2019 UEFA Süper Kupa Finali: Liverpool & Chelsea

İki İngiliz devini İstanbul’da karşı karşıya getiren UEFA Süper Kupası, oldukça tempolu geçen bir 120 dakikanın ardından, penaltı atışları sonucu Liverpoollu oyuncuların ellerinde yükseldi.

Maç öncesi beklentiler:

Her ne kadar bu bir final olsa da bu kupanın Chelsea ve Lampard tarafı için daha büyük önem arz ettiğini söylemek mümkün. İngiltere Premier League, geçtiğimiz sezon Manchester City ve Liverpool’un eşi benzeri pek görülmemiş mücadelesine tanıklık etmişti. 97 puan toplamasına rağmen şampiyonluğa ulaşamayan Liverpool’un Premier League’de şampiyonluğa ulaşmak için hata yapma toleransı yok denecek kadar az. Bu yüzden Liverpool tarafının Premier League’de oynanacak herhangi bir maç yerine bu maçta yaşanacak bir kaybı tercih edeceğini söyleyebiliriz.

Diğer tarafta ise tam tersi bir durum var; en önemli silahları Hazard’ı kaybeden ve transfer yasağı nedeniyle rakiplerinden iyice geride kalan Chelsea için, Premier League’de şampiyonluk beklentisine girmek fazlasıyla iyimser bir beklenti olur. Çiçeği burnunda teknik direktör Lampard, ligin ilk haftası Manchester United deplasmanında alınan 4-0’lık ağır yenilginin de ardından bu kupayı kazanmayı daha çok istiyordu. Aslında her iki takımın maç öncesi düşüncelerinin de benzer olduğunu sahaya çıkan ilk 11’ler üzerinden yorumlamak mümkün.

Liverpool ilk 11:

Chelsea ilk 11:

Liverpool açısından nasıl bir maç geride kaldı?

Liverpool’da kaleci Alisson’un sakatlığı haricinde sağ bekte kullanılan Joe Gomez ve ileri üçlünün solunda görev yapan Oxlade-Chamberlain, Klopp’un dikkat çeken tercihleri oldular. Firmino ve Origi’nin ikisinin birden yedek başlaması, Chamberlain’in yetersiz performansıyla birleşince Liverpool hücumda yaratıcılık problemleri yaşadı. Her ne kadar maçın ilk 15-20 dakikasında kontrolü elinde tutsalar da ilk yarının geri kalanında, Chelsea’nin orta alanda uyguladığı baskının da etkisiyle, çok etkisiz bir görüntü çizdiler. Liverpool adına ikinci yarıda maça biraz da olsa denge getiren etmen Firmino-Chamberlain değişikliğiydi. Brezilyalı oyuncu, hem orta sahaya olan katkısıyla hem de hücumda temposu ve pas kalitesiyle fark yaratarak Liverpool’un ilk 45 dakikaya oranla rakip sahaya daha organize bir şekilde yerleşmesine olanak sağladı. Firmino’nun oyuna girmesinin ardından değişen Liverpool’un oyunu, aynı zamanda pas istasyonu olabilen forvet oyuncularının modern futbolda daha farklı profillerde karşımıza çıkabileceğini ve bu profilin oyundaki önemini de yeniden göstermiş oldu.

Liverpool cephesinde 120 dakika boyunca 4-3-3 formasyonu bozulmadı. Ama topa sahip olunan anlarda, örneğin maçın ilk 15 dakikası gibi, geride van Dijk-Matip-Gomez’den oluşan bir üçlü varyasyonla dizildiler geride. Beklerinde Arnold ve Robertson gibi ofansif katkısı çok yüksek oyunculara sahip olan Liverpool’un bu düzende oynadığına daha önce pek rastlamamıştık. Ayrıca, Arnold yerine tercih edilen Gomez,  takımın hücum yetisini büyük ölçüde kısıtlayarak Salah’ın da sağ uçta çoğu zaman yalnız kalmasına ve daha etkisiz bir görüntü çizmesine neden oldu.

* Maç genelinde topa sahip olunan her anda bu şekilde dizilmeyip 4-3-3’ü korusalar da özellikle ilk yarıda topu kontrol ettikleri ilk 15-20 dakikalık zaman zarfında bu şekilde dizildiler. Klopp’un takımlarında stoper özellikli bir bek kullanılması gördüğümüz bir şey değil ama bu rotasyon tercihinde bahsettiğim Premier League maçlarının önemi konusu devreye giriyor.*

 

Maç genelinde Liverpool rakibini geride karşıladı ve yaratıcı orta saha oyuncusu eksikliğinin de etkisiyle van Dijk’ın uzun topları ve Firmino oyuna girene kadar da, Salah-Mane ikilisinin süratleri üzerinden pozisyon bulmaya çalıştı. Her iki devrenin ilk 15-20 dakikalık periyotlarında topa daha fazla ve etkili bir şekilde sahip olan Kırmızılar, bu periyotlarda da bahsettiğim yaratıcı oyuncu eksiliği sebebiyle net pozisyonlar üretemediler. Pas kalitesi yüksek olan ve geçiş oyununda da top sürme becerileriyle öne çıkan Wijnadum veya Keita’dan en az birinin orta alanda yer bulması bu durumu bir nebze de olsa düzeltebilirdi.

Chelsea tarafı için nasıl bir maç geride kaldı?

Chelsea tarafında ise Manchester United karşısında çıkan kadro aslında oldukça farklıydı. United maçının genelinde rakibi oldukça önde karşılayan bir anlayışla sahadaydı Londra ekibi. Klasik bir 4-2-3-1 dizilimiyle sahadaydılar ama sol önde Barkley gibi teknik kapasitesiyle öne çıkan bir oyuncu tercih edilmişti.

*Chelsea’nin Manchester United karşısında kullandığı ilk 11 *        

United maçına çıkan kadro ile Süper Kupa’da çıkan kadroyu kıyaslarsak maça daha Liverpool’a kıyasla daha fazla önem yüklediklerini tekrar görebiliriz. Her ne kadar oyuna girdikten sonra hareketlilik kazandırıp etkili olsa da Tammy Abraham yerine Giroud gibi daha tecrübeli bir isim tercih edildi. Oyuna girdikten sonra sol uçta görev alan ve çok etkili bir performans ortaya koyan Mason Mount gibi genç isimler, United karşılaşmasında tecrübe eksikliklerinin kurbanı olmuşlardı. Tabii anlatmaya çalıştığım oyun planı da bu değişiklikleri mecbur kılıyordu ancak bir önceki maç forvet arkası oynayan Mason Mount’un bu maçta oyuna girdiğinde farklı bir pozisyonda, sol uçta görev alması, Lampard’ın bu yeni yapılanmayla birlikte genç oyuncularına oldukça güvendiğini gösteriyor ve gelişimleri için kendisinini doğru isim olabileceğini de işaret ediyor.

 

*Lampard, geçen sezon Derby County’nin başındayken de sıklıkla kullandığı klasik 4-2-3-1 dizilişiyle başlamıştı Manchester United maçına.  Liverpool maçının aksine rakibi ne kadar önde karşıladıklarını da yukarıda görebiliyoruz.  Değindiğim gibi, üçlü orta saha tercihin rakip daha geride karşılandığında uygulanan blok halindeki presin de etkisi olduğunu düşünüyorum. Orta alanda rakibi karşıladıklarında sayısal olarak daha fazla olmak istemiş olabilir Lampard.*

 

Liverpool maçında ise 4-3-3 şeklinde dizildiler ve hiç bozmadılar bu dizilişi. İleri üçlüde görev alan Pulisic-Giroud-Pedro üçlüsü de bir bakıma Chelsea’nin hücum opsiyonlarını genişletmek istediğinin kanıtıydı. Barkley yerine Pulisic gibi savunma arkasına koşu atan, bununla birlikte topa sahip olma oyununa da yatkın bir ismin tercih edilmesi bunun en büyük örneğiydi.

*Geçtiğimiz sezon Sarri yönetiminde ezberlerimize kazınan orta alan üçlüsüyle sahaya çıktı Maviler. Bu üçlünün yüksek temposu pas kaliteleriyle de birleşince maç boyunca rakiplerine orta alanda önemli bir üstünlük kurdular.*

 

Maç öncesi Chelsea’de 4-2-3-1 dizilişini bozmayan bir düzenle, Kante’nin yanında Jorginho-Kovacic’ten birini görmeyi bekliyordum. Hatta Jorginho’nun lig maçındaki etkisiz oyunundan sonra bu ismin Kovacic olması daha büyük bir ihtimaldi bana göre. Ayrıca Liverpool’un ön alan baskısını maçın geneline yayacağını düşünerek Chelsea’nin 4-2-3-1 dizilişini bozmayacağını, geride sayıca daha fazla olarak bu baskıdan kurtulmaya çalışacağını düşünmüştüm. Ama Frank Lampard’ın, geçtiğimiz sezon Sarri’nin sürekli kullandığı orta üçlü düzeninde sahaya çıkması, benim beklemediğim bir hamle olsa da Liverpool karşısında muazzam bir şekilde işledi. Savunma önünde 2 oyuncu kullanmanın yerine rakibine orta alanda bir blok halinde baskı uygulayan, dinamik ve teknik kapasitesi de oldukça yüksek bir üçlü kurulması Liverpool’un orta alanda ezilmesine neden oldu. Aslında bu planı Chelsea’nin geçtiğimiz sezon Carabao Cup* finalinde City’ye karşı uyguladığı planın bir benzeri olarak yorumlamak da mümkün.

Kağıt üstünde geçen sezondaki dizilimle aynı olsa da çok daha tempolu bir anlayışla oynadı Chelsea. %48 oranında topa sahip olsa da kuşkusuz topu daha verimli kullanan ve daha net pozisyonlara giren taraftı. Ofsayta takılmış olsa da 120 dakikalık sürede akan oyunda 2 gol de bulmuşlardı. United karşısında rakibini ön alan presiyle karşılamışlar ama bu durum N’Golo Kante’nin de yokluğuyla birleşince geride rakipleri için fazlasıyla alan bırakmışlardı. Bu maçta ise daha kontrollü bir anlayışa sahiptiler ve rakiplerini ikinci bölgede karşıladılar. Topu kazandıklarında ise gerek Jorginho’nun uzun topları gerekse de Kante-Kovacic ikilisinin top sürme becerileriyle topu ileri taşımaya ve pozisyon bulmaya çalıştılar. Topa sahip oldukları zamanlarda ise Liverpool’un aksine orta alanda pas kalitesi daha yüksek orta alan oyuncularına sahip oldukları için rakip sahaya yerleşimde ve pozisyon üretmede daha organize bir görüntü çizdiler.

Maçın adamı

Alisson’un beklenmedik sakatlığı nedeniyle transferi gerçekleştikten hemen sonra forma giyen ve beklentilerin ötesinde performans gösteren kaleci Adrian’ı hem maç içinde yaptığı kurtarışlarla hem de son penaltıyı kurtararak kupayı takımına getirmesiyle bir adım daha öne koymak mümkün. Ama sakatlığını yeni atlatmasına rağmen 120 dakika boyunca hiç azalmayan temposuyla, hem hücumda hem de defansta inanılmaz işler başaran N’Golo Kante’nin maçın adamı olmayı en çok hak eden isim olduğunu düşünüyorum. Oyuncunun bireysel istatistikleri de bunu kanıtlar nitelikte:

Maçın Kante’den sonra en etkili ismi Pedro’ydu. Bu maç özelinde büyük sorumluluk alarak farklı bir role büründü tecrübeli oyuncu.  Alışılagelmiş oyununun dışında geriye gelerek topun çıkarılmasına da yardımcı oldu, takım rakip sahaya yerleştiğinde de topu alarak driplingle, pasla pozisyon üretmeye çalıştı. İspanyol oyuncunun bu maç özelindeki performansına bakarsak Hazard benzeri bir role büründüğünü ve maç içerisinde ciddi bir fark yarattığını kolaylıkla söyleyebilirim.

 

*Carabao Cup: İngiltere Lig Kupası


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Sarri & Chelsea Birlikteliğine Bir Bakış

Kalede Bir Filozof: Albert Camus

 

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More