaklarını ön gördüler ve Manchester şehrine kaçtılar. Bu bir hatadan çok üzücü bir olay gibi geliyor hep bana. Eğitim bitmiş, tam kazanmaya başlayacak iken oyuncuları kaybeden Wenger, Chelsea sonrası City ile de adaletsiz şekilde yarışıyordu. Arap milyarder geliyor, en iyi futbolcularını alıp devam ediyordu. Arsene Wenger ve Arsenal ise stadyum borcundan dolayı spesifik transfer yapamazdı. Yetiştirip satmaya devam ediyordu. Bu konuda da oldukça başarılıydı. Elektrik mühendisliği okumuş, üstüne de ekonomi masterı yapmış biriydi o. Sanırım şimdi daha iyi anlaşılıyordur 3’e alıp 15’e satmalar.

Kırılma noktalarına devam ediyoru. 2011/12 sezonu 3. haftasındaki Old Trafford deplasmanı; 8-2. Bu, Wenger’in kariyerinin en büyük darbelerinden biriydi. Saha içindeki takımın hali içler acısı olmasının yanı sıra, yedek kulübesindeki isimler daha iç burkucuydu. Lansbury, Özyakup, İgnasi Miguel, Gilles Sunu, Chamakh gibi isimler şans bekliyorlardı. O gün alınan mağlubiyetin ardından taraftarlar isyan bayrağını çekmişti ve Arsenal panik hamlelerine başlıyordu. Nasri ve Fabregas kaybedilmiş yerine ise elle tutulur transfer yapılmamıştı. Arteta, Mertesacker, Gervinho gibi hamleler pragmatik isimlerdi ve o sezonluk yaraları sarıp takımı tekrar Şampiyonlar Ligi potasında tutmayı başarmışlardı. Büyük harcama yapılması beklenen 2012/13 sezonunun başında ise Van Persie ve Alex Song elden kaçıyordu.

2011/12 sezonu sonunda Wenger bu transfer döneminde büyük bir transfer planlıyordu. Lille’in genç yıldızı Hazard’ı gözüne kestirmişti. Kıran kırana pazarlıklardan sonuç beklerlerken Londra’nın zengin Mavileri bir anda masaya 32 Milyon € koyarak Hazard’ı renklerine bağlıyordu. Wenger hayal kırıklığıyla sezona başlıyordu. Büyük transferlere ayrılan para Cazorla, Giroud ve Podolski’de kullanıldı ve Arsenal tekrardan harcamaya başlıyordu. Bu ise, yazının başında adlandırdığım üçüncü ve son döneme(başaramayan) bir adım daha yaklaştırıyordu kendisini.

taraftarlar
taraftarlar

2013/14 sezonunun başında iç sahadaki Aston Villa maçına çıkarken Arsenal sadece Yaya Sanogo’yu kadrosuna katıp Flamini’yi kulübe geri döndürmüştü. Suarez’i dik duruştan ötürü 1£ gibi bir bedelle** kaçırmıştı ve taraftarlardan ilk kez bu kadar yoğun bir istifa isteği yükseliyordu. Maçı Aston Villa 1-3 kazanırken stadyumun tümünde yalnızca bir slogan yükseliyordu: WENGER OUT. Ferguson’ın emekliliğinden sonra kendisininde kariyerinin sonuna geldiği konuşuluyordu ki tehlikeyi hisseden Arsene Wenger kendisini hatırlattı. Real Madrid’in 10 numarası Mesut Özil 47 milyon€ ‘luk rekor ücretle kadroya katıldı.

Özil merkezli bir takım olan Arsenal seri galibiyetlere başlamıştı. Ancak vurguladığım Özil merkezli takımın çok büyük bir sorunu ortaya çıkmıştı; kırılganlık. Doğrudan rakipler ile özellikle deplasmanda oynanan maçlarda çok kolay gol yenmeye başlamıştı. City’den ve Chelsea’den 6, Liverpool’dan 5 gol yendi. Sakatlık kabusunu görmeye devam ediliyordu. Her türlü zorluğa rağmen takım yine Şampiyonlar Ligi potasına kendisini attı ve FA Cup şampiyonluğuna uzandı. Bu Wenger’in 2004 yılının ardından kazandığı ilk kupa olmuştu. Belki de hikaye burada tamamlansa herkes kendisini daha güzel hatırlayabilirdi. Daha az kırgın biterdi bu birliktelik.

Bir sonraki sezon Arsenal’i ilk kez Puma sponsorluğunda gördük. Bana kalırsa düşüş tam olarak burada başladı. Önceki sezondan gelen ivmelenme ile şampiyonluk yarışında olunacağı ön görülüyordu. Son yıllardaki en kuvvetli kadro ellerindeydi. Genel Arsene Wenger profilinin aksine yeni yıldan sonra çıkışa geçilse bile bu Chelsea’yi yakalamalarına yeterli olmadı. FA Cup şampiyonluğu Aston Villa karşısında tazeleniyordu. Beklentileri karşılamışlar mıydı? Önceki senenin üstüne katılan durumlar var mıydı? Bu sorular cevap kazanamıyor bende.

2015/16 sezon sonunda bulunulan sıra son yıllardaki en başarılısı oluyordu. Leicester ardından 2.’lik yeterince tatmin edici gözüküyordu kağıt üzerinde. Ancak o sezonu detaylı hatırlayan bizler buna kanmıyoruz. Chelsea, United, City ve Liverpool dörtlüsünün tamamı idealden uzak sezonlar geçirmişlerdi. Şampiyonluk için iki rakip vardı; Tottenham ve Leicester. Arsenal sezonu 2. bitirip Leicester’a en yakın takım olarak gözükse de asla yarışın içine giremedi. Kupa, Leicester ve Tottenham arasında gidip gelmişti. Leicester kupayı garantiledikten sonra başlayan Tottenham düşüşü Arsenal’i bu konuma getirmişti.

Ve dibe yaklaştıran sezon; 2016/17 sezonundaki hamlelerin hatalı olması Arsenal’in bugünlerde bile canını yakan ve peşini bırakmayan bir durum. Mustafi&Xhaka&Perez üçlüsüne harcanan toplam bedel 106 milyon € idi. Sezon sonunda 5. olarak 19 yıllık Şampiyonlar Ligi serüvenine veda ediyordu Arsenal. Wenger kimlik değiştirmişti. 2007-12 arası genç oyuncularla güzel futbol oynamayı hedefleyen Arsenal’den kırıntı kalmamıştı. Bu sezon başındaki transfer dönemi ise Wenger döneminin son kırılma noktasıydı. FA Cup finalinde Chelsea’yi mağlup eden Wenger, 2010’lu yıllardaki üçüncü FA Cup zaferini kazanıyordu. Yönetim kendisine mayıs ayında 2 yıllık yeni kontrat sundu. Arsenal taraftarı, bir dönemin sonuna geldiklerini hissediyordu ve yönetimin devama zorlamasını eleştiriyorlardı.

Arsene Wenger
Arsene Wenger

2017/18 sezonunda 2013’te atılan temellerin sonuna gelinmişti ve Arsene Wenger sezon sonuna bırakacağını açıkladı. Premier League, bir efsanesini daha uğurluyordu arkasında bıraktığı ulaşılması imkansıza yakın başarılarla. Arsenal’de 22 yılı geride bırakan Arsene Wenger, kariyerinin sonunda yoğun eleştirilse bile hepimiz onu güzel günler ile hatırlıyoruz, hatırlayacağız. Oyunu değiştirdi, oyunun oynanışını değiştirdi. Arkasından gelenlere yollar açtı, kopyalar verdi. Bir efsane olarak veda etti…

*Boxing Day: ingiltere, Avusturalya, Yeni Zelanda ve Kanada’da kutlanan, 26 Aralık’a denk gelen tatil günü. Dini kökenli bir tatil olmakla birlikte yarış, futbol ve ragbi bu günü başlıca sporları kabul edilir. Pek çok önemli spor müsabakası, özellikle Premier League’de derbi maçları bu güne denk getirilir.

**Suarez’in kontratındaki serbest kalma maddesine ilişkin olarak ortaya çıkmış bir iddia. Söylentilere göre Arsenal transferde 40 milyon paundun üzerine 1 pound bile çıksa serbest kalma maddesi uygulamaya girecek ve Suarez Arsenal’e katılacaktı. Ancak sonrasında olayın iç yüzünün böyle olmadığı açıklandı. Detaylar için tıklayınız.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Plase Tanrısı: Thierry Henry

Merseyside Savaşları: Everton vs Liverpool

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More