10.000 Saat Kuralı ve Futbol Tarihinin Efsane Takımları

İngiliz Gazeteci Malcolm Gladwell 2008 yılının Kasım ayında çıkardığı “Çizginin Dışındakiler” adlı kitabında 10.000 Saat Kuralı adını verdiği bir kuramı tüm dünyaya duyurdu. Eserinde anlattığı kural yıllarca gündemden düşmedi öyle ki hala daha günümüzün tartışma konularından bir tanesi. Peki herkesin diline pelesenk olmuş 10.000 Saat Kuralı nedir? Malcolm’a göre bir işte uzmanlaşmak için o iş üzerinde en az 10.000 saat çalışılması gerekiyor. 10.000 Saat Kuralı kısaca var olan yeteneği istikrarlı bir şekilde çalışarak daha iyi bir seviyeye getirmek fikrini anlatıyor. Gladwell’in aslında anlatmak istediği şu; bir işi ne kadar çok tekrar ederseniz, o işte o kadar pratikleşirsiniz ve bu şekilde insanın zihni ve fiziksel becerileri otomatik pilota bağlanmış olur.

Yanlış anlaşılmasın Gladwell 10.000 saat çalışın ve çalıştığınız konuda uzman olun demiyor. Yazarın satır aralarında vermek istediği mesaj başarıya giden yolun güllerle değil, dikenlerle kaplı olduğu ve hiçbir zaferin bir günde kazanılmadığını anlatmak. Ayrıca 10.000 sayısı ise yazar tarafından, okuyucuların zihinlerinde kolayca kalması için ortaya atılan, tamamen keyfi bir donedir.

Yazar kitabında mevzu bahis teoriyi bazı örneklerle destekliyor. Örneğin bugün dünyanın en zenginlerinden olan teknoloji tutkunu Bill Gates’in lise yıllarında evinin yakınlarında bulunan Washington Üniversitesi’ne giderek, o zamanlar herkesin ulaşamayacağı bilgisayarlarda düzenli olarak saatlerce kod çalıştığını; yine dünyanın en iyi müzik gruplarından biri olarak kabul edilen The Beatles’ın Hamburg’ta aralıksız olarak günde 8 saat çalıştığını vurguluyor.

Kitapta verilen örnekler arasında yeri yok ama biz de burada çok tanığımız bir isme; 2020 Tokyo Yaz Olimpiyatları’nda göğsümüzü kabartan Mete Gazoz’a yer verelim. Olimpiyat şampiyonu olan Mete, okçulukta birincilik madalyası takmadan önce senelerce sırt kaslarını geliştirmek için yüzmeye gidiyor, vücudunun ve ellerinin koordinasyonunu geliştirmek için piyano çalıp basketbol oynuyor, görmek ve bakmak arasındaki farkı algılayabilmek için resim kursunda zaman harcıyor. 22 yaşında olimpiyat şampiyonu olan Mete Gazoz, adeta Gladwell’in teorisinin sağlaması oluyor.

Müzik, teknoloji ve okçuluk alanından örnekler göstererek Malcolm Gladwell’in ortaya çıkarttığı 10.000 Saat Kuralı’nı anlatmaya çalıştık. Konuyu daha da perçinlemek için bu kez de rotayı futbola çevirelim. Dünyanın en popüler sporu olan bu oyunun, verdiğimiz örneklerden en temel farkı bireysel değil takım halinde mücadele ediliyor olması. İstikrar ve çok çalışmaya dayanan 10.000 Saat Kuralı’nın futboldaki yerini birazdan bahsedeceğimiz futbol takımları üzerinden değerlendirelim.

BEŞİKTAŞ 1992

10.000 Saat Kuralı ve Beşiktaş

1980 senesinde ligin son maçına çıkan Beşiktaş deplasmanda Zonguldakspor’u 1-0 yenerek küme düşmekten son anda kurtulur. Tarihinin en kötü sezonu geçiren siyah beyazlı kulübün özkaynak(alt yapı) hocası ve aynı zamanda teknik sorumlusu olan Serpil Hamdi Tüzün maç sonunda yapılan ağır eleştirilere kulak asmayıp ‘’Türk futbolunun geri kalmışlığına gerçekçi bir teşhis koyduk. Gelecek Beşiktaş’ındır, buna adım gibi inanıyorum.’’ cümlesini kurarak önceki yıllarda gençlere yapılan yatırımdan vazgeçmeyeceklerini vurguluyordu. Serpil Hamdi kolay olanı seçseydi, pekala birkaç transfer yapar günü kurtarabilirdi ancak zor olanı ve istikrarı tercih etti.

Tercihi zor olandan yana kullanan Serpil Hamdi Tüzün, Beşiktaş’ın özkaynağından Metin Tekin, Feyyaz Uçar, Ali Gültiken, Gökhan Keskin ve Rıza Çalımbay’ı A takıma kazanırdı. Anadolu’yu didik didik tarayan Tüzün; Boluspor’dan Recep Çetin’i, Kahramanmaraş’tan da Mehmet Özdilek’i takıma monte etti. İskelet kadrosunu bu futbolcularla oluşturan Beşiktaş’a Gordon Milne teknik direktör olarak getirildi. İlk iki sezonda da şampiyonluk gelmedi. Milne’nin görevine son verilmesi gündemdeyken başkan Süleyman Seba da tercihini istikrardan yana kullanarak İngiliz teknik adamla yola devam etme kararı aldı. Bu hamleden sonra yıllarca beraber antrenman yapan, beraber çalışan takımın oyun alışkanlığı gelişti, daha pratik oldular ve düzenli çalışmanın karşılığını 1989/1990 -1991/1992 sezonları arasında üç sezon üst üste şampiyon olarak aldılar. 48 maç yenilmediler ve üst üste 4. şampiyonluğu da averaj ile kaçırdılar.

BARCELONA 2011

10.000 Saat Kuralı ve Barcelona

İspanya’nın dev kulübü 1990’lı yılların sonunu ve 2000’li yılların başını başarısızlıklarla geçiriyor, eski günlerinden uzak bir görüntü çiziyordu. Bu durumdan rahatsız olan yönetim pahalı transferler yapıp, var olan düzeni yıkıp yeniden inşaata başlamak yerine tercihini sabırdan, düzenli çalışmadan ve istikrardan yana kullandı ve kendi kaynaklarına yönelmeye başladı. Zamanla La Masia akademisinden Xavi, Iniesta, Messi, Pique ve Busquest gibi oyuncular takıma yerleştiriliyordu. Üstüne Barça’nın Johan Cruyff ekolünü bilen Pep Guardiola da teknik direktör olarak görev almaya başlayınca peri masalı başladı. 2009 yılında kazanılabilecek olan toplam 5 kupayı da kazanan Barcelona başarılması güç olan bir zafere imza atıyordu. Barça; en büyük rakibi olan, kadrosunu milyonlar harcayarak oluşturan Real Madrid’i Kasım 2010’da 5-0 yenerek Madrid ve Jose Mourinho’ya en ağır yenilgilerinden birini tattırıyordu. Bu unutulmaz galibiyetin altını biraz deşersek aslında tesadüf olmadığını anlarız. Çünkü Real Madrid yeni kurulmuş bir takımdı, yani Gladwell’in 10.000 Saat Kuralı’nı henüz tamamlayamamışlardı. Barça ise yıllar önce temeli atılmış, yüzlerce kez beraber antrenman yapmış, yüzlerce kez beraber maç yapmış, yüzlerce kez aynı oyun mantalitesini saha yansıtmış bir kulüptü. Barcelona, o sezon Şampiyonlar Ligi kupasını İngiliz devi Manchester United’i 3-1 mağlup ederek, son 3 sezonda 2. kez müzesine götürecekti. Bir süre sonra ise İngiliz ekibinin efsane teknik direktörü Sir Alex Ferguson Barça için ‘’Gördüğüm en iyi futbol takımı’’ yorumunu yapacaktı.

ALMANYA 2014

İşte 2014 model Almanya

Almanya da tıpkı yukarı verdiğimiz Beşiktaş ve Barcelona örneğinde olduğu gibi dibe vurmuş haldeydi. 1998 Dünya Kupası çeyrek final karşılaşmasında Hırvatistan’a 3-0’lık ağır bir skorla yenilip turnuvaya veda etmişlerdi. 2 sene sonra 2000 Avrupa Şampiyonası’nda 1 gol atarak şampiyonayı sadece 1 puan alarak tamamlamışlardı. Kadrosunda da birçok futbolcu miadını doldurmuş, yaşlanmış vaziyetteydi. Almanlar da tıpkı Beşiktaş ve Barcelona’nın yaptığı gibi doğru teşhis koydular. Sonra ise tedaviye başladılar.

Almanya futbol otoritesi, Türkiye gibi teknik direktörünü değiştirmek yerine geleceğin şampiyon takımını oluşturmak için devrim gibi kararlar aldı. 2000 yılından sonra Bundesliga 1 ve Bundesliga 2 ekiplerini oluşturan toplam 36 takıma altyapı tesisi oluşturma zorunluluğu getirildi. İlk yıllarda Almanya Futbol Federasyonu bu çalışmalara 50 milyon Euro’ya yakın destekte bulundu, 10 sene sonra ise bu miktar yaklaşık 600 milyon Euro’yu bulacaktı. Şampiyonlar Ligi ve UEFA Avrupa Ligi’nden elde edilen gelir ise oluşturulan puanlama sayesinde kulüplerin altyapı çalışmalarına katkı sağlıyordu. Çalışmaların sonucunda Podolski, Mesut Özil, Khedira, Götze, Müller, Kroos ve sayamadığımız birçok genç yetenek Alman futbolunun bir parçası olacaktı.

Almanya’nın başlatmış olduğu bu devrim bir günde meyvesini vermeyecekti. 2006 Dünya Kupası’nda yarı final, 2008 Avrupa Şampiyonası’nda final, 2010 Dünya Kupası’nda yarı final, 2012 Avrupa Şampiyonası’nda yine yarı final oynadılar. Belki mutlu sona ulaşamıyorlardı ama artık Kroos, Müller’e ne zaman pas atacağını biliyordu; Mesut, kafasını kaldırmadan Götze’nin nerede olduğunu kas hafızası sayesinde ezberlemişti… Panzerler, 2000’li yılların başında yapmış olduğu yatırımın tam karşılığını 2014 Dünya Kupası finalinde Messi’li Arjantin’i 1-0 yenerek alıyordu. Almanların kazandığı Dünya Kupası yıllarca süren düzenli çalışmanın, kadro istikrarının, çıkılan yoldan asla taviz verilmemenin ürünüydü.

Lise yıllarında Washington Üniversitesi’nde saatlerce kod yazarak kendine temel oluşturan, hedefleri için asla düzenli çalışmaktan vazgeçmeyen Bill Gates ile yoğun baskılara rağmen doğru bildiği yoldan şaşmayan, günlük başarının peşinde koşmayıp geleceğin Beşiktaş’ını düşünen Serpil Hamdi Tüzün, Gordon Milne ve Süleyman Seba’nın arasında hiçbir fark yoktur.

Tüm dünyayı sallamadan önce Almanya’nın ücra köşelerinde her gün saatlerce gırtlak patlatan The Beatles ile on binlerce kez beraber oynama fırsatı yakalamış, yıllarca “Cruyff mantalitesiyle” top oynayan Iniesta’lı, Xavi’li, Messi’li rüya takım Barcelona’nın çıktıkları yol ile ulaştıkları hedef aynıdır.

2000’li yılların başında dibi gören, hedefe ulaşmak için yıllarca altyapıya yatırım yapan, bunun sonucunda 2014 Dünya Kupası’nda Arjantin gibi dünya futbolunun önemli markalarından birini yenerek kupayı kaldıran Almanya ile kas hafızasını oluşturmak, vücudunu otomatik pilota bağlamak için yüzme, resim, piyano dersleri alan ve yeteneğini geliştirmek için saatlerce pratik yapan, hikayesinin sonunda ise olimpiyat madalyasını göğüsleyen Mete Gazoz’un, zafere bir günde ulaşmadıkları bariz bir şekilde ortadadır.

Malcolm Gladwell 10.000 Saat Kuralı üzerinden anlattıkları ile Bill Gates’ın, Beşiktaş’ın, The Beatles’ın, Barcelona’nın, Mete Gazoz’un ve Almanya’nın yaptıkları bizi aynı yola çıkarıyor: ‘’En iyi manzaralar en zor tırmanışlardan sonra görülür.’’


Bunlar da ilginizi çekebilir;

Alman Teknik Direktörler: Milli Takımda Bir Felsefe İnşa Etmek

Gol Sayısı ve Şampiyonluk: Rakamlar Oyunu

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More