2019-2020 Sezonu Galatasaray Orta Sahası

Galatasaray orta saha kurgusu nasıl olmalı? 1-2 mi yoksa 2-1 şeklinde mi dizilmeli? Nzonzi transferi sıkıntıların çözülmesi için yeterli mi?

Sorulara cevaplar bulmaya çalıştık.

Günümüz futbolunda her mevkinin, her bölgenin önemi olsa da teknik direktörün oyun felsefesini, sistemini oturtabilmesi için orta saha hayati bir rol oynamakta. Tabii ki diğer pozisyonları da göz ardı etmemek gerekir, fakat oyunun hem ofans hem de defans noktasında orta saha belirleyici olduğu için, benim gözümde diğer mevkilere göre bir adım öndedir. Teknik direktörün oynatmak istediği oyun, orta saha kurgusuyla şekillenir. Orta saha kurgusunu kendi sistemine ve felsefene ne kadar uygun oluşturabilirsen takımın da başarılı olma ihtimalini o derecede arttırırsın.

Burada en önemli hususlardan bir tanesi de orta saha oyuncularının görev tanımlarını ve özelliklerini ayırt edebilmek, takımın hangi rolde oyuncuya ihtiyacı varsa o görevleri yapabilecek oyuncuların takıma katılması belirlemek. Yani defansın önünde oynayan her oyuncuya defansif orta saha dersek ve benim takımıma defansif orta saha lazım dersek hatalı karar vermiş oluruz. Donk’u, Medel’i, Pjanic’i, Melo’yu, Mehmet Topal’ı, İlkay Gündoğan’ı, Henderson’u, Jorginho’yu, Kante’yi aynı kefeye koymamamız gerekir. Baktığımız zaman bunların hepsi defans önünde oynayan oyunculardır ve bazı sitelerde defansif orta saha olarak geçer ama hepsini aynı kefeye koymamız imkansız. O yüzden öncelikle orta sahaların tanımlarını yapmak lazım.

Anchor (Çapa): Şu an defansif orta saha dediğimizde aklımıza gelen, gücü ve sertliği ile ön plana çıkan, iki defansın ortasına girerek defansı üçleyen, topla ilişkisi en yakınındakine pas vermek olan oyuncuların olduğu gruptur. Bunlara örnek eskilerden Selçuk Şahin’i, günümüzden ise Donk, Fernando Reges, Medel, Fejsa gibi oyuncuları verebiliriz.

Box to Box: Adından da anlaşılacağı gibi iki kutu arasında, yani iki ceza sahası arasında sürekli gidip gelen, hem defansif hem de ofansif meziyetleri olan oyuncuları tanımlar. Buna örnek olarak Jean Micheal Seri’yi, Kante’yi, Arturo Vidal’i verebiliriz.

Deep-Lying Playmaker: Savunma önünde oyun kuran oyuncuları tanımlar.  Pas oyunu oynamak isteyen takımların tercih ettiği oyuncudur. Geçmişte Xabi Alonso, Pirlo; günümüzde ise Jorginho sanırım bu türün en önemli temsilcilerindendir.

Ball-Winnig Orta Saha: Orta sahada pres güçleri yüksek olan, rakibi bozan, çapalardan farklı olarak daha hareketli ve daha fazla alanda oynayan, pas yetenekleri de olan oyuncuları açıklamada kullanılan tanımdır. Buna en yakın ve en güzel örnek Felipe Melo’dur.

Bu oyuncu özelliklerini seçerken en önemli etken takımın nasıl oynayacağı ve sistemidir. Sistemden kasıt sadece sayılar değil, takım felsefesidir aynı zamanda. Yani sistemleri konuşurken rakamlardan daha çok oyun felsefesine bakmamız gerekir. Mesela Abdullah Avcı’nın 4-2-3-1‘i ya da 4-1-4-1’i, Şenol Güneş’in 4-2-3-1’inden ayrıdır. Abdullah Avcı pas oyununu, topa sahip olmayı öncelik olarak isterken; Şenol Güneş direkt ve hızlı oyunu ister ve oynatır. Vida, Burak Yılmaz, Dorukhan Toköz gibi oyuncular Şenol Güneş ile değerliyken Abdullah Avcı için çok da değerli olmayabilir. Bu sebeplerden dolayı rakamlardan daha çok oyun felsefesine odaklanmamız gerekir.

Galatasaray futbol takımına Nzonzi katılana kadar takımın en sıkıntılı bölgesi orta saha olarak gözükmekteydi. Bu sıkıntının çözülmesi için birçok spor yazarı ve yorumcusu Galatasaray’ın ön libero alması gerektiğini söylüyordu. Peki Galatasaray’ın gerçekten bir ön libero’ya yani bir çapaya mı ihtiyacı var?

Bence bu sorunun cevabını bulabilmek için Fatih Terim’in oyun felsefesine bakmamız lazım.  Bugün futbolla ilgili herhangi birine Fatih Terim nasıl bir oyun oynatıyor diye sorsak, diyeceği ilk şeylerden biri şu olur; “Fatih Terim’in kullandığı stoperlerin hızlı olması gerekir.” Fatih Terim, çalıştığı takımlarda çok fazla sistem kullanmıştır. Zaman zaman 3’lü savunmaya bile dönmüştür. Kanatsız 4-4-2, 4-3-1-2 gibi sistemleri kullanmaya çalışmış ama felsefesi her zaman defans hattını orta sahaya yaklaştırmak olmuştur. Eğer bir takım defans hattını orta sahaya çekmek istiyorsa, o takımın topa hakim olması ve orta saha oyuncularında pas kabiliyetinin bulunması zorunlu unsurdur. Eğer topa hakim olamaz ve defans hattını orta sahaya çıkartırsan sürekli kalende gol pozisyonu görürsün. O yüzden Fatih Terim’in sisteminde çapanın olması, pas oyununu hızlı bir şekilde oynayamamak ve topla çıkarken yapılacak baskının kırılamaması anlamı gelir.

Bu fotoğraf 6 Kasım 2018 tarihinde oynanan ve Schalke 04’ün kazandığı maçın ortalama pas trafiğini gösteren bir fotoğraf. Fotoğrafta çapa olarak oynayan Donk’un oyun kurulumunda hiç olmadığını, Ndiaye’nin de dikine pas atma konusunda kötü olduğunu ve oyunun sadece Mariano üzerinden kurulmaya çalışıldığını görüyoruz. İkili orta saha pas yapamadığı için de uzun toplar ve rakibin kaptırdığı toplar haricinde, neredeyse Schalke kalecisini göremeden maçı bitirdi Galatasaray. Bu durum sadece Schalke maçı için geçerli değildi. Takımının as oyuncularını Portekiz’de bırakıp İstanbul’a gelen Benfica da temsilcimize adeta futbol dersi verdi.  Orta sahada pas yaptırmadılar; aldıkları topları da çapraz ve defans arkasına atarak atak gerçekleştirip tabiri caizse çoluk çocukla temsilcimizi zor durumlara düşürdüler. Bence yine burada en önemli eksik temsilcimizin orta sahada dikine pas atamamasıydı.

Fatih Terim de böyle düşünüyor olmalı ki transfer döneminde yedek kulübesinden sonra en fazla müdahaleyi orta sahaya yaptı. Transferde ismi geçen oyunculardan Josef ve Fejsa hariç diğerleri oyunun iki yönünü de oynayan oyunculardı. Galatasaray’ın, Seri transferi gerçekleştikten sonra, orta sahada Belhanda ile birlikte 3 tane, oyunun iki yönünü de oynayan oyuncuyla oynayıp oynayamayacağını çok fazla düşündüm. Seri-Belhanda-Banega üçlüsü nasıl olur gibi sorular sordum kendime. (Burada Banega; Alfred Duncan, Nainggolan gibi ismi Galatasaray ile anılan oyuncularla değiştirebilir tabii.) Bu tarz 3 tane oyuncuyla oynamak beni çok heyecanlandırıyordu. Belhanda’nın forvete daha yakın olduğu ve top çıkarma konusunda ayağı çok iyi olan iki oyuncunun kullanılması, bana topa en az %70 hakim olan bir takım hayali kurduruyordu. Bu takımın çok büyük takımlar hariç topla çıkarken baskı yemesi de çok mümkün değildi. Çünkü baskı yapan takım 10 saniye sonra topu kalesinde görebilirdi. O andan sonra da bir daha baskı yapamazdı ve oyunu kendi alanında kabul etmesi gerekirdi. Böyle bir takımın tabii ki en büyük zaafı defans olarak gözükebilirdi. Topu kazanma süresinin çok aza indirilmesi gibi futbolda çok zor olan bir şeyin hemen oturtulamaması ve defans ikilisi arasındaki mesafenin ayarlanamaması gibi sebepler bu sistemin kullanılmasının handikapları olarak gözüküyordu. Aslında iyi bir alan parselasyonu ve takım boyunun kısalması bu handikapları ortadan kaldırabilirdi. Tabii bu oyunu oynamak için sadece orta saha oyuncularının pas yeteneği yeterli olmuyor. Kalecinden, stoperlerine ve beklerine kadar bütün oyuncularının pas yeteneğinin üst düzey olması gerekiyor. Belki bu yüzden, Fatih Hoca biraz daha defansın önünden oyun kurabilen, defansı da fena olmayan Nzonzi’yi tercih etti.

Seri-Belhanda-Nzonzi

Galatasaray takımının şu an gözüken orta saha üçlüsü bu şekilde oluştu. Bu üçlünün kurulması, resmi maçlarda Donk yerine Selçuk, iki senedir kullandığı hızlı kanat oyuncuları yerine Babel tercihi Fatih Terim’in geçiş oyunu yerine pas oyununu tercih ettiğinin ve kullanacağının çok açık göstergesi. Bu takımda Nzonzi defansın önünden oyun kuracak, Seri ve Belhanda da box to box olarak kullanılacak gibi gözüküyor. Bu üçlüyle 2018-2019 sezonunda yaşanan; baskı yenilen her maçta topla çıkamamak, orta saha oyuncularının pas yapamaması, oyunun yönünü hızlı değiştirememe gibi sorunlar çözülebilir. Bu üçlü sayesinde muhtemelen orta sahada çok baskın ve topa sahip olabilen bir takım izleyebiliriz. Fakat bu üçlünün 1-2 şeklinde oynaması yani Belhanda’nın box to box oynaması yine bazı sorunlar yaratabilir; Belhanda’nın yapacağı top kayıpları ve etkisinin azalması. Belhanda, istatistiklere göre karşı kaleye ne kadar yakın olursa o kadar etkili olan, sihrini o kadar güzel gösterebilen bir oyuncu. Onu orta sahaya yaklaştırmak, hem onun özelliklerini kullanmasını engelliyor hem de değerini düşürüyor. Eğer Fatih Terim orta sahayı 2-1 değil de 1-2 şeklinde oluşturmayı düşünüyorsa, yani 4-3-3 ya da 4-1-4-1 oynamayı düşünüyorsa Belhanda’nın satılıp yerine Banega’nın alınması iyi bir seçenek olabilir. Belhanda’yı beğenen biri olarak böyle bir değişimin Galatasaray için daha iyi olacağını düşünüyorum. Bence Belhanda’nın sürekli sol tarafa deplase olduğu, Babel’in forvet’i ikilediği ve Nzonzi ile Seri’nin ikili orta saha olarak oynadığı bir düzende oynamak daha uygun olabilir. Nzonzi’nin bu oyun için biraz yavaş kalabileceği öngörülebilir fakat diğer sisteme göre takım için işlevselliği daha fazla olacaktır.

Avrupa kupaları için ülke puanının öneminin daha da arttığı yeni formatta, umarım Fatih Hoca Şampiyonlar Ligi’nde ayakta kalabilecek bir takım ve oyun sistemi geliştirebilir.


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Yeni Galatasaray: Adem Büyük, Ryan Babel ve Şener Özbayraklı

Galatasaray Altyapısı ve Potansiyelli Yıldızları

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More